Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
24.11.2007 15:18

Ankara’ya baktığımız için hırpalanıyoruz – Ruşen Çakır

 

DTP'li Selahattin Demirtaş: Kuzey Irak’a değil Ankara’ya baktığımız için hırpalanıyoruz

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, partisinin Büyük Ortadoğu Projesine dahil olmak istememesi ve çözümü Türkiye içinde araması nedeniyle bu kadar çok hırpalandığını ileri sürdü.

DTP içinde farklı eğilimler ve iktidar odakları, bunlar arasında da kıyasıya bir çekişme var. Nurettin ve Selahattin Demirtaş kardeşler bir süredir DTPnin en güçlü figürleri olarak telaffuz ediliyorlardı. Nitekim Diyarbakırdan Meclise giren Selahattin Demirtaş DTP Grup Başkanvekili oldu. Bir süre sonra da ağabeyi Nurettin Genel Başkan seçildi. Selahattin Demirtaş sorularımızı şöyle cevaplandırdı:

Parti olarak Türkiyenin şu an içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiyede bir kriz hali söz konusu. Ama bu bizden, seçimlerden çok önce başlamıştı. Bu aslında Kürtlerle, Kürt sorunuyla ilgili bir kriz de değil. Türkiyede sistem bir tıkanıklık yaşıyor, bunu aşamıyor. Sistemin kriz çözme yetisi yok. Yani rejimin demokratik olmamasından kaynaklı olarak zaman zaman yaşanan krizlerden birini yaşıyoruz. Daha önce cumhurbaşkanlığı kriziydi, şimdi DTP krizi, belki daha sonra türban krizi olur.

Yaşanan DTP krizi mi PKK krizi mi?

Mecliste grubumuz olduğu için daha çok DTP üzerinden yürüyor tartışmalar ama yaşanan bir Ortadoğu krizidir. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında yeni bir Ortadoğu yaratılmak isteniyor. Kürtler de bunun bir parçası. Hem Kuzey Iraktaki, hem Türkiyedeki Kürtler bir şekilde bu projeye eklemlenmeye çalışılıyor. DTP ise buna direniyor. BOP içinde değil, Türkiyenin demokrasi projesinde yer almak istediği için bu kadar hırpalanıyor.

İfade sorunumuz var

BOP dahilindeki proje nedir?

Kuzey Irakta bir Kürdistana doğru gidiş var. ABDnin güdümünde bir devletleşme olacak. Ne kadar veya ne kadar süreyle bağımsız olur, kestiremiyoruz ama olacağı kesin. İşte bu devletleşme süreci içerisinde Türkiyede yaşayan Kürtlerin tepkileri ölçülmeye, zaman zaman hareketlendirilmeye çalışılıyor. Öncelikle orasının Türkiye Kürtleri için bir çekim merkezi olup olmayacağı anlaşılmaya çalışılıyor. Eğer çekim merkezi haline gelirse, buradakilerin de oraya sevdalanması veya başka bir arayışa girmesi hesap edilecektir. Ama Türkiyedeki Kürtler, DTPnin öncülüğünde, ısrarla, yönünü Ankaraya döndüğünü, çözümü burada aradığını ifade ettikçe alabildiğine hırpalanıyor.

Halbuki size karşı olan çevreler, tam da bu söylediklerinizin aksine, sizlerin Irak Kürtleriyle birlikte hareket ettiğinizi, o büyük projenin parçası olduğunuzu düşünüyorlar.

Kendimizi ifade etme bakımından sıkıntılı olduğumuz açık. Bunda, pozitif yön ve düşüncelerimizi yeterince işlemeyen medyanın da belki payı vardır. Meclise girdiğimizden beri bu konular yerine Sebahat Tuncelin saçları, bir başkasının ayakkabısı işleniyor. Deneyimsizliğimiz, siyasi birikim eksikliğimiz etkili olmuştur fakat DTPye yönelik siyasi bir linç kampanyası içinde kendimizi anlatma olanağı pek bulmadık. Şu anda Türkiyede yaşayan Kürtler, DTPli olsunlar ya da olmasınlar, çok büyük oranda, çözümün Türkiyede olduğuna yürekten inanıyorlar. Kuzey Iraktaki gelişmelerden memnuniyet duyulsa da orası bir umut, bir çekim merkezi olarak görülmüyor. İnsanlar Türkler ve diğer etnik kökenli insanlarla birlikte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamak istiyorlar. DTP de bunun politikasını yapmak zorundadır.

Bölücü değiliz

Özetle BOPda yer almadığımız için başımıza iş alıyoruz diyorsunuz...

Bunun uluslararası ayaklarını ispatlama şansımız belki yok ama başka türlü anlamlandıramıyoruz. Biz ısrarla bölücü değiliz diyoruz, Türkiyede tek devlet olmalı diyoruz, resmi dil Türkçe olmalı diyoruz, bayrak hepimizin bayrağı diyoruz. Kürtler olarak bu sistem içinde daha fazla demokratik hak istiyoruz diyoruz. Bütün bunlara rağmen bize Hayır siz bölücüsünüz denildikçe başka şeylerden şüphelenmeye başlıyoruz.

Dağlıca ile başlamadı

Peki terör ne olacak? Gabar, Dağlıca baskınları...

Her şeyden önce bunlar olmamalıydı. Türkiyeye yönelik bu tür silahlı eylemler asla olmamalı. Eğer PKK gerçekten siyaset yapmaya niyetliyse bunu silahsız yapmalı, devlet de buna olanak sağlamalı. Kürt sorununu Dağlıca baskınıyla başlamış gibi tartışmak inanılmaz bir yanılgıdır. Abdullah Öcalanın yakalandığı 1999dan sonra Türkiyede yaşananlar incelenirse Dağlıca baskınının siyasi nedenleri daha iyi anlaşılır. Bu sürede PKKya silah bıraktırmak için çok sayıda fırsat ele geçti. PKKnın ateşkes uygulamasına karşı sağlıklı bir tavır ortaya çıksın diye çok uğraştık. Yüzlerce sivil toplum örgütünün temsilcileri olarak Ankara’ya seferler düzenledik, çok sayıda görüşme yaptık. PKK’nın bölgedeki güç ve etkisini biliyorduk. Bu nedenle “Örgütü bitirdik, bu yüzden ateşkes ilan etti” şeklindeki değerlendirmelerin yanlış olduğunun farkındaydık. İçimizde PKK ve DTP’ye karşı olanlar da vardı. Devletin bir adım atması durumunda bu işin hallolacağını düşündük. “Topluma Kazandırma Yasası”nın makul ölçülere büründürülmesi için çok uğraştık. Ama ısrarla PKK’nın bittiği, bitmiş bir örgütün de muhatap alınmayacağı şeklinde cevaplar aldık. Silahlı bir örgüt yıllarca dağda kalacak, ama eylem de yapmayacak. Örgüt “İnmek istiyorum” diyecek ama devlet de indirmek için bir şey yapmayacak. Bu çok büyük bir siyasi hatadır. PKK da bir gün silahlarını bırakacak. Bitmiyorsa, pişman olmuyorsa, teslim olmuyorsa o zaman o ana kadar kullanılmamış bir yöntem denenmeli. Belki Başbakan’ın şu an ifade etmeye çalıştığı da budur.

Potansiyel militanlar

Böyle bir ihtimalin denendiğine inanıyor musunuz?

Evet bu deneniyor, denenmek isteniyor. Çünkü diğer yöntemler denendi olmadı.

Şimdiki lider kadroyu muhatap almak yerine, örgütün beyin merkezini dağıttıktan sonra alt düzey kadroların dönüşü teşvik edileceğe benziyor...

Bunu düşünenler olabilir ama bu coğrafyada bu tutmuyor. Öldürdüğünüz her örgüt militanıyla potansiyel onlarca yeni militan yaratmış olursunuz. Özellikle mağdur olduklarına inanan, işsiz ve yoksul Kürt gençleri bu potansiyeli hep diri tutuyor. Bu nedenle, “Bir kısmını öldürürüz, diğerleri de silah bırakmak zorunda kalır” gibi projelerin hayata geçme şansı pek yok.

Siz gerçekten DTP’nin kapatılmasını istiyor musunuz?

Bu çok saçma. Zorlu bir seçim sürecinden sonra daha yeni Meclis’e girdik. Üç ay sonra kapatılmayı isteseydik bu kadar uğraşmazdık. Dışarıda yapacağımız şeylerle de kapattırabilirdik partiyi. Bu kadar olanak varken, demokratik zeminde kendimizi ifade etme fırsatlarını yakalamışken niye kendimizi kapattıralım!

LİNÇ KAMPANYASI’NDAN ŞİKAYETÇİ

Kardeşi DTP Başkanı olan Selahattin Demirtaş partisinin Meclis Grup Başkanvekili. Demirtaş diğer partililer gibi ısrarla bölücü olmadıklarını, kendilerini ifade etme fırsatı verilmedğini ve bir linç kampanyası yürütüldüğünü söylüyor.

PKK’nın dağdan inmesini biz de istiyoruz

Parti olarak yeni bir açılım hazırlığınız var mı?

Bizi örgütün yan kolu olarak suçlasalar da şöyle bir avantajımız var: Biz PKK’yı en iyi tanıyan partiyiz. PKK’nın çok etkili olduğu bir tabandan oy alıyoruz. İnsanların niye dağa gittiklerini ve nasıl ineceklerini biliyoruz. Neden bu deneyimimizden ya da bu özelliğimizden faydalanılmıyor? Evet örgüt inmeli, silahını bırakmalı. Ama bunun makul, gerçekleşebilir bir projeyle yapılması gerekir. Bu konuda herkes bu yönümüzden faydalanmalı.

Yani köprü olmak istiyorsunuz...

Evet, “PKK’yı nasıl indirebiliriz?” tartışmalarına, toplantılarına biz de dahil edilmeliyiz. Bu konuda bize güvenilmeli. Çünkü biz de PKK’nın inmesini istiyoruz. Çünkü onlar silahla dolaşırken bizler politika yapmakta zorlanıyoruz. Çünkü eylemler devam ettikçe sivil siyasetin şansı yok. Yani güçlenebilmek için PKK’nın silahlarını bırakmasını sağlamalıyız. Şimdi Washington’dan da onaylandığı söylenen proje uygulanmaya başladı. İşte biz bu projenin içinde yer almak istiyoruz. Bu projenin eksikleri, yanlışları varsa düzeltmek istiyoruz; çünkü gerçekleşsin istiyoruz.

Abdullah Öcalan dışlanarak bir çözüm mümkün mü?

Onun sıfır etkisi olduğunu düşünüp bir proje yürütmek ne DTP, ne de devlet açısından mantıklı olur. Devlet de bunu yapmıyor zaten. Konuyu tartışırken onu bir yere koyuyor. Biz de öyle yapıyoruz, çünkü söyledikleri ya da söylemediklerinin parti tabanı üzerinde bir etkisi var. Ondan da öte örgüt üzerinde bir etkisi var. Dolayısıyla İmralı’dan geçen yol, örgüte silah bıraktırmanın en kestirme, en sancısız yoludur. Devlet bunu neden denemiyor, onu neden kullanmıyor? Bunu anlamakta zorlanıyoruz açıkçası. Belki var da bilmiyoruz. Eğer gerçekten Öcalan savaşı yeniden başlatmışsa, o zaman durdurabilir de.

Vatan / 24.11.07


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30