25.11.2007 18:56
PKK’ye karşı üçlü paket
Ruşen Çakır
Washington ile Ankara üç aşamalı bir plan üzerinde anlaştı. İşte tasfiye planı : 1) Anlık istihbarat ulaşacak. 2) Lider kadro teslim edilecek 3) Irak’taki kamplar dağıtılacak
ABD’de Türkiye üzerine çalışan araştırmacılardan PKK konusunu en yakından takip edenlerden biri Dr. Soner Çağaptay. Washington Enstitüsü’nün Türkiye programını yöneten Dr. Çağaptay ile İstanbul’da, “PKK’yı tasfiye planı”nı tartıştık:
* Kapsamlı plandan söz ediliyor. Doğru mu?
Washington’da, ABD yönetimine yakın bazı isimlerle görüşmemden böyle bir planın varlığını duymuştum. Bu plan Rice’ın Gül ile yaptığı uzun ve baş başa görüşmede kesinleştirildi. Her ne kadar PKK’ya karşı eylem planı Ankara’da kotarılmış olsa da, bir kamu diplomasisi manevrası olarak, “AKP istediğini aldı” imajını yaratmak için bunun açıklanması Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretine bırakıldı.
* Planın içeriği konusunda farklı rivayetler var. Sizin bilgileriniz neler?
Üç temel paketten söz etmek mümkün. Bunlardan ilki, “koruyucu hekimlik” olarak tanımlayabileceğimiz ortak istihbarat çalışması. ABD, teröristlerin Dağlıca baskınının yarattığı infiali gördü ve düğmeye bastı. Bu mekanizmanın teknik kısmının tesis edildiğini biliyorum. Bir-iki gün içinde hayata geçecektir. Hayata geçtiği zaman, yani Amerikan uydularının yakaladığı bazı imajlar eşzamanlı olarak Genelkurmay’ın bilgisayarlarında izlenmeye başlandığında, sınırı geçmek isteyen PKK’lılar önceden saptanabilecek, Dağlıca gibi baskınların yaşanması engellenebilecek.
* Peki ikinci paket ne?
Elebaşıların teslimi. Aslında ne zamandır bu konu gündemde. Ama sorun şu: Kim teslim edilecek? Bir zamanlar sadece Öcalan vardı, şu ansa üçlü bir liderlik tarafından yönetiliyor PKK. Tepede Murat Karayılan’ın, hemen altında Cemil Bayık ve Feyman Hüseyin’in yer aldığı bir yapı. Yani bu üçlü içinden birileri ya da tümü teslim edilirse ancak örgüte ciddi bir darbe indirilebilir. Örgütün ideologu olan Duran Kalkan gibi bu üçlünün dışındaki isimlerin tesliminin anlamı daha çok sembolik olur; PKK’ya darbe indirmiş olunacağı kesin değildir. PKK geleneğinde liderlik çok önemli olduğu için bu üçlüden biri veya tümünün teslimi çok ciddi bir darbe olur. Kısa sürede bu konuda gelişme bekliyorum ama sorun şu: ABD, Türkiye’nin istediklerini mi yoksa Irak Kürtlerinin razı olduğu isimleri mi yakalayıp verecek?
* Peki PKK kamplarını vurma söz konusu değil mi?
Onu da üçüncü paket olarak görebiliriz. Bu adım, PKK’nın K.Irak’ta oluşturduğu altyapının çökertilmesi bakımından önemli. 1990’larda Türkiye’nin gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatlar, özellikle 1995-97 arasındakiler PKK’yı yok etmediyse de felce uğrattı diyebiliriz. 2003’ten sonra Türkiye’nin sınır ötesi operasyon yapamaması PKK’ya hayal bile edemeyeceği bir hayat sahası sağladı. Hem kadrolarını takviye etti, lojistiğini güçlendirdi, hem de yeni bir liderlik kadrosu oluşturdu. 2003-2007 arasında PKK, tıpkı 1990’lardaki gücüne kavuştu diyebiliriz. Birinci versiyonu kadar tehlikeli bir PKK ile karşı karşıyayız.
* Ne kadar militan söz konusu?
Türkiye içinde 1500-2000 kadar, K. Irak’taysa 3500-4000 arası. Hatta 5000 olduğunu söyleyenler de var. Sonuçta 5000 ila 7000 arası ki bu ciddi bir rakam. Çünkü PKK bu gibi sayılara en son 1990 ortalarında sahipti. Sınır ötesi operasyonlar üye sayısını da azaltmıştı. 2002-03 arasında toplam üye sayısı 3000’lerin altındaydı. Bu rakam 2005’te 5000’e, 2006’da 7000’e çıktı. Bu grafik devam eder, yani PKK Türkiye’ye saldırıp herhangi bir bedel ödemeden K. Irak’ta kalmaya devam ederse 10 bin militana kadar ulaşabilir.
* Bütün bu planın ana hedefi nedir? K. Irak’tan PKK’yı atmak mı, ona belli bir darbe indirmek mi?
Amerikalılar, Türkiye’nin blöf yapmadığını anladılar ve PKK’yı daha fazla ihmal edemeyeceklerinin farkına vardılar. Bu 1998’de Suriye’ye yönelik stratejiye benziyor. Terörle mücadelede en önemli öğe komşu ülkelerden desteğin kesilmesidir. Terör örgütleri hep varolur ama sorun bunun yüzlerle mi, binlerle mi, onbinlerle mi ifade edileceğidir. Bugün PKK’nın K. Irak’ta bulduğu hayat sahası 1980-90’larda Suriye’de sahip olduğuna benzerdir. Dolayısıyla PKK’nın bu hayat sahasını bir an önce kapatabilmek gerekiyor. Bunun için KDP ve KYB’nin PKK’ya gösterdikleri hoşgörünün bir an önce bitmesi gerekiyor.
* Silahlı önlemlere ek olarak siyasi açılımların da yapılacağı, hatta bir tür af ilan edileceği söyleniyor...
Bu çok tehlikeli bir yaklaşım olur. Görünüşte PKK’nın silahları bırakması tabii ki çok iyi olur. Ama örgüt bir pazarlık unsuru olarak şiddete başvurmaktan temelde vazgeçmeyeceği için her an siyasi süreç kesilebilir.
* Türkiye ile ABD’nin siyasi açılımlar konusunda mutabık oldukları doğru değil mi?
Bu işin siyasi veçhesi Washington ya da Ankara’da değil Erbil ve Süleymaniye’de kotarılıyor. Onlar PKK’lılara zarar gelmeden bu konunun çözülmesini, bu nedenle de nerdeyse genel affa yakın bir uygulamanın yürürlüğe konmasını, aranan 150 PKK liderine de başka ülkelerin, mesela Irak’ın vatandaşlıklarının verilmesini istiyorlar. Irak Kürtleri için PKK kısa vadeli bir sorun değil, Türkiye’ye karşı orta vadeli bir pazarlık aracıdır. PKK’yı, kardeşleri olan Türkiye Kürtlerinin sevmedikleri bir örgütü olarak görüyorlar. Irak Kürtlerinin önümüzdeki aylarda Kerkük’ün geleceği gibi konularda Türkiye’den siyasi bazı talepleri olacak. Kerkük pazarlığı için PKK kartını kullanmak istiyorlar. İkinci olarak, bütün hesaplarını Irak’ın dağılması üzerine kuran Kürtler, böyle bir durumda siyasi geleceklerinin Türkiye’nin tanıması için PKK’yı feda etmeye hazırlar. Özetle Irak Kürtleri PKK’yı sevmiyor, ama kullanıyorlar, gerektiğinde feda etmeye de hazırlar ama şu anda bu kartı Türkiye’ye vermek istemiyorlar. Çünkü büyük pazarlığın henüz başlamadığını düşünüyorlar.
Bu tedbirler PKK’yı yok etmez
* Irak Kürtlerinin nötr kalması yeterli olur mu? Bugün daha aktif katkıları gerekmez mi?
Geçmişte Irak Kürtlerinin iki tür desteği olmuştu. Birincisi peşmergeler Türk ordusuyla birlikte PKK’ya karşı savaştı. İkincisi istihbarat sağladılar. Bugün birincisi mümkün bile değil. Kardeş örgüt olarak gördükleri ve kendi kamuoylarının sempatiyle baktığı PKK ile asla savaşmazlar. İkincisine gelince: İstihbarat sunsalar dahi Türkiye’nin güvenip bunları kullanacağını sanmıyorum. Çünkü PKK kampı diye saldırılacak bir yerin sivil yerleşim çıkması durumunda gelebilecek tepkileri çok iyi biliyorlar. Iraklı Kürtlerin Türkiye’ye sunabileceği en büyük katkı, PKK’nın hayat damarlarını kesmek olur. Iraklı Kürtler istemediği takdirde PKK ekmek dahi bulamaz. PKK’lılar sadece dağlarda değil Erbil ve Süleymaniye’de de dolaşıyorlar. Karayılan böbrek hastası, Erbil’de tedavi görüyor; Iraklı Kürtler onun doktor randevu takvimini bile biliyorlar.
* Peki planın başarı şansını nasıl görüyorsunuz?
Her üç paket de uygulanacağa benziyor. Sınır geçişleri duracağı için yeni büyük saldırılar olmayacak. Bazı liderler yakalanıp verilecek ve bu PKK’ya darbe olacak. Sembolik olsa dahi, PKK kamplarına yönelik operasyonlar da Türkiye ile ABD’nin ortak mücadele idaresini göstermiş olacak. Ama bu tedbirlerin hiçbiri PKK’yı yok etmeyecek. Üçü de şu anda yaşanan acıyı dindirmeye yönelik tedbirler. PKK, büyüyen bir terör olgusu olmaya devam edebilir. Türkiye için en ciddi risk PKK’nın kış uykusuna yatması, bu süreçte tek yanlı ateşkes ilan etmesi ve baharda karşımıza şu andakinden daha güçlü, daha büyük bir örgüt olarak çıkmasıdır. Sonuç olarak, şu anda Iraklı Kürtler PKK’nın kamplarını kuşatarak yeni saldırılar yapmasını, ABD ise sınırdan sızmaları engellemek için istihbarat işbirliği yapıyor. Ama Iraklı Kürtler PKK’ya destekten vazgeçmedikleri ve çok büyük çaplı harekatlar olmayacağı için mesele hallolmuyor, sadece Türkiye ağrı kesici alarak acılarını azaltıyor. (Vatan)
kurdistan-post / 25 Kasım 2007