Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
27.11.2007 08:07

Kalkan: Güney’deki oluşumu PKK ayakta tutuyor – Halit Ermiş / Doğan Çetin

 

PKK’nin 29’uncu kuruluş yıldönümü dolayısıyla ANF’ye konuşan PKK’nin kurucu kadrolarından KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, PKK’nin Güney Kürdistan’ın çıkarlarına zarar verdiği iddialarının maksatlı olduğunu söyledi. Güney Kürdistan'daki mevcut oluşumun 1990'lı yıllarda PKK'ye karşı savaş ittifakının rüşveti olarak, Türkiye tarafından KDP-YNK'ye verildiğini söyleyen Kalkan, ‘’Kürt devletleşmesini PKK doğurttu, kime doğurttu? Türkiye'ye doğurttu, ABD'ye doğurttu. Nasıl ki PKK Güneyde Kürt devletleşmesinin ebeliğini yaptıysa şimdide bu devletleşmenin gelişimi ve savunmasında aynı rolünü sürdürüyor. PKK'nin Güneydeki gelişmelerle ters olma ya da ona zarar vermekten öteye varlığıyla Güneydeki sistemi ayakta tutuyor. PKK olmazsa bir anda yok olur, çöker gider’’ dedi.

PKK’nin 29’uncu kuruluş yıldönümü dolayısıyla ANF’ye konuşan PKK’nin kurucu kadrolarından KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, söyleşinin ikinci bölümünde güncel gelişmeler ve PKK’nin bölgedeki rolünü değerlendirdi. Kalkan ikinci bölümünde güncel gelişmeler ve PKK’nin bölgedeki rolünü değerlendirdi.

ÖZEL HARP DAİRESİ YENİ BİR TOPLUM YARATMAYA ÇALIŞIYOR

‘’Türkiye siyasetinde ve düşünce alanında ciddi bir karmaşa yaşanıyor. Bu Türkiye siyasetinin Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü yansıtıyor. Aynı çözümsüzlük bütün Ortadoğu'ya ve uluslararası alana da dayatılmak isteniyor. "Kürdü yok sayın, PKK'yi düşman ilan edin ve uluslararası komplo çerçevesinde saldırıp ezelim" ilkesi dayatılıyor. İşin kolay yanı bu, bu politika, Türkiye yöneticilerinin zihniyetinden kaynaklanıyor. Toplumda değil, devlette bu zihniyet var. Bu çözümsüzlük bu ilkelerden kaynaklanıyor. O da inkardır işte, gerçekten de 1924-25'den sonra, cumhuriyet kurulduktan sonra bir inkarcılık içine çekildi. Çok tehlikeli bir durum bu, Kürdü inkar ediyor, kültürleri inkar ediyor. Çok dar, şoven bir milliyetçilik, ulus devlet milliyetçiliği hakim kılındı. Bütün toplumu inkar ediyor, çok kaba materyalist laiklik zihniyeti hakim kılındı.

Öyleki dinleri inkar ediyor, dolayısıyla bütün toplum büyük çoğunluğu müslüman olmak üzere dindar olduğu için, inanmaya mecbur kaldığı için devlet dini inkar edelim derken, toplumu inkar ediyor. Kısaca Cumhuriyet bir inkarcılığa oturtulmuş. İnkarcı zihniyet kendine de büyük güvensizlik, kaygı, ürküntü, korku yaratıyor. Bu noktada işte bütün toplumu, ister kültürler bakımından ister dinsel inançlar bakımından, inkar ettiği için toplum da devleti kuşkuyla karşılıyor. Devlet bunu hissediyor, Genelkurmay özellikle bunu hissediyor. Onun için yıllardır harıl harıl Özel Harp Dairesi yeni bir toplum ortaya çıkartmaya çalışıyor. Şimdi Özel Kuvvetler Komutanlığı'dır, toplumla ilişkiler bölümü diye bir bölüm var, o bölüm hem anlayış yayıyor hem de toplumu örgütlemeye çalışıyor. Türkiyedeki mevcut bu sivil toplum örgütleri, dernekler vb. örgütlenmelerin yüzde doksanı Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı. Ben bunu iddia ediyorum, araştırılsın, o cumhuriyet mitingleri yapıldı, bayrağa saygı mitingleri yapıldı, bunları yapanların hepsi Özel Kuvvetler Komutanlığı'dır. Ordu kaynaklıdır.

POLİS VE BASKI DEVLETİ

Bu ciddi bir durumdur, devlet ve toplumun bu kadar birbirini reddeder konumda olması tabi ki güvensizliğin yanında bir de baskı sistemini oluşturmayı ifade ediyor. Meclis'te yazmışlar "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" diye. Ama pratikte öyle değildir. Millet iradesinden korkan bir devlet var, cumhuriyet var, Genelkurmay var. Millet iradesi yerine Genelkurmay'ın iradesi konuyor. Bir ordu-devlet var ortada. Bu tehlikelidir. Böyle bir durumu sürdürebilmek için katı bir baskı rejimi, polis rejimi oluşturuluyor. Anti demokratizm buradan çıkıyor. Bu kadar tartışmaya, Avrupa'yla ilişkilere rağmen, Kürtler ile Türkiye emekçilerinin bu kadar fedakarca demokrasi mücadelesine rağmen Türkiye'nin demokratikleşememesi buradan kaynaklanıyor. Çünkü demokrasiye kapalı bir devlet sistemi var, demokrasiden korkuyor. Ancak bir polis devletiyle, baskı sistemiyle kendisini ayakta tutabiliyor. Bu zihniyet tehlikeli, bütün politikalar bu zihniyetten kaynaklanıyor ve inkarcı olduğu için zihniyet politik alanda da yok etmeyi içeriyor. Yok etme üzerine oluşmuş bir politik sistem gelişiyor, onun için demokrasidir diyorlar, ama demokrasi de nasıl demokrasi, yok etme demokrasisi. Zenginliğe dayanan, herkesin kendi özgür örgütlülüğü temelinde kendini ifade edip katıldığı bir demokrasi değil de, tekliğin hakim olduğu diğerlerinin yok edildiği bir demokrasi. Bu demokrasi değil despotizmdir.

İşte Kürt sorununda bunu gösteriyorlar. Kaç gün önce Diyarbakır caddelerinde askerleri yürütüyorlardı; tek devlet, tek millet, tek ulus, tek dil. Türkiye'nin mevcut devlet zihniyetinin demokrasi anlayışı böyle gelişiyor. "Yok olsunlar, tek kalalım, bak nasıl iyiyiz, demokratiğiz" diyorlar. Bu demokrasi değildir, despotizmdir.

PAŞALAR İTTİRAF EDİYOR

Kürt sorununda da aynı durum yaşanıyor. Belki de her şeyin altında aslında Kürt sorunu var. Kürdün yok sayılması ve yok edilmesi... Esas zihniyet, politika da buna göre oluşuyor. Dolayısıyla da Kürdü var etmek isteyen her türlü girişimin yok edilmesi politik olarak ön görülüyor. Kürt halkı barışçıl demokratik çözüm istiyor, özgürlük istiyor. Buna diyorlar terör sorunu, tamam farz edelim ki terör sorunu, nereden kaynaklanıyor. Terör Kürt sorunundan kaynaklanıyor. O zaman Kürt sorunundan kaynaklanan bir dayatma Türkiye siyasetinde var. Bunu yok etmek için büyük çaba harcadılar, başarılı olmadılar, tüm askeri yol yöntemi kullandılar, her türlü işkenceyi uyguladılar, tutuklamalar yaptılar.

12 eylül 1980'den beri yapmadıkları kalmadı. Bu uygulamaları yapan Paşalar itiraf ediyorlar. Nasıl baskı uyguladık diyorlar ve sözde bir kısmı hata olduğunu şimdi söylüyorlar. Ezmek yok etmek istiyorlar, inkar zihniyetinin bir gereği olarak ama, yok edememişiz diyorlar. O zaman acaba başka yöntem bulunamaz mı diye araştırıyorlar. Öyle bir zihniyetteler ki karşısındakini yok etme dışında sonuç olarak bir yöntem bulamıyorlar. Tartışıyorlar, araştırıyorlar geldikleri nokta yine Kürdün yok edilmesidir. Deniz Baykal güya Güney Kürdistan'a dönük açılım yaptı, öyle açılımlar ki; adam diyor, terör olarak bile olsa Kürt kelimesi söylenmeyecek. Çözüm diye ön gördüğü Güney'deki Kürtleri kendi yönetimlerinden alıp yok etmek, Türkleştirmek, Türkiye'ye katmak, düşünebildiği budur.

TÜRKİYE’NİN KAFASI KARIŞIK

Türkiye ciddi bir tıkanma içerisinde, politik çözümsüzlük içerisinde tüm gücünü bitirdi. Bunu PKK'nin hainliğine bağlıyorlar, alakası yok. Bu durumu dış güçlere bağlıyorlar, Amerika yapıyormuş, yok AB yapıyormuş, yok Rusya'nın oyunuymuş, İran'ın oyunuymuş, alakası yok. Kesinlikle içine düştükleri durum kendi zihniyetlerinden kaynaklıdır. Herkesi suçlamaya kalkıyorlar ucuz bir biçimde. Zaten inandırıcılıkları kalmadı. Bu kadar çaba harcadılar, sonuç alamadılar, alamazlar. Kürt toplumunu yok etmeden bu inkarcı zihniyet sonuç alamaz. Kürt toplumunu yok etmek de Türkü yok etmektir. Dolayısıyla kendi kendisine vurmak oluyor. O zihniyetin çözüm üretmesi mümkün değildir. "Saldırırız, Güney'e operasyon yapacağız, ezeceğiz" diyorlar, dönüyor bakıyorlar, "Kuzey'de o kadar operasyon yapıyoruz, ezememişiz Güney'e bir operasyon yapınca nasıl ezeceğiz, o zaman ezme olmaz, kimse umutlanmasın" diyorlar. Yani her şeyi söylüyorlar. Tam bir kafa karışıklığı, böyle söz karışıklığı yaşanıp gidiyor. Toplumun zihniyetini bu biçimde karmakarışık edip, bunaltıp çözümsüzlüğü devam ettirmek istiyorlar. Bu doğru değildir, yazıktır.

GENELKURMAY AKP’Yİ, AKP GENELKURMAYI TAHRİK EDİYOR

Güney operasyonuyla yapabilecekleri hiç birşey yoktur. Askeri yollarla Türkiye'nin çözüm üretmesinin imkansız olduğu 27 yıldır belki yüz defa kanıtlanmıştır. Bu süreci yöneten Paşalar artık bunun mümkün olmadığını söylüyorlar. O şimdi görevde olanlar da kendi komutanlarının sözlerini dinlesinler. Hani emir komuta vardı, hani üste saygı vardı, niye dinlemiyorlar. Kenan Evren'den başlayıp Hilmi Özkük'e kadar gelen komutanların hepsi diyorlar ki, böyle çözüm olmaz. Çözümleyici politikalar gerekli. O bakımdan Türkiye operasyon yapamaz.

Yapsa yapacağı operasyon kendisine fayda değil zarar getirir. Türkiye gerçekten de yeniden daha fazla politik tavizler verecek bir çıkmaz içine çekilecektir. O bakımdan tek doğru yol, bu inkarcı zihniyeti kırarak PKK'yi imha ve tasfiye politikalarından vazgeçerek Kürt sorununa demokratik, barışçıl çözüm aramaktır. Türkiye'nin çıkarlarına olan bu. Ne yazık ki böyle bir gelişme gözükmüyor. Birbirlerini tahrik ediyorlar. Muhalefet iktidarı tahrik ediyor, iktidar muhalefeti. Genelkurmay AKP'yi, AKP Genelkurmay'ı tahrik ediyor. Öyle bir tahrik ve provokasyon ortamı var ki sağduyulu düşünme imkanı kalmıyor.

PKK GELİŞME KAYDEDER

Biz şunu söyleyebiliriz; yani bu tür saldırılar, baskıların PKK yok etmesinden öteye PKK'yi daha çok geliştireceği, ilerleteceği kesindir. 30 yıllık PKK tarihi bunu net gösteriyor. Geçen dönemlerde daha çok baskı uygulandı. Daha fazla zorlandı PKK, tasfiye olmak bir yana zor ortamlar daha büyük gelişmeler kaydetmesini sağladı. Bölgesel ve uluslararası siyaset Kürtler açısından elverişlidir. Kürt toplumunun önü açılmıştır, PKK de en zor ortamları aşmayı sağlayan bir hareket konumuna gelmiştir. Bundan sonra hem Kürt toplumunu harekete geçirerek, hem de bu siyasi ortamları değerlendirerek gelişmesini sürdürecektir. Bunun önünde hiçbir güç direnemeyecek, direnmek isteyen daha fazla batağa batacak ve yok olacaktır.

O bakımdan mevcut durumda Kürt sorununu çözmeyen, tam tersine yeni bir inkar, imha ve tasfiye planıyla özel savaşı tırmandırmak isteyen AKP hükümeti Türkiye'ye en büyük kötülüğü yapıyor. Yaşar Büyükanıt-Tayyip Erdoğan ittifakı ve bunun ortaya çıkardığı yeni imha ve tasfiye planı Türkiye'nin zararınadır. Türkiye'yi kurtarıyormuş havası veriyor Yaşar Büyükanıt, "1919'dan daha kötü durumdayız, o zaman bir kurtarıcı gerekir" diyor, her etraftan da "Kurtar bizi paşam" sesleri geliyor, kendisini şişiriyor, bu bir hayaldir. Dayattığı politikalarla Türkiye'yi kurtaran değil, batıran oluyor.

Genelkurmayın izlediği politikalar geçmişte izlenenlerden farklı değildir. Onun bir devamıdır. Onlar nasıl Türkiye'nin çıkmazını derinleştirmişse, şimdiki yönetim de eğer aynı politikaları dayatırsa Türkiye'nin çıkmazını daha da derinleştireceklerdir. Bir yerde Türkiye çökebilir de. Öyle bir noktaya doğru gidiyor, Türkiye çöküşün eşiğine gelmiştir. Türkiye toplumunun bu gerçeği görmesi lazım. Bu yazık eder Türkiye'ye, buna meydan vermemeli Türkiye'nin aydınları, yazarları, demokratik güçleri, siyasetçileri, Türkiye'yi sevenler...

GÜNEY’DE PKK BÜYÜK SEMPATİ VAR

Bazı o Türk medya temsilcileri sokaktan insanlar buluyor bir iki kelime söyletiyorlar, daha çok da parayla onu yaptırtıyorlar. Türkmenleri, benzeri biraz Kürtlerden rahatsız olan çevreleri de böyle öne çıkartıyorlar. Şu an Güney Kürdistan toplumunda PKK'den bir rahatsızlığın olduğunu sanmıyorum ben, tam tersine büyük bir sempati olduğu yönünde kuvvetli bilgiler bize geliyor. İlk defa Güney Kürdistan'da PKK etkisi bu kadar gelişmiştir deniyor. Bu oldukça önemli bir gelişme. Biz epeyce çalıştık 90'lardan beri, örgütler kurmaya çalıştık, propaganda yapmaya çalıştık, ama Güney halkı içinde bu denli değil bunun onda biri kadar bir etkiye yol açamadık.

Sağ olsun AKP yönetimiyle, Yaşar Büyükanıt yönetimi onlar çıkardıkları tezkereyle Güneyi tehdit ederek, Güney Kürdistan toplumunda PKK'nin etkisini çok artırdılar. İzledikleri politikanın neye yol açtığını gördükleri için, bazı Mehmetçik basın temsilcilerini göndererek gerçeği bunun tersiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu doğrudan özel savaş kaynaklıdır. Yoksa Güney Kürdistan toplumunda öyle bir rahatsızlık yok. Tabi mevcut Güney Kürdistan yönetimi, kendi çıkarları doğrultusunda politika yapıyor. Fakat toplum öyle değildir. Toplum güçlü bir PKK sempatizanlığını yaşıyor şu an. Bu gerçeği bir kere böyle tespit etmemiz lazım. PKK demokratik çerçevede Kürt ulusal bilincinin ve birliğinin temsilcisidir. Kürt demokratik uluslaşmasını temsil ediyor, geliştiriyor ve demokratik uluslaşma temelinde dört parçadaki ve yurtdışındaki Kürt toplumunun ulusal birliğini sağlıyor. Bu anlamda Kürt demokrasisinin temsilcisi PKK'dir. Bu tartışmasız bir olgu, Kürt toplumu bunu böyle görüyor, kabul ediyor. Aslında uluslararası güçler de bunu böyle tanıyorlar da, çıkarları gereği bir kısmı bunu söylemiyor veya tersini söylüyor.

KÜRT OLUŞUMU PKK’YE KARŞI SAVAŞIN RÜŞVETİ

PKK Güneyde bir Kürt devletleşmesinin ebesidir. Öyle Kürt devletleşmesinin dışında değil, uzağında da değil. Ama içinde de değil onu örgütleyen, yaratan da değil. Ebesi konumundadır, anası değil, çocuğu da değil. Kürt devletleşmesini PKK doğurttu, kime doğurttu? Türkiye'ye doğurttu, ABD'ye doğurttu. Kimin eliyle yaptırtıyor? KDP'nin eliyle yaptırtıyor, YNK'nin eliyle yaptırtıyor. Yaşar Büyükanıt'la, İlker Başbuğ açıkça söylüyorlar, "Güney'deki oluşumu biz yarattık" diyorlar. Elbette KDP'nin, YNK'nin televizyonlarını bile İlnur Çevik kurdu, Med TV'ye rakip olsunlar diye. Ödenekleri de Genelkurmay'ın Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan aldı. Bunu hepimiz biliyoruz.

Güney Kürdistan'daki mevcut oluşum 1990'lı yıllarda PKK'ye karşı savaş ittifakının rüşveti olarak, Türkiye tarafından KDP-YNK'ye verildi. Güney Kürdistan'daki Kürdü sevdiği için mi Türk Genelkurmayı, devleti bunlara yol açtı, hayır, PKK'yi yok edebilmek için. Öyle yapmasaydı sadece Güneyi değil Kuzeyi de kaybedeceklerdi. Yaşar Büyükanıt diyor yanlış yaptık, Güney'de bu oluşum çıktı, o politikalarımız yanlıştı. O zaman PKK'ye karşı izlediğin politika da yanlıştı. Çünkü onu PKK'ye karşı savaş yürütebilmek için yaptın, itiraf et. Ondan sonra PKK'ye karşı doğru politika izle.

Güneydeki gelişmeler içerisinde PKK önemli bir yere sahip. Bunu bu devleti yönetenler de biliyor. O bakımdan öyle kolay kolay tavır alamazlar. Bunu kimse inkar edemez. Görmezden gelemez, etkisi bitti de diyemez. Bu etki hep devam edecektir. Nasıl ki PKK Güneyde Kürt devletleşmesinin ebeliğini yaptıysa şimdide bu devletleşmenin gelişimi ve savunmasında aynı rolünü sürdürüyor. Hem demokratik ulus anlayışı temelinde bir ulusal birlik zihniyeti toplumda gelişiyor. Hem de mevcut sistemin gelişiminde, kendini korumasında Kürt ulusal demokratik direnişini sürekli kılarak önemli bir savunma rolü oynuyor. O bakımdan PKK'nin Güneydeki gelişmelerle ters olma ya da ona zarar vermekten öteye varlığıyla Güneydeki sistemi ayakta tutuyor. PKK olmazsa bir anda yok olur, çöker gider. Mevcut varlığını ve gelişimini PKK'nin varlığıyla sağlıyor. Bunu Güneydeki sistem ve halk iyi biliyor. PKK'nin zarar verdiği yönündeki şeyler maksatlıdır.’’

ANF / 27.11.09


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30