28.11.2007 11:59
Türkiye Latin Amerikalılaşırken... – Erinç Yeldan
Türkiye Latin Amerikalılaşırken... – Erinç Yeldan
Türkiye ekonomisinin 2001 krizi sonrasında şu dört önemli özelliğinin ön planda olduğunu görmekteyiz:
• Hızlı büyüme (2003-2007.Ç2 ortalaması yüzde 7.4)
• Ucuz döviz (ABD Doları'nın fiyatı 2000 için 100 kabul edilirse; 2007 Kasım ayı ortalama endeksi 51.7)
• Yüksek dış açık (Cari işlemler açığı 2003'te milli gelirin yüzde 3.4'ü iken 2007.Ç2 itibarıyla yüzde 7.2'si)
• Süregelen yüksek işsizlik (yüzde 9.2'si açık, yüzde 7.7'si gizli olmak üzere toplam yüzde 16.9) ve düşük tempolu istihdam artışı (geçen haftaki yazımız).
Bu dört olgu aynı zamanda üç önemli makroekonomik gelişme ile birlikte gerçekleşmiştir: (i) enflasyon hızında büyük çaplı düşüş; (ii) dış borçlarda hızlı yükseliş; ve (iii) başta bankacılık ve tarım destekleme alanları olmak üzere, sosyal güvenlik, kamu ve sağlık alanlarında büyük çaplı sosyal uyarlamalar (medya diliyle 'reformlar') ve kapsamlı özelleştirmeler.
Bütün bu gelişmeler bir araya getirildiğinde şu sonuca ulaşmaktayız: "Türkiye ekonomisi hızla Latin Amerikalılaştınlmaktadır."
***
Latin Amerika ülkeleri 1990'lı yıllara, başta Meksika ve Arjantin olmak üzere hızlı bir 'reform' süreci içinde girdi. Bölgenin en gözde ekonomisi Arjantin idi. 1991'de başlatılan para kurulu uygulamasıyla Arjantin Merkez Bankası'nın ulusal ekonomiye müdahale araçları elinden alınmış ve döviz kuru da 1 pezo = 1 dolar eşitliğinde sabitlenmiş idi. Böylece enflasyonist beklentiler kırılmış oluyordu. 1990'ların geri kalan döneminde büyük kapsamlı özelleştirmeler sonucu Arjantin'de kamu kesiminin ekonomideki ağırlığı hızla düşürüldü; yabancı sermaye girişleri arttı ve dış borç stoku hızla yükseldi. Arjantin'in söz konusu dönemin ilk yıllarındaki hızlı büyüme temposu ve enflasyonu düşürmedeki başarısı göz kamaştırıcıydı. Ancak bu pembe tabloda sürekli aksayan bir unsur vardı; süregelen işsizlik. Aşağıda değerli araştırmacı Robert Frenkel ve öğrencisi Martin Re-petti'nin bir çalışmasından aktarmış olduğum grafik, 1990'lar boyunca Arjantin'in söz konusu verilerini sergilemektedir.
Arjantin 1990-2001: Reel Milli Gelir, İstihdam ve Döviz Kuru Endeksleri
Kaynak: Frenkel, Roberto ve Martin Rapetti, "Monetary and Exchange Rate Policies in Argentina Af-ter the Convertibility Regime Collapse", Political Economy Research Center, U of Massachusetts, Amherst, Working Paper No: 2006/8.
Arjantin milli geliri 1990-1998 arasında birikimli olarak yüzde 52 oranında büyümüştü. Aynı dönemde enflasyon oranı da yüzde 2 düzeyine çekilebilmiş; döviz bollaşmış ve Arjantin özel sektörü tarihinde görülmemiş bir dış borçlanma olanağına kavuşmuştu. Yüksek dış açıklar, özelleştirilen kamu varlıklarından elde edilen dış kaynak sayesinde "uzun vadeli" sermaye (piyasa deyimiyle soğuk para) girişleriyle kapatılıyor; bu da Arjantin Merkez Bankası ve resmi çevrelerin "Şimdi artık her şey değişik; reformlan uygulamaya devam ettiğimiz sürece sermaye girişleri ve büyüme sürecektir" sözleriyle sorunun göz ardı edilmesine yol açıyordu.
İşsizlik sorunu ise 1995'ten sonra kronikleşmiş ve formelistihdam gerilemeye başlamıştı. Ancak "işsizlik" sorununun çözümü için zamana ve moda deyimiyle mikro reformlara ihtiyaç duyulduğundan söz edilmekle yetiniliyor; bunun sorumluluğunu ise hiç kimse üzerine almak istemiyordu.
öte yandan, bu dönemde neredeyse yüzde 100'ün üzerinde seyreden h/per-enflasyonun birdenbire kısa bir süre içerisinde yüzde 2-3 düzeyine geriletilebilmiş olmasının tüketici davranışlan ve özel sektörün "borçlanma iştahında"önemli etkileri olduğu görülmekteydi, özel kesim hanehalklan ve şirketler, enflasyondaki gerileme sonucunda ellerindeki varlıkların reel değerlerinde büyük bir artış yaşandığını fark etmişlerdi. Servet stoklannın değerlendirilmesinde düşük enflasyondan kaynaklanan bu sanal artış, özel sektörü yeni borçlanma ve tüketim atılımları için cesaretlendirmekteydi.
İktisat yazınındaservetetkisidiye anılan bu süreç, aslında Arjantin'e ya da 'başanlı reformlara' özgü bir süreç olmayıp doğrudan doğruya düşen fiyat enflasyonunun bir yanılsamasıydı. Ancak bir defalık servet etkisinin, reel gelirlerinde sürekli bir artış anlamına geldiğini zanneden Arjantin özel sektörü, 1995 sonrasında "yanıldığım" anlamış ve önce tüketim ve yatırımların, ardından da milli gelirin artış temposu yavaşlamış idi. Arjantin'de 2001 krizinin öncesinde milli gelirin temposu zaten durgunluğa sürüklenmiş, formel istihdam ise gerilemeye başlamıştı.
***
Türkiye, Latin Amerika türü özelleştirmeler, tanınsa! destekleme, sosyal güvenlik sistemi ve bankacılık sektörü 'reformlannı' uygulamaya koşullandırırken, dünya finans sistemindeki son derece olumlu konjonktürün de yardımıyla 2003-sonrasını göreceli olarak hızlı büyüme ve düşük enflasyonla geçi-rebilmiştir. Ancak Türkiye özel sektörü de söz konusu sürecin yaratmış olduğu servet etkisinin sonuna yaklaşmaktadır. Türkiye'nin cari işlemlerindeki açığını ve bunun finansman biçiminin yol açtığı dış borçlanma furyasını uzun dönemde sürdürebileceği savı, iktisat mantığına dayandırılabilecek bir olgu değildir. "Şimdi artık her şey değişik" söylemine dayalı bir makro istikrar programı ise inandıncı olmaktan uzaktır.
Dolayısıyla, servet etkisi sanal ve geçici; dış açık ve dış borçlanma ise gerçek ve kalıcıdır.
Not: Türk Sosyal Bilimler Derneğinin 40. yılı, 28 (bugün)-30 Kasım arasında ODTÜ'de toplanmakta olan 10. Sosyal Bilimler Kongresi'yle kutlanıyor. Emeği geçen tüm meslektaşlarımıza teşekkürlerimizle, başkanlar diliyoruz.
Cumhuriyet, 28 Kasım 07