30.11.2007 10:10
Öcalan: Demokratik Özerk Kürdistan öneriyorum
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt meselesinin çözümün gelişmemesi halinde şiddetin artacağı uyarısında bulunarak "Kan dökülürse bunun sorumlusu biz değil AKP'dir" dedi. Demokratik özerkliğin özgürlük getireceğini ifade eden Öcalan, "Kürtler için Demokratik Özerk Kürdistan öneriyorum" diye konuştu.
İki haftalık tecritten sonra görüşme yapma olanağı bulan Abdullah Öcalan açıklamalarda bulundu. Edinilen bilgilere göre Milliyet gazetesinin gündeme getirdiği ABD çözüm planına değinen Öcalan, planı şu şekilde değerlendirdi: "Hükümet operasyon yerine PKK tecriti ve sınırlaması ile lojistiğinin kesilmesi, Güneyli güçlerin ABD yardım edeceği, destek sağlayacağı, benim etkisizleştirilmem, işte örgütle bağımın kesilmesi, burada susturulmam, Barzani onların etkinleştirilmesi de var bu haberde. Aslında bunları da değerlendirmek gerekir bir siyasal gelişme var onu mu engellemeye çalışıyor bazı çevreler, daha önce buna benzer şeyler yaptılar yoksa başka bir şey mi var? Ama böyle davranmakla PKK’yi bitiremezler onu anlamaları lazım."
YENİ HÜCRE CEZASI VERİLDİ
19 Kasım 2007 tarihinde kendisine yeni bir hücre cezası verildiğini açıklayan Öcalan, cezayla ilgili olarak, "Henüz kesinleşmedi İnfaz Hakimliğine itiraz hakkım olduğu yazıyor, 15 gün içinde itiraz etmem gerekiyor. Ben avukatlarımla görüşmeden itiraz yazmayacağım dedim ama bana epeyidir bunu vermişlerdi, 10 gün hatta 12 gün oluyor, gerekli itirazları yaparsınız bende bir sayfalık bir itiraz yazacağım fakat bir iki gün içinde uygulamaya başlarlar sanırım. 20 gün hücre hapsi, son yaptığım görüşmedeki bir iki noktaya dayanıyorlar. Talimat olduğunu söylüyorlar oysa o görüşmede ben herkes gibi Kürt sorunu konusunda görüşlerimi söylüyorum. Ben böyle olsun demiyorum değerlendirme yapıyorum böyle olmazsa bunlar gelişir diyorum. Yani aslında ben sadece durumu tespit ediyorum Ben PKK potansiyelinin yüzde 95 ini kullanmadı dedim, bunların bir öncesi sonrası var görüşlerim bu kadar değil ki. İki satırı alıp ceza vermeleri de siyasal bir karardır, beni susturmaya çalışıyorlar hem görüşlerimi öğrenmek istiyorlar hem de sonra böyle yapıyorlar. Ben hiç kimseden çekinmiyorum görüşlerimi söylüyorum devlette alıyor değerlendiriyor kendine göre sonuç çıkarıyor. İsteyen çevreler alır değerlendirir PKK de alır kendine göre değerlendirir istediği sonucu çıkarır. Herkes tartışıyor benimde görüşlerimi söylemeye hakkım var, o görüşlerimi söyleyebilirim" şeklinde konuştu.
ÇÖZÜM GELİŞMEZSE ŞİDDET ARTAR
"Bunları tehdit olarak söylüyor diyorlar. Hayır hiçte tehdit değil ben bunlar bunlar yapılmaz, geliştirilmezse neler olacağını söylüyorum, sorumlu yaklaşıyorum" diyen Öcalan, "Evet çözüm gelişmezse PKK şiddet potansiyelinin sadece küçük bir kısmın kullanmıştır işte teslim olun falan diye doğrudan üzerlerine gidilerse çatışmalar derinleşir çok güçlü bir savunmaya geçer. Neymiş böyle demişim evet bombalamalar falan böyle şeyler gelişir bunu nasıl engelleriz. Yine söylüyorum çatışmalar bir tek Türk devletinin işine gelmez herkesin işine gelir. Onların gelmez işte bunu görmüyorlar benim üzerime yükleniyorlar" dedi.
ERDOĞAN CİDDİ DEĞİL
Başbakan Erdoğan'ın son günlerdeki açıklamalarına değinen Öcalan, Erdoğan'ın ciddiyetten yoksun sözlerini şu çarpıcı sözlerle değerlendirdi: "Aslında çokta bunlara girmek istemiyordum ama söylemek gerekiyor. Hükümeti Sayın Erdoğan’ı bu konuda çok da ciddi bulamıyorum. Yani bakıyorsunuz açıklamalarına falan bir devletin sorumluluğunu taşımak, devlet adamı olmanın gerekleri var, ancak ben söyledikleri ne kadar ciddi emin olamıyorum, şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi belli değil. İşte mahrem anlaşmalar var diyor. Baykal da MHP de yükleniyorlar açıkla diye. Bu devlet adamlığı ciddiyeti ile bağdaşır mı, sen siyaset yapıyorsun başbakansın, özel savaş bile yürüteceksen bunu yapacak komutanlar var, özel harp dairesi var, senin bununla çok ilgin olmaz. Sen siyaset yaparsın. İşte bunları birbirine karıştırıyor. O zaman siyaset de karışıyor. Ne yapıyor belli değil. Bir bakıyorsun Kürt Sorunu yok diyor, sonra düşünmezseniz öyle bir sorun da olmaz diyor, sonra benim Kürt milletvekillerim var Kürtleri biz temsil ediyoruz diyor. Ben gerçekten ne kadar ciddiler bilemiyorum. Özal kadar ciddi olsalar yeterdi ama bunlarda ne Ecevit’in ne Özal’ın ciddiyetini göremiyorum."
KEŞKE ÖZAL'LA DAHA FAZLA DİYALOG KURSAYDIM
Eski cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Kürt sorununa yaklaşımına bir kez daha değinen Öcalan, "Özal'ı daha öncede söyledim yeterince anlamadım keşke biraz daha fazla diyalog geliştirseydim. O ciddiydi görüşlerinin arkasında durdu. Bize de haber gönderdiğinde korkmayın hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz diyordu. Ben ilkin çok şaşırdım, bu yaklaşımı göstereceğini beklemiyordum. İşte şöyle yapın böyle sonuç alırız diye yol yöntem bile tartışıyordu, söylediklerinin arkasında durdu. Biliyorsunuz tasfiye şeyi gelişti, Özal’ın ölümü işte her şeyi yarım bıraktı. Özal ciddi bir devlet adamıydı Sayın Erdoğan da o ciddiyeti göremiyorum. Ecevit’te de belli bir çözüm iradesi vardı onunda ömrü yetmedi" şeklinde konuştu.
ECEVİT ÇÖZÜM ARIYORDU
Türkiye'ye getirildiği ilk yılları ve Başbakan Ecevit'i değerlendiren Öcalan, bir döneme ışık tutacak şu değerlendirmeyi yaptı: "Sorgu döneminde direkt Ecevit adına gelen biri de vardı. Başbakanlık adına buradayım dedi. Ben o zaman onlarla tartıştım; işte Güneye çekilme falan tam olarak güvendim demiyorum ama tartışmalarını önemsiyordum. Belli bir çözüm iradesi vardı Ecevit’te biliyorsunuz 2000’lerde bir af tartışması geliştirdi. Aslında Ecevit bununla soruna çözüm arıyordu sonradan bunu engellediler, MHP buna karşı çıktı, yönetici kadro dışında kalsın gibi tartışmalarla bu affı basit, adi suçlar için af haline getirdiler, Rahşan affı diyorlar. Aslında Ecevit’in belli bir çözüm iradesi vardı ancak MHP buna rezerv koydu. O dönem bunu engelledi eğer bu geliştirilseydi belki şimdiye kadar bu sorun çözülmüş olurdu. Ama ömrü yetmedi sorunun çözümüne ilişkin şeyleri farklı tartışmalarla engellendi.
İşte bugünkü haber, nasıl tartıştıklarını görülüyor. Ecevit ve Özal devlet adamıydı, devletin sorumluluğunu taşıyorlardı. Bugün politika yapanlar MHP içinde CHP içinde söylüyorum basit oy hesapları peşindeler. Bbunların hiçbiri çözüme hizmet etmez. Bunlar çelik çomak oyunu gibi aslında hepsi birbiriyle ilişkili, yani birbirlerine muhalif gibi duruyorlar ama öyle değil, hepsi aynı şeye hizmet ediyor. Bu devlet adamlığı değil ortada bir sorun varsa oturur bunu ciddiyetle tartışırsın. Kürt sorunu varsa bunu nasıl çözeceğini konuşursun bunu doğru ortaya koyarsın."
PKK NEYE KARŞISIN AÇIKLA
PKK'nin 30. kuruluş yıldönümü dolayısıyla PKK'yi değerlendiren Öcalan, şu hususların altını çizdi: "30. kuruluş yıldönümü nedeni ile; hangi PKK neye karşısın, bunu doğru ortaya koymak lazım, PKK liler için de söylüyorum. Ben PKKliyim diyorsan, PKK ne, bunu ortaya koyacaksın. Başka türlü olmaz. Eğer karşıysan bile neye karşı olduğunu bileceksin. Bu ABD için de Sayın Erdoğan için de böyledir. Siyaset yapacaksan bilerek yapacaksın. Sorunu çözeceksen oturup konuşacaksın, bazı şeyleri önerileri geliştirirsin; eğer devletin bütünlüğünü, üniter yapıyı tehdit eden bir şey görüyorsan bunu söylersin, dersin ki burası devleti zorlar, burası üniter yapıya uymaz, buna göre yeniden tartışılır, hassasiyetler gözetilir. Benim çözüm önerimin sorunu tamamen çözeceğine inanıyorum. Buna herkesi ikna da ederim."
KAN DÖKÜLÜRSE SORUMLUSU AKP
"Ben iddia ediyorum bizim çözüm projemiz ne üniter yapıya, ne sınırlara bir zarar vermez" diyen Öcalan, şöyle devam etti: "Yine söylüyorum bu proje ne devleti, hatta ne de milleti böler. Bunu açıkça buradan belirtiyorum eğer kan dökülmesin diyorlarsa, ben hemen bir damla kan dahi dökülmeden bunu çözebiliriz diyorum. Daha önce de söyledim, gerekli irade gösterilirse çözüm için üzerime düşeni yaparım, diyalog olursa o zaman süresiz ateşkes benzeri bir süreçte gelişir. Ancak hükümet özelikle Başbakan samimiyetle kan dökülmesin diyorsa bunun böyle yapılması lazım. Bence de yazıktır 20 yaşında genç insanlar sonra bir de bunun ekonomik boyutu var bu kadar kritik, krizde bir ekonomisi olan başka ülke var mı, işte dış borç milyarlarca dolara dayanmış bu halka da yazık. Bunlar reva mı? Ama çözüm iradesi yok. Ben bu iradeyi gösterelim. Biz üzerimize düşeni yaparız diyorum bundan sonra gelişeceklerden AKP sorumlu, kan dökülürse bunun sorumlusu biz değiliz. Maldı ki bizim de çok acılarımız, bu dönem kayıplarımız oldu. Sanırım Ateşkes resmi olarak hala sürüyor."
PKK ESKİ PKK DEĞİL
PKK'nin değişim-dönüşüm geçirdiğini, PKK'nin eski PKK olmadığını vurgulayan Öcalan, şunları söyled: "ABD, Erdoğan PKK karşıyız diyorlar ama hangi PKK’ye karşılar, PKK nedir aslında tek bir PKK yok. Öyle onların sandığı gibi de değil. Bir sürü oluşum var. Ben 2000lerde yaşanan tıkanma nedeni ile PKK tasfiyesi sürecini önermiştim. Neydi 2000lerdeki tıkanma aslında daha önceki savunmalarımda var, PKK reel sosyalizmin etkin olduğu bir dönemde kuruldu. Reel sosyalizmden etkilenmişti sonrasında reel sosyalizmin çöküşü süreci biliniyor ancak PKK reel sosyalizmin etkisi ile kurulduğundan reel sosyalizmin bu sürecinin etkilerini tam olarak üzerinden atamadı. 1994 lerde yaşanan genişleme ile de farklılaşmıştı. Ben daha önceki özelikle bir halkı savunmak kitabında bu süreci açmıştım madde madde koymuştum. Ulus devleti faşizmden sorumlu tutuyorum, ulus devlete ilişkin çözümlemelerim gittikçe derinleşiyor o son 124 sayfalık savunmamda bunları derinliğine işlemiştim. Ulus devletin çözüm olmadığını gördüm. işte Kürt-Türk ilişkileri de öyle her zaman aynı değil. 1920lerin cumhuriyeti ile 70ler, PKK nin kuruluş yılları aynı değil. 1990 larda yaşanan reel sosyalizmin çöküşünün etkileri sonra ulus-devlet çözümlemesi PKK'de bir sıkıntı yarattı. İşte o dönem bir ara örgütlenme olarak KADEK kuruldu. Sonrasında örgüt içinde bir takım şeyler oldu. Osman YNK'ye gitti, Nizamettin Taş onlar KDP'ye gitti. Bir kısımı da orada kaldı, parçalanma demeyeceğim tasfiye gibi bir şey yaşandı."
PKK MİRASINI KDP VE YNK YEDİ
KDP ve YNK'yi de değerlendiren Öcalan, her iki partiye ilişkin şu çarpıcı hususların altını çizdi: "Aslında bizim yarattığımız gelişmeler, 1990lardaki PKK'nin mirasını KDP ve YNK yiyor. Biz doksanlarda mücadeleyi geliştirince devlet bize karşı Barzani ve Talabani'yi güçlendirdi. Kırmızı pasaport verdiler, bize karşı Güney’de bir Kürt devletçiği yarattılar. Barzani de Talabani de kurt politikacılar. Bu gelişmeleri hemen gördüler ve kendi çıkarlarına kullandılar. PKK mirasını yediler ama bu bizim suçumuz değil. Geçenlerde konuşan paşalar da söylüyor. Güneydeki oluşumu biz yarattık ama yanlış yaptık diyorlar. Kürtlerin inkarı yanlıştı bunu anladılar ama çok geç oldu. Sonuçta bunun için bir şey yapamayız. KDP bir çeşit PKK içine sızmıştı ya da PKK içinde KDP'liler vardı. Bunun tehlikelerini görmek gerekir. Herkes kendine yakın bir PKK yaratmak istiyor."
BEN İDEOLOJİ VE İNANÇ ADAMIYIM
Öcalan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Güneydeki Kürt Devletinin kuruluşu da 1946'lara İsrail’in kuruluşuna kadar gider. İsrail kurulurken bölgede Arapları dağıtacak, İran ve Türkiye’yi oyalayacak, kendine bağlayacak bir Kürt Devleti oluşturmak istedi, o dönem Barzani ailesi ile ilişkiler vardı. Yani aslında Güneyde bir Kürt devleti kurarak bütün Kürtleri oraya bağlamak istiyorlardı. Benim bunu fark ettiğimi anladıklarında bana yöneldiler. Beni de Barzani’nin yanına gitmem için çağırdılar Şam’da iken büyükelçilik düzeyinde bize geldiler gelin birlikte olun diyorlardı. Ben bunu doğru bulmadım biz iktidar sarhoşu değiliz. Ben ideoloji adamıyım, inanç adamıyım ancak doğrularımla, ilkelerimle iş yaparım.
KDP’NİN AKP İÇİNDE ADAMLARI VAR
Bunun için başta MOSSAD, CİA, İngiliz gizli servisinin rolü de çok önemli bana yöneldiler. Beni çıkarları için büyük bir tehlike olarak gördüler tasfiye ettiler. Ama MİT bunu anlamadı, bunu anlaması gerek. 1990’larda yarattığımız mirası KDP, içerde de AKP yiyor, aslında biraz ortam boş kendiliğinden böyle gelişti. ANAP iflas etmişti, DYP nin durumu ortadaydı, CHP tıkanmıştı bu durumda islami bir açılımla AKP bu dönemde gelişti. Başka partide yoktu, bizim mirasımızı yiyorlar. Kürtler arasında da örgütlüler KDP sadece Güneyde örgütlü değil, bir o kadar Türkiye'de örgütlü, AKP içinde milletvekilleri var. Bölgede iş adamları var. Ankara’da işadamları var, siyasetçiler var, Avrupa’da diplomasi yaptıkları geniş bir çevre var. Örgütlüler. KDP’nin Kürdüne ben “ulus-devletçi Kürt” diyorum."
DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN ÖNERİSİ
PKK'nin 2003 yılında başlattığı yeniden inşa hamlesine değinen Öcalan, o döneme ve gelecek günlere ilişkin şu anekdotları aktardı: "Bütün bunlara karşı 2003’lerde yeniden inşa sürecini tartıştık. ‘90’ların PKK’si ayrı bir PKK’dir. Yeniden inşa süreci sonrası kurulan PKK, ayrı bir PKK’dir. Ben Kürtler için Demokratik Özerk Kürdistan öneriyorum. Kürdistan terimi, aslında coğrafi bir terim, Kürtler de söylememiş, bu, Selçuklu Sultanı Sultan Sencer zamanından beri böyle ifade ediliyor.
Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Toplum Kongresi vesilesiyle de söylemiştim, orda vardı. Bu hem Kürt toplumunun iç geriliklerine, bu feodal şeylere, geriliklere karşı iç demokratikleşmeyi sağlar hem de Kürtlerin dışarıya karşı duruşunu ifade eder. Bu örgütlenmede devlet karşıtlığı yoktur, devlet kurmayı da hedeflemiyor. Bir çeşit, mevcut sınırlar ve devlet yapıları içinde Kürtlerin özgürlüğünü temsil eder. Sonuçta özerklik kavramı da özgürlükle ilgilidir. Demokratik özerkliğin devletle, sınırlarla bir problemi olmaz. Bir çeşit yerelin kendini devlet içinde ifade etmesi anlamına gelir.
Demokratik özerklikte Kürtler, bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. Eğitim, dil, diğer kültürel gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar, halkın ekonomik sorunları var, gerekiyorsa bankalarını kururlar, kooperatiflerini kurarlar. Dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. Bu devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. Devletin kurumları yanında Kürtlerin bir nevi kendi taleplerini karşıladığı bir yapı gibi düşünülebilir. Bazı haklar topluluğu ilgilendirir, tek başına bir şey ifade etmez."
KOLEKTİF HAKLAR İSTİYORUZ
Bireysel ve kolektif haklar olgusuna değinen Öcalan, bireysel değil kollektif haklar istediklerini bir kez daha yineleyerek şunları söyledi: "Birey haklarını yadsımıyoruz, daha önce özgür yurttaş kimliği demiştim. Ama yurttaşlar bir toplumun bileşenidirler. Örneğin Güler Sabancı bağımsız etkin bir yurttaş, aynı zamanda Sabancı topluluğunun yani otuz bin kişilik sabancı topluluğunun bir parçası. Bunları birbirinden ayrı düşünemezsiniz, etle tırnak gibiler. Özgür yurttaş kimliği de böyledir. Özgür yurttaş toplumun parçasıdır, bileşenidir, toplumu oluşturur. Demokratik Toplum Kongresi de bunu hedeflemeli.
Benim PKK’nin yeniden inşası ile geliştirmek istediğim şey budur. İşte Kürtlerin de kendi gücü olur. Ben halka bağlı onun çıkarlarını esas alan halk içindeki husumetleri çözen bir güçten bahsediyorum. Bunu bu biçimde ele alırsan silah sorununu da kendiliğinden çözülür. Öyle başka yerde çözüm aramaya gerek yok.
DİYARBAKIR MERKEZ OLMALI
Demokratik Toplum Kongresinin bunu hedeflemesi gerekir bu aslında etnisiteye ya da coğrafyaya dayalı bir çözüm değildir. Diyarbakır merkez olmalı Kürtler açısından. Çünkü orada yaşıyorlar ama orada yaşayan diğer halklar da kongrede kendini ifade eder. Aslında özgün sorunları olan her topluluk örneğin İstanbul ya da Antalya da kendi sorunlarını yada özgün yerelden çözmek isterse böyle bir örgütlenmeye gidebilir. Yerelden bir nevi halkın kendi çözümünü yaratmasıdır, aşırı merkeziyetçiliğin geldiği nokta ortada. Yüz yıl bile olmadı ama işte İstanbul’u yönetemiyor. Türkiye’nin ekonomik, çevresel sorunlarının temelinde aşırı merkeziyetçilik var oysa yerel kendi örgütlenmesi ile sorunlarına çözüm bulabilmeli. Bu sadece Kürtlerin sorunu değil eğer Türkler bizim özgürlük sorunlarımız var diyorlarsa ya da Çerkezler istiyorsa onlarda kendi toplum kongrelerini kurarlar."
TOPRAKLARIMIZDA ÖZERKLİK SAĞLANSIN
Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: ABD ve Türkiye ben PKK'ye karşıyım diyor, 2003'lerden önceki PKK, ulus-devletçi bir PKK idi. şimdi bu KDP’nin savunduğu bir düşünce. Sen ulus-devletçi kürde karşı mısın, KDP'ye karşı mısın, hayır değilsin. 2003’lerde bilinen sorunlar yaşandı işte birileri KDP ye YNK ye gitti. Ben o zamanda şimdi de tam olarak kim nerede ne düşünüyor bilmiyordum bilmem de mümkün değil. Ama PKK’ye karşı olduklarını söylüyorlar. ABD de Erdoğan da Barzani'yi destekliyorlar. Ulus-devleti onlar temsil ediyor, PKK ulus-devletçi değil. Güneyde ki oluşumu destekliyorlar ama oradaki de bir ulus devlet. Yarın çatışacaklar ulus-devletler çatışır, çünkü devlet mantığında bu var. Bu toprak senin ya da benim diyerek çatışacaklar. Biz ise bu toprak benim demiyoruz kim yaşıyorsa o toprakta özgün örgütlenmesini, özerkliğini sağlasın diyoruz."
KDP'YE KARŞI DEĞİLLER
"Bunlar 70’lerin PKK karşılar ama o PKK artık yok, şimdi bunu KDP savunuyor ona da karşı falan değiller" diyen Öcalan, "O zaman sen neye karşısın, PKK karşıyız diyerek Cumhuriyetin içini boşalttılar. Bu cumhuriyet Mustafa kemal’in cumhuriyeti değil, AKP Türk-İslam sentezi, MHP soy-etnik temelde milliyetçilik yapıyor, CHP kültürel, sosyalist milliyetçilik yapıyor. Buna 20'lerin cumhuriyeti diyemeyiz. Birde bizim savunduğumuz demokratik cumhuriyet var, cumhuriyetin ilkelerinin demokrasi ile tamamlanmasını savunuyoruz. Önümüzdeki üç, beş aylık dönemin çok iyi değerlendirilmesi gerekir yoksa bazı şeyler için çok geç kalmış olacağız" dedi.
DEMOKRATİK ANAYASA İLE SÜREÇ TAMAMLANIR
Öcalan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Ben özelikle demokratik bir anayasa ile bu sürecin tamamlanacağını iddia ediyorum. Aydınların bir bölümü, Kürt lobisi yapsa bile aslında Türk-İslam sentezini savunan AKP'nin rüzgarına kapılmış durumda. Bir bölümü CHP'de. Ancak geliştirebildikleri bir şey yok. Birde tüm bunlardan bağımsız duran Türkiye’nin aydınları, demokratları var. Onlar buna ister Demokratik Cumhuriyet der, ister3. cumhuriyet. Özelikle yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı dönemde demokratik bir anayasa için üzerlerine düşeni yapabilmeliler. Biz üzerimize düşen görevi yerine getirmeye hazırız, bütün Türk aydınlarının bunu bilmesini istiyorum."
ANF / 30.11.07