Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
03.12.2007 05:14

Dik kafalı ve lafazan Chavez'in demokrasi laboratuarı... - Ceyda Karan

 

Sanırsınız ki, Hugo Chavez'in bütün derdi iktidar koltuğuna kazık çakmak. Zira Venezüella'daki gelişmeleri sadece ana akım Anglo sakson medyasından takip edenlerdenseniz, başka türlü düşünmenizi mümkün kılmayacak şekilde bilgilendiriliyorsunuz demektir. Hele de kasıtlı bilgilendirilmeye teşneyseniz, yani alternatif kaynaklar arama çabasında değilseniz, sadece zannetmekle kalırsınız. Lakin petrol gelirini yıllarca sefalete mahkûm edilmiş nüfusun ezici çoğunluğunu görmezden gelerek statükonun devamına harcamak yerine, 'Bolivarcı 21. yüzyıl sosyalizmi' adı altında uyguladığı sosyal demokratik politikalarla Venezüella'yı bir laboratuvara çeviren Chavez, sadece 'zannetmeyi' hak etmiyor.

Yönetmek iktidar hırsı gerektirir. Yönetme iddiası taşıyan herkeste bu hırs vardır. Chavez de bundan muaf değil. Hatta, biraz fazla dikkafalı ve lafazan olduğu su götürmez. Son dönemde ona buna laf yetiştirerek sürekli takip edilmesi gereken polemik-haber konuları yarattığından, politikalarını ilgiyle izleyen dış haberler servisimizi bile

'yıprattığını' söyleyebilirim. Lakin Venezüella halkının ezici çoğunluğunun tercihi olan bu adama bu denli haksızlığı reva görmek, özellikle de demokrasi lafını dilinden düşürmeyenlerin haddine olmasa gerek.

350 maddeli Venezüella anayasasında değiştirilecek olan 69'u ekonomik, siyasi ve sosyal yapıda devrim niteliği taşıyan pek çok unsur içerirken, ana akım medya bunları hiç anmayıp referandumu salt bir adamın 'diktatörlük hevesi' olarak sunuyor. Buna karşılık, nüfusun çoğunu ihya edecek değişiklikler işlerine gelmediği için sokağa dökülen sağcı elitler, özel üniversitelerin üst ve orta sınıftan öğrencileri, Katolik Kilisesi hiyerarşisi, alenen darbe çağrısı yapan CIA bağlantılı eski generaller ve devasa bir medya kampanyası yürüten büyük sermayenin toplandığı Fedecamaras, 'demokratik muhalefet' olarak takdim ediliyor. Misal, 2002'deki ABD destekli iki günlük darbede ancak halk Chavez'e destek için ayaklanıp başkanlık sarayını sardığında ve orduda bölünme ortaya çıktığında devreye girmeye tenezzül etmiş, temmuzdaki emekliliğine kadarki süreyi ise hükümetin altını oymakla geçirmiş eski Savunma Bakanı Baduel'in, 5 Kasım'da alenen yaptığı askeri darbe çağrısı bile demokrasi kahramanlığına yoruldu! Bazılarının 'Pinochet'nin koltuğuna aday gösterdiği General Baduel, şimdi New York Times'da 'Chavez saflarından kopmuş adam' diye sunuluyor.

Venezüella'yı dürüstçe izleyen nadir gazetecilerden Guardian muhabiri Richard Gott'un deyişiyle 'Caracas'ta üslenmiş küçük bir yabancı gazeteciler grubu' Chavez'in imajını manipüle etmekle yetinmiyor. Misal, Venezüella istihbaratının ele geçirdiği ve ABD elçiliğinden CIA Başkanı Hayden'e yollanan ülkeyi istikrarsızlaştırma hedefli 'Kerpeten

operasyonu'na dair andıcı dünyaya duyurma gereği hissetmiyorlar. Resmi açıklamanın yapıldığı 26 Ekim'de, AP'nin arada derede kalmış haberi dışında bu iddianın yansıtılmaması ne kadar enteresan!

Oysa Chavez'in halk kendisini tercih ettiği sürece başkan kalma hırsına dair gayet meşru eleştiriler bir yana, demokratik seçilmiş Kongre'ye sunup onay aldığı, bir yıldır tartışılan anayasa paketinin demokrasiyi derinleştirip genişleten siyasi, ekonomik ve sosyal unsurları anılmaya değer. Bunların başında ademi merkezileşme hedefiyle yolsuz ve ayrıcalıklı yerel ve eyalet yönetimlerinin yerini alacak toplum konseylerinin güçlendirilmesi geliyor. Sonra duruma göre özel yahut devletle ortak kooperatifler, anayasal temele kavuşacak. Günlük mesai saatleri sekizden altı saate iniyor, insanlar daha fazla boş vakte sahip olacak. Sosyal güvenlik güçlendirilecek, insanların çok küçük yaşlarda iş pazarına çıktığı ülkede, seçmen yaşı 18'den 16'ya düşürülerek gençlerin siyasi sisteme katılımları sağlanacak.

Muhalefetin bir eleştirisi, merkez bankasının özerkliğinin kaldırılmasında. Lakin Chavez yanlıları bankanın zaten uluslararası piyasaların belirlediği 'sözde' özerkliği olduğunu savunup, yönetimin hükümete geçmesiyle seçilmiş yetkililerin kamu harcamaları ve para politikalarında seçmene karşı sorumluluklarını daha iyi yerine getireceğini öne sürüyor. Pakette kuvvetler ayrılığını zedeleyen bir öneri yok. Lakin başkana olağanüstü hal ilanı ve medyaya müdahale olanağı verilmesi çok eleştiriliyor. Chavez yanlıları ise, 2002'deki ABD destekli darbe girişiminin kurumsal yapıyı sarsması ve medyanın uydurukluğu sonradan anlaşılan haberlerini anımsatıp, Batılı demokrasilerde de anayasal rejimi hedef alan girişimlere karşı gerekli önlemlerin bulunduğunu anımsatıyor. Bush'un başkanlık yetkilerinden örnekler verenler de eksik değil.

Şu meşhur sınırsız başkan adayı olmanın önünü açan değişikliğe gelince... Chavezcilerin tezi, en yoksul kitlelerin oranını yüzde 53'ten 9.1'e düşüren, yaygın eğitim, toprak edinme, üretici kooperatiflere destek, bedava sağlık hizmeti, yoksulları ihya eden sosyal reformlar, yeni tren yolları, otoyollar, spor tesisleri kuran bir başkanın hayırlı hizmetlerinin sürmesinde, demokratik seçilmeyi sürdürmesi halinde halkın beis görmeyeceği... Sonra tarihten örnekler veriyorlar: Roosevelt'in çok kritik bir dönemde ülkesini dört dönem yönetmesi, Britanya'da bir kuşağın Thatcher'ın başbakanlığı ve politikalarıyla büyümesi, Blair'in söz verdiği halde koltuğunu halefi Brown'a ancak 10 yıl sonra nazlanarak devretmesi gibi. Ha, bir de, dört kez başbakanlıkla yetinmeyip beşincisine soyunup da sandıktan hezimetle çıkan Avustralya Başbakanı John Howard'a kimsenin diktatör demediğini anımsatıyorlar. Chavez, 'En iyi benim, halkım beni ister' diye tutturmayıp, sürekli başkan çıkaran hanedanların bulunduğu ABD'deki sistemi benimsese daha mı iyi olurdu acaba!

Radikal / 03.12.07


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30