Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
01.12.2007 02:19

Türkler-Kürtler; Stratejik zenginlik ortakları… - Cengiz Çandar

 

Büyük uluslar, sürekli kendi kendilerine büyük olduklarını tekrarlayarak değil, “büyük” düşündükleri ve geleceğe “büyük” bakabildikleri ve bunun gereğini yerine getirdikleri için öyledirler.

Türkiye, Irak’a bakışında, bir süredir kendisini “küçük” düşünmekten sıyıramamış bir görüntü veriyor. Bunun birçok göstergesinden biri, Kuzey Irak’ta petrol arama ruhsatı ve üretim konusunda, oradaki yönetim ile Bağdat’taki merkezi hükümetin Petrol Bakanı Hüseyin Şehristani arasında başgösteren ihtilafta, gönlünün ikincisinden yana olmasında ortaya çıkıyor.

Hüseyin Şehristani, İran’a yakınlığıyla bilinen bir Şii; Irak içindeki “siyasi gücü”nü İran bağlantısı ve özellikle Ayetullah Sistani’ye yakınlığından alıyor. Kürtlerle, Kuzey Irak’taki petrol havzalarının işletimi konusunda çıkan ihtilafın haklı tarafı o değil. Irak’ın önünü açması için çok beklenen Petrol Yasası, aylar önce çıkacak iken, üzerinde anlaşılan metin üzerinde değişiklikler yapmaya kalktığı için, Kürtler Yasa’nın Irak Parlamentosu’ndan çıkmasını engellediler ve ardından kendi yönetim bölgeleri için bir yasa çıkarttılar.

“Merkezi” olan ve “Kürtler lehine olmayan” herşeye, adeta “refleks”le sempati duyan “resmi Türkiye”, bu görüş ayrılığını Şehristani’den yana yorumlama eğilimine girdi. Oysa, hem Türkiye’nin “stratejik çıkarı”, orada değil, hem de Kuzey’deki federal yönetimin Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hawrami şu sırada Teksas’ta Amerikan petrol şirketleriyle iş bağlayarak, fiili adımlar atmaya devam ediyor.

Bu ay içinde, Kürdistan Bölge Yönetimi, yedi yeni kontrat imzaladı ve bundan önce imzalamış olduğu beş kontratı da –ikisi Türk şirketleriyle ilgili- incelemeye aldı. Hawrami’nin temaslarının ardından yeni kontratların devreye girmesi söz konusu.

Eğer, imzalanan yedi anlaşmanın sonucunda, arama yapılacak alanlarda petrol bulunursa, üretilecek petrol karının yüzde 85’Irak’a bırakılacak, yüzde 15’inden ise aramayı yapan şirketler yararlanacak. Kürt bölgesi, Irak’a bırakılacak toplam karın, nüfus oranına denk düşen yüzde 17’lik payını alacak. Yani, yapılan anlaşmalarda, Irak’tan bağımsız bir petrol kar payı söz konusu değil.

Konu yani ihtilaf, özünde “siyasi”, çünkü ihtilaf, karın paylaşılmasıyla ilgili değil; arama ve üretim ruhsatı verme yetkisiyle ilgili. Irak, federal bir ülke olacaksa, arama ve üretim anlaşması yapma hakkını, “federal yetkililer” ellerinde bulundurmak istiyorlar.

***             ***              ***

Türkiye’nin eski Bağdat büyükelçilerinden ve MİT müsteşarlarından Sönmez Köksal, bundan bir süre önce, “sınır ötesi operasyon” hevesinin kamuoyuna pompalandığı günlerde,Milliyet gazetesinde yer alan bir röportajında, çok önemli bir “vizyon”u dillendirerek, “Türkiye’nin önünde bazı seçeneklerin olduğunu” belirtmiş ve şöyle konuşmuştu.

"Binlerce mülahaza gelebilir akla, ama hemen basitçe birkaçını sıralayalım. Ne denebilir? Bir kere denir ki, "Irak’ta ne olursa olsun, isterse parçalansın biz sadece bu sürecin Türkiye’nin üzerine yansımasını en aza indireceğiz, onun dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyeceğiz." 

Diğer bir yaklaşım, "Neticede burada 50 milyar varillik bir petrol rezervi, 100 trilyon kübik/ayak doğalgaz rezervi var. Türkiye’nin amacı enerji transit ve terminali olmaksa buraya farklı yaklaşalım. Başkalarının binlerce kilometreden geldikleri bu bölgeyi dışlamayıp, farklı bir şekilde ele almaya çalışalım." 

Bir başka stratejide de denebilir ki, "Parçalanma tehlikesi söz konusu değil. Türkiye yeterli güçtedir, bunu bertaraf edebiliriz. Biz neticede 12 milyon Kürt nüfusa sahibiz. Orası 4-4 buçuk milyon. Gelecekte farklı bir bütünleşme projesine doğru gidebiliriz." 

Bunlar birtakım akıldan geçirilecek stratejiler."

Mart ayında, bu sütunda, Dr.Aşti Hawrami’nin “Bizimle doğrudan temas, Türkiye’nin çıkarına. Erken gelen öncelik alır” dediğini yazmış ve şu ilginç sözlerine yer vermiştik:

“Kürdistan’da 20-25 milyar varil petrol rezervi var. Bizim bu kadarına ihtiyacımız yok. Siz ise, 70 milyonluk büyük bir ülkesiniz. Yanı başınızda Allah’ın sunduğu bir armağan söz konusu…”

2007 Mart ayının 19’unda, “Kuzey Irak’a TSK ile girmek yerine; Kürdistan’a TPAO ile girmek” başlıklı bir yazı yazdık. Yazı başlığı, tüm “stratejik seçeneği” zaten ifade ediyordu.

O günlerde yayınladığımız yazı dizisinde, Irak Petrol Yasa taslağında, Irak’ın çeşitli yerlerinde işler durumda olan ve geliştirilmeye hazır 51 petrol sahası ve petrol olduğuna inanılan ama hiç işlenmemiş 65 arama sahasının söz konusu olduğuna işaret etmiş ve ülkenin potansiyel petrol zenginliğinin “4 Ek”te ifadesini bulduğunu belirtmiştik.

Tekrar hatırlayalım:

“ 1. Üreten sahalar (Present producing fields). Bunlar, Irak'ın Şii güneyindeki Güney ve Kuzey Rumeila ve Mecnun sahalarını kapsıyor. Kerkük de bu ilk ekin konusu.

2. Keşfedilmiş ama geliştirilmemiş sahalar. (Discovered undeveloped fields close existing infrastructure) Bunlar, şu anda ham petrol pompalamakta olan yani işler durumdaki sahalara çok yakın olan keşfedilmiş ama henüz petrol pompalama işlemine girmemiş sahalar. Böyle 25 saha var. Kürt yönetimi bölgesindeki Taktak sahası bu kategoriye giriyor. İşler durumdaki Kerkük sahasına sadece 60 kilometre ötede. Bu nedenle, geliştirilmesi en kolay sahalar bunlar.

3. Keşfedilmiş ama üretici, işler durumdaki sahalara uzak olanlar. (Discovered undeveloped fields distant to existing infrastructure) Bunlar?n geliştirilmesi, haliyle daha masraflı olacak. Böyle 26 saha söz konusu ve bunlar Şii Muthanna ve Necef'in yanısıra, Sünni Anbar, ayrıca Kerkük ve Kürt yönetimi altındaki Süleymaniye'de bulunuyorlar.

4. Arama yapılacak yani henüz petrol keşfedilmemiş ama kesinlikle olduğu tahmin edilen sahalar. (Exploration areas)  Böyle 65 saha var Bunların çoğunluğu, Sünnilerin yaşadığı Batı Çölü'nde yani Ürdün ve Suriye sınırlarına doğru olan Anbar vilayetinde ve Kürdistan bölgesinde. Bu 65 sahanın Süleymaniye, Erbil ve Dohuk vilayetlerinde yani “KRG” bölgesinde olanlarının kontrolü, Bağdat'taki federal hükümetin değil, Erbil merkezleri Kürdistan Bölge Yönetimi'nin denetiminde olacak.

Bunları bilmeden ve göz önüne almadan, ne Irak politikası olur; ne doğru dürüst bir Irak stratejisi oluşturulabilir.

***             ***         ***

Türkiye, Kuzey Irak’a yaklaşımında, gelecek tasavvuruna sahip ise, sadece Kuzey Irak topografyasındaki Kandil adlı çıkıntıya bakıp, tavır belirleyemez. Toprağın altındaki “potansiyel zenginliği” hesaba almak zorundadır. O zenginliğin bulunması, çıkartılması ve dünyaya sunulması, “jeo-ekonomik” ve “jeopolitik” nedenlerden ötürü, en mantıklı biçimde Türkiye üzerinden geçerek gerçekleşmek durumunda.

Sözünü ettiğimiz alan, şunun şurasında 100 yıl önce bizim “Musul Vilayeti” dediğimiz “vatan toprağımız”ın bir bölümü. 21.Yüzyıl şartlarında, Türkler ve Kürtler’in “ortak zenginlik alanı”nı oluşturmasından doğal ne olabilir?

Kürtleri, “güvenlik sorunu” değil, “zenginlik ortağı” olarak düşündüğümüz takdirde…

(Hürriyet, 1 Aralık 2007)


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30