Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
26.11.2007 06:33

Başbakan'ın demokrasi dersi ve gerçekler – Koray Düzgören

 

Cumartesi sabahı Başbakan Erdoğan'ın, partisinin istişare toplantısınu açarken yaptığı konuşmayı dinledim.

Başbakan'ın iyi bir hatip olduğu muhakkak. Çok ikna edici ve dinleyene güven verici bir üslubu var.

Konuşmasında önemli şeyler söyledi. Demokrasiden, çok seslilikten söz etti.

Adeta bir demokrasi dersi verdi.

Başbakan, çoğulculuğu ve farklılığı savunuyordu. “Bize göre çoğulcu demokrasi farklı düşüncelerden rahatsız olan bir demokrasi değildir. Aksine farklı düşüncelerin bir ortak aklı kavuşturucu sistemin adıdır. Bu ülkenin bütün şarkılarını, bütün türkülerini birlikte söyleyeceğiz” dedi.

Normalde bir politikacının bu lafları bu kadar uygun kelimelerle ifade ediyor oluşu onun ya iyi danışmanlara sahip olduğuna ya da iyi edebiyat yaptığına delalet eder.

Tabii her ikisi de söz konusu olabilir.

Yalnız bu sözler edebiyat amaçlı mı söylendi, yoksa Başbakan'ın içtenlikle inandığı değerler mi tabii tam olarak kestirebilmek mümkün değil.

Çünkü aynı Başbakan'ın yeri geldiğinde farklı laflar ettiğini de biliyoruz.

Aynı Başbakan'ın en yakın çalışma arkadaşları bir yandan da farklı fikirleri, farklılıkları hainlikle suçlamaya devam ediyorlar.

Diyeceksiniz ki politika bu. Biri demokrasiden söz ederken, diğerleri radikal milliyetçiliği, hatta yasakları savunabilir.

İşin bu tarafına girmek istemiyorum.

Ben cumartesi sabahı dinlediğim Başbakan'a inanmak istiyorum.

Hatta bu lafları söyleyen Başbakan nedense iş, 301'inci maddeye gelince daha farklı şeyler söylemeyi tercih ediyor olsa bile.

Aynı Başbakan'a, mesela Hrant Dink savasını dikkate almamış, Şemdinli davasında gerçeğin örtbas edilmesine göz yummuş, memlekette esmekte olan polis şiddetine “dur” deyip masum vatandaşların yaşam hakkını savunamamış olsa bile, inanmak istiyorum.

“Eğer anlayış buysa, bunlar da zamanla düzelir” demek istiyorum.

Ama yine de bir sürü şey daha var, insanın Başbakan'ın bu parlak söylevine kendisini kaptırmasını engelleyen.

Başbakan o konuşmasında daha sonra sözü malum, Kürtler ve DTP meselesine de getirdi.

“Kimsenin kimseyi kenara itmeye hakkı yoktur. Atatürk'ün en büyük başarısı, etnik kökeni, dini inancı ne olursa olsun milletin bütün fertlerini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığında birleştirmiş olmasıdır. Bu bağı özenle korumak zorundayız” dedi.

Bu da güzel. Başbakan bu sözleriyle Kürtlerin ne olursa olsun dışlanmaması gerektiğini ifade ediyor.

Sonra da şu önemli saptamaları yaptı:

“Herkes kendini özgürce anayasal düzen içinde meşru yollarla demokratik zeminlerde ifade edebilmelidir. Demokrasi, içindekileri dönüştürme gücüne sahiptir, kendisini koruması için çalıştırılması için yeterlidir. Demokrasi için gerçek tehlike, içindekilerden değil dışında kalanlardan gelir. Çünkü hiçbir sistem, dışında kalanlara nüfuz etme imkanına sahip değildir. Kimse demokratik zeminin dışına itilmesin istiyoruz.”

Başbakan arkasından DTP'ye dönüp son günlerde sık sık tekrarladığı bir çağrıyı yineledi:

“Terörle ve şiddetle henüz yollarını ayıramayanları tercih kullanmaya çağırıyoruz. Onların demokratik zeminlerde kalmalarını bizim arzu etmemiz tek başına yeterli değil. Onların da, ikisinin bir arada olmasının mümkün olmayacağını anlayıp terör yerine demokrasiyi tercih etmeleri gerekir samimi bir şekilde. Demokrasiden haklarınızı korumasını bekliyorsanız bu kadarı da demokrasinin hakkı olmalıdır.”

Bu noktada, Murat Belge'nin 23 Kasım tarihinde Radikal'de çıkan bu meseleyle ilgili önemli yazısını hatırladım.

Belge bu yazısında, Kürtlerin ve DTP'nin demokratik zeminler içinde kendilerini ifade etmelerinin öyle pek de istenmediğini anlatıyor ve DTP'ye yönelik “Ya demokrasi ya terör”çağrılara değinerek şunu soruyordu:

“DTP; şimdi söylediklerini söylemekten vazgeçip bizim istediklerimizi söylemeye başlarsa ne olacak? Oy oranı nereye varacak? Öyle bir oranla kimleri temsil edecek?

Bizim, 'biz' gibi konuşmaya ikna ettiğimiz parti, sonra bütün Kürtleri de, 'bizim gibi' düşünmeye ikna edecek mi?

Bu mu, istediğimiz.

Yani biz, dönüp dolaşıp, Kürtlere 'Siz aslında yoksunuz' mu diyoruz hâlâ ve onların da 'Evet, haklısınız, biz yokuz' demesini mi bekliyoruz?”

Babakan, “Kimse demokratik zeminin dışına itilmesin” diyor ama burada sonuç öyle oluyor. DTP'ye oy vermiş 2 milyon seçmen demokratik zeminin dışına itilmiş oluyor.

Bu hatırlama beni kısa sürede gerçeğe döndürüyor.

“Başbakan güzel konuşuyor ama, her sözünü de tartışmasız kabul etmek pek akılcı değil” diye düşünüyorum.

Öyleyse tartışmaya devam.

Yeni Şafak / 26.11.07


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30