28.11.2007 11:53
Aman beyler dikkat, çatlayacaksınız! – Ergin Yıldızoğlu
AKP yanlısı yazarlar giderek, La Fontaine'in, öküze özenen kurbağasına benzemeye başladılar. Bizden uyarması, "Aman beyler dikkat! Böyle giderseniz çatlayacaksınız!"
Bataklıktaki kurbağanın trajik öyküsü
Küçük, yumurta kadar bir kurbağa bataklıkta otururken bir öküzü görmüş. Cüssesine hayran kalmış. Onun gibi olmak istemiş. Üfleye püfleye kendini şişirmeye başlamış. Sonunda da çatlayarak ölmüş. La Fontaine, "Dünya böyle akıllılarla doludur" diyor.
Bizimkilerde de bir hava, yazdıklarını okuyunca gözlerinize inanamıyorsunuz. Türkiye'nin diplomasi trafiği son aylarda hızlandı ya, birileri, T.S Eliot'un "Deneyimi yaşadık ama anlamını gözden kaçırdık" sözlerindeki gibi, "anlamı tamamen gözden kaçırarak" teoriler üretmeye başladılar.
Efendim Türkiye, AKP hükümeti ve Prof. Davudoğlu -stratejik derinlik- sayesinde, artık "soğuk savaş dönemindeki gibi bir uydu ülke olmaktan çıkmış, bölgesel bir hegemon olmuş". "Türk Lirası dünyanın en değerli paraları ligine yükselmiş. Ülke ihracat rekorları kırıyor, kentleri inşaat şantiyelerine benziyormuş." "Arap ülkeleri Türkiye'ye, özellikle de, ABD güçlerinin, kuzeyden Irak'a geçmesini engellediği için hayranlık duyuyorlarmış. Türkiye bölgedeki Müslüman ülkelere benzersiz bir örnek oluşturuyormuş..."
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, "bölgesel hegemon" olmanın verdiği özgüvenle olacak, AB'ye, ayırdında olmadığı (ne de olsa onlar dünkü çocuk, bizim stratejik, tarihsel derinliğimiz var) çıkarlarını anımsatıyor, "Avrupa'nın küresel güç haline dönüşmesinde Türkiye'nin AB üyeliği vazgeçilmez bir rol oynayacaktır".
Biraz teori
Bir ülke de kendi başına hegemonyacı güç olamaz. Bir ülke, çıkarları doğrultusunda yönlendirebildiği bir grup ülkenin varlığı halinde, onlara göre hegemonyacı bir güç olarak tanımlanabilir. Bu yönlendirme kapasitesinin iki bileşeni var. Biri ekonomik güç, örnek alınacak ekonomik model, kültürel yaşam, çekicilik gibi etkenlerden kaynaklanan, kabule dayalı liderlik. İkincisi, söz konusu ülkeler grubuna, çeşitli düzeylerde güvenlik sağlayıcı hizmet sunabilen bir askeri güç, rakipsiz bir şiddet uygulayabilme kapasitesi.
Bu ölçütlerle bakıldığında, Türkiye, AKP döneminde hangi ülkeler grubu karşısında hegemonyacı konuma yükselmiş, bu sayede hangi çıkarlarını elde etmek için bu ülkeleri yönlendirmeyi başarmıştır. Bu sorulara hiçbir olumlu cevap verilemez, örnek gösterilemez.
Biraz da gerçeklik...
TL'nin en güçlü paralar ligine katılması bir marifet değil, yabancı spekülatöre, (pardon yatırımcı diyecektim) güvenli ortam sunmak ve ülkenin birikmiş servetinden değer transfer etmelerine olanak sağlamak için TL'yi aşırı değerli tutma politikasının sonucudur; Türkiye mallarının dünya piyasalarını fethetmesinin sonucu değil. Bu bağlamda "muazzam ihracatın" ülkeye neye mal olduğunu görebilmek için cari açığa, dış borç stokuna bir göz atmakta yarar olabilir. Ülkenin kentlerinin şantiyeye dönmesine gelince söylenecek iki çift söz var. Birincisi, 1996 yılında, Asya krizinden az önce, Tayland ve Endonezya gibi ülkelerin kentleri de şantiyeye dönmüştü. İkincisi, bu binaların yapılırken ve satılırken devreye giren kredilerin finansmanının yakında nelere yol açacağını görebilmek için bakınız ABD mortgage krizi.
Biraz da kafa karışıklığı üzerine. Türkiye'nin yükselen hegemon olduğunu savunan yazar şişinirken mart tezkeresinden, hani Wolfowitz'in, Rumsfeld'in ağzını bozan tezkere var ya ondan pay çıkarıyor. Yanlış mı anlıyorum, yoksa yazar, bu hükümetin, kendi tezkeresini bilerek engellediğini mi iddia ediyor? Ya Babacan? O da AB'ye, ABD'ye karşı ittifak mı öneriyor? Bizi alın, sizi küresel güç yapalım. AB kime karşı küresel güç olacak dersiniz?
Tüm bu şişinmeye, patlama vukuu bulmasın diye havasını almak için iğneyi Morton Abramowitz batırıyor, fazla acıtmamaya çalışarak: "Türkiye Ortadoğu'da bir yüzyıldır olmadığı ölçüde bir oyuncu olmuştur..." "Ancak", diyor "rolü etkin ve yapıcı bir oyuncu olmakla sınırlıdır; bölgede bir karar verici ve önde gelen bir kolaylaştırıcı olmayacaktır"... Abramowitz bir "uydu ülkeden mi" söz ediyor yoksa "bir bölgesel hegemondan mı ?" Karar sizin.
Son bir not da siyasal İslam’ın, "Kemalizm"in din olduğunu iddia eden "yan-münevver" ajitatörlerine: İslam’ın temel metni, Peygamberin eylemleri, eleştirilebilir mi, "doğru-yanlış" ikilemi içinde tartışılabilir mi? Eleştirilemez, tartışılamaz, çünkü İslam bir dindir, "mutlak"a ilişkindir. Buna karşılık Kemalizmin temel metinleri, Mustafa Kemal'in uygulamaları tartışmaya, eleştiriye açıktır. Çünkü Kemalizm bir din değildir, aydınlanma geleneğine ait tarihsel bir olgu ve siyasi bir akımdır...
Cumhuriyet, 28 Kasım 07