02.12.2007 07:50
Paris'in yanan kartpostalı-Ece Temelkuran
Bu akşam Saint Michel'deki kahveler boş. Beyaz önlüklü, nemrut garsonlar boş sokağa hesap sorar gibi iki elleri bellerinde duruyorlar kapıların önünde. Sorbonne Üniversitesi'nin kenarındaki, kıyısındaki bütün caddeler boş, Saint Germain bile...
Fransız dediğin sıraya girmeyi sever. Seviyor işte, belli değil niye. Lokantaların, barların önünde, insanı makineli tüfekle tararcasına delik deşik eden soğukta bile giriyor bu sıraya. Ama bu gece ne Cafe Flore öyle ne Odeon Meydanı'ndaki Les Editeurs. Çünkü tehdit ediliyor şehir. Çünkü kimse çıkmak istemedi bu akşam şehre. Çünkü bu akşam polis işgali var Paris'te.
Polisin gürültüsü
"Sosyal devletin gürültüsü" diyordum, sürekli ve kesintisiz olarak ambulans sesleri duyulur sokaklarda. Gece ve gündüz. Ama bu seferki sosyal devletin değil, polis devletinin sesi. Şehir, kulak zarını patlatacak kadar çok sirene boğuluyor durmadan. İnsanlar pencerelerini kapatıp televizyonlarının sesini açıyorlar evlerinde.
Yoksulluğun ateş çemberi
Çünkü, iki çocuk, polis arabasının çarpması sonucu, Paris banliyölerinden birinde, öldü. Yine arabalar yaktı karanlığın içinden çıkan çocuklar. Şehrin dışındaki mahallelere depo edilmiş çocuklar öfkelenince böyle yapıyorlar; banliyöleri yakarak şehri ateş çemberine alıyorlar. Yoksulluğun ve öfkenin ateşiyle tehdit ediyorlar şehri ve böylece kartpostalı boşalıyor bütün Paris'in.
Amerikalı turistlerin yayvan aksanlarıyla ısmarlayacakları Beaujolais şarapları raflarda kalıyor, "ışıkların şehri" misafirsiz evler gibi tek başına yakıp söndürüyor ışıklarını. Polisler, "Sakın dışarı çıkmayın bu gece" der gibi bağırta bağırta geçiyorlar canavar düdüklerini:
"O çocuklar yine yangına çıktılar!"
Oysa, belki de bütün dünyadaki gibi Parisli yoksul çocuklar da kendi mahallelerini yakıyorlar. Komşularının arabalarını, kendileri gibi olanların mahallelerini... Ve hiçbir zaman Paris kartpostalının kenarı bile kararmıyor olan bitenden. Vız gelip tırıs geçiyor olup biten Cafe Select'ten.
Avrupa'nın 'sevimli' yüzü
Polisler sıra sıra durup cadde başlarında kimlik soruyorlar yeterince beyaz ve yeterince "yakışıklı" olmayanlara. "Avrupa"nın o sevimli yüzü bir anda nasıl değişir, özgürlüğün şehri nasıl bir anda kara maskelerini takar, takabilir, böylece görüyor Paris'in misafirleri. "Paris, mon amour" bitiveriyor bir anda, başka bir Paris çıkıyor karşınıza.
Oralarda yakıp yıksınlar. Oralarda istedikleri kadar araba yaksınlar, haber bültenlerine çıkamıyorlar Fransa'da. Sadece, niyeyse Paris'e saplantılı bir ilgi duyan Amerikan haber kanalları delicesine veriyor olup bitenleri.
Belki şehrin muhitlerinde bir araba yaksalar oralarda yaktıkları yüz arabaya denk gelecek yarattıkları gürültü. Ama yapamıyorlar. Şehrin bütün sokakları sessizce abluka altında çünkü. Ve şehir merkezinde kendilerine kimlik sorulan esmer çocuklar, çantaları aranan sakallı adamlar artık polise "Neden?" diye bile sormuyorlar.
Yüzlerinde taşıdıkları kimliklerinin şehri ne kadar korkutabileceğinin farkındalar. Polisle karşılıklı "merci"leşerek, "Bonsoir"laşarak, yalandan bir kibarlık içinde karşılıklı yürüyüp gidiyorlar kendilerini banliyölere taşıyacak metrolara. Sesi, banliyölerin dışına çıkamayan yangınlara...
Paris bu akşam bomboş. Çocuklar şehrin etrafında ateşler yakıyorlar yine. Sarışın turist kızlar kikirdeşiyorlar bir striptiz dükkânının önünde...
Milliyet/02.12.07