Ana Sayfa / Basın / 
21.11.2008
26.12.2007 13:10

Bir yıl geçti iki dava aydınlatılmayı bekliyor / A. Can Demir

 

Ermeni gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle açılan 2007 yılı, Malatya’da Zirve Yayınevi Katliamı’yla devam etti. Her iki olayın ardından açılan soruşturmalar, hep bir yerde tıkandı. Dink soruşturmasında haklarında çeşitli iddiaların gündeme getirildiği polis müdürleri ve valiler soruşturma konusu dahi edilmezken, Malatya davasında ise sanıklardan çok öldürülen kişilerin yaşamları araştırıldı.

2007 yılı, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in İstanbul’daki gazetesinin önünde öldürülmesiyle açıldı. 19 Ocak 2007 tarihinde yaşanan bu suikast, Şemdinli ile açılıp, Danıştay saldırısıyla devam eden sürecin önemli bir halkası olarak kabul edildi. Ölümünden kısa bir süre önce Agos gazetesindeki köşesinde “bu ülkenin sokaklarında güvercin tedirginliği”yle dolaştığını yazan Hrant Dink, yine aynı yazısında “Muhtemelen 2007 benim için daha zor bir yıl olacak” demişti.

DEVLET GEREKENİ YAPACAKTI

Suikastın ardından resmi yetkililerden, “geleneksel devlet refleksi” geldi. Ülkenin dirliğine ve birliğine yapılan bu elim olay üzüntüyle karşılanıp, şiddetle kınanıyordu. Her şey kontrol altındaydı ve devlet gerekeni yapacaktı. Gerekenler kısa sürede yapıldı. 17 yaşında Trabzonlu bir genç olan O. S., katil zanlısı olarak kamuoyunun karşısına çıkartıldı. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile İstanbul Valisi Muammer Güler, herkesi hayrete düşürecek bir tarzda olayı çözmüş ve tarihin en önemli siyasi cinayetlerinden birine“birkaç gencin, milli duygularla işlediği cinayet sıfatını yapıştırıverdi. Olayın “birkaç gencin milli duygularla işlediği bir cinayetin” çok daha ötesinde örgütlü ve derin ilişkiler ağıyla bağlantılı olduğunu gösteren pek çok bilgi ise kısa sürede ortalığa döküldü.

TETİKÇİDEN KAHRAMAN YARATTILAR

Tetikçi O.S.’nin Trabzon ve Samsun polis karakollarında nasıl karşılandığına dair fotoğraflar kısa sürede ortaya çıktı. Bir katil zanlısının fotoğrafından poster yapılırken, üniformalı kişiler de katil zanlısıyla birlikte objektiflere poz vermişti. Ayrıca polis muhbiri olduğu açığa çıkan Erhan Tuncel’in, Yasin Hayal ve ekibinin suikast düzenleme hazırlığında olduğu yönünde daha önce Trabzon Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ihbarlarda bulunduğu da ortaya çıktı. Bu olayların ardından “Hrant Dink’in öldürüleceğini bildikleri halde önlem almadıkları” için sadece iki jandarmaya dava açıldı. Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin, haklarında dava açılan iki jandarmanın istihbarat görevlisi olduklarını belirterek, “Demek ki, istihbarat görevlileri bunu biliyor. O halde, bu bilgi üst düzeye kadar biliniyor. Çünkü en alt düzeydeki istihbarat görevlisi, aldığı istihbaratı yukarıya iletmek zorunda. Bu yasa gereği böyledir. Ama sadece iki kişi hakkında dava açıldı.” dedi. İhbarları değerlendirmediği gerekçesiyle Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nde açılan soruşturmadaysa müfettişler, “hiçbir kusur görmedi”.

DİNK, VALİLİK BİNASINDA TEHDİT EDİLDİ

Suikastın işlendiği gün, Hrant Dink’in yakın arkadaşlarından gazeteci Aydın Engin katıldığı televizyon programlarında çok önemli bir iddiayı gündeme getirdi. Engin’in anlattığına göre, Hrant Dink, İstanbul Valiliği’ne çağrılarak üstü kapalı bir biçimde tehdit edilmişti. Söz konusu iddia, İstanbul Valisi Muammer Güler tarafından “yok öyle bir şey” tonunda cümlelerle yalanlandı. Ancak Vali Güler’in sözleri, “Dink, neden valiliğe çağrılmıştı ve görüşme sırasında orada bulunan biri kadın iki kişi kimdi?” sorularına yanıt olmadı. Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Valiliğine ilişkin soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Bize herhangi bir sonuç gelmedi. Ama öyle görünüyor ki, bir şube müdürü hakkında dava açılacak. Diğerleri hakkında açılmayacak.” dedi.

8’İ TUTUKLU 18 SANIK HAKKINDA DAVA AÇILDI

Suikastın ardından 8’i tutuklu,18 kişi hakkında Beşiktaş 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in, “Hrant Dink’in öldürülmesine azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istendi. O.S’nin de “Hrant Dink’i öldürmek” suçundan, yaşının 18’den küçük olduğu da dikkate alınarak 18 yıl ile 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edilirken, sanığın “terör örgütüne üye olmak” ve “ruhsatsız silah taşımak” suçlarından da 8,5 yıl ile 18 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi. 5 sanık hakkında Dink’in öldürülmesine yardım etmek suçundan 22,5 ile 35 yıl arasında, iki sanık hakkında da “terör örgütüne yardım etmek” suçundan 7,5 yıl ile 15 yıl arasında hapis cezası istendi. 8 sanığın da 7,5 yıl ile 16 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları talep edildi.

POLİS VE ASKERE GİDEN BAĞLANTILAR KESİLİYOR

Avukat Fethiye Çetin, davanın seyrinden memnun olmadığını belirterek, “Bu davanın özellikle güvenlik güçlerine değen uçları var. Bunlar aydınlatılmadan, bu davada gerçek sorumlular bulunmayacak. Fakat görünen o ki, bu güvenlik güçlerine değen uçlar, bizim bütün çabamıza rağmen birer birer kapatılıyor. Henüz, yollar tamamen tüketilmiş değil ama olanaklar yok ediliyor.” değerlendirmesini yaptı. Dink’in şoku sürerken bu kez Malatya vahşeti yaşandı

2007 yılı Hrant Dink cinayeti ile açılmıştı. Cinayetin şoku yaşanırken bu kez, 18 Nisan günü Malatya’da başka bir vahşet yaşandı. Önce, alt yazı olarak girdi televizyon kanallarında; “Malatya’da bir yayın evine baskın düzenlendi”… Sonra ayrıntılar netleşmeye başladı. Basılan yer, Hıristiyanlık ile ilgili kitaplar yayınlayan bir yayıneviydi. Olayın sorumluları, bir grup gençti. Olayın ayrıntıları belli olmaya başladıkça, vahşetin boyutları da açığa çıkıyordu. 4 genç, yayınevi çalışanı üç kişiye saatlerce işkence yaparak öldürmüşlerdi.

Olayın ardından Emre Günaydın, Hamit Çeker, Cuma Özdemir, Salih Gürler, Abuzer Yıldırım, Kürşat Kocadağ ve Mehmet Gökçe hakkında Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, sanık Günaydın, Yıldırım, Çeker, Özdemir ve Güler’in “silahlı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, örgütsel faaliyet çerçevesinde adam öldürmek” suçlarından üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmaları istendi.

SORUŞTURMA AĞIR İHTİMALLERLE BAŞLADI

Malatya davası avukatlarından Erdal Doğan, ceza soruşturmasında ağır ihmallerin olduğu düşüncesinde. Maddi gerçeğin özellikle açığa çıkartılmasından kaçınıldığı kanaatinde olduğunu belirten Avukat Erdal Doğan, “Bu konuda derin bir araştırma yapılmadığı gözüküyor. Yakalanan kişilerin arka cephesindeki kişiler ve organizasyon ortaya çıkartılmıyor” dedi. “Bu konuda ceza hukuku açısından da çok ciddi hatalar yapılmakta” diyen Avukat Doğan, “Aynı zamanda olayın kapatılmak istendiği sonucu ortaya çıkmaktadır.” Değerlendirmesinde bulundu. Dink ailesinin avukatlığını da yapan Avukat Erdal Doğan, Hrant Dink davası ile Malatya davası soruşturmalarında benzerlikler olduğunu belirterek, “Rahip Santora cinayeti soruşturmasında da benzer sorunlar vardı. Ancak bu dava çok fazla gündeme gelmediği için kamuoyunda tartışılmadı ve kısa sürede karara bağlanarak, kapatıldı.” şeklinde konuştu.

Avukat Erdal Doğan, Hrant Dink ve Malatya davasında hukuk sisteminin kötü bir sınav verdiğini belirterek, şunları söyledi: “İçinde jandarma ve polis gibi kişilerin geçtiği ya da adlarının anıldığı davalarda bu kişilerin davadan muaf tutulmakta, aynı zamanda soruşturmadan muaf tutulmaktadır. Gündeme getiren iddiaların üzerine savcılık gitmemektedir”

OLAY KADAR OLAY SONRASI DA TARTIŞILDI

Malatya’daki Zirve yayınevinde 18 Nisan günü yaşanan olay, hem saldırının vahşeti nedeniyle, hem de soruşturma ve iddianame aşamasında gündeme getirilen iddialar nedeniyle çokça tartışıldı. Soruşturma tamamlanıp iddianame hazırlandığında görüldü ki, 3 kişiyi öldürmekle suçlanan sanıklardan çok, öldürülen kişiler iddianamede yer almıştı. İddianame, 3 kişiyi öldüren katliam sanıkları hakkında açılmıştı ama öldürülenlerin daha önce kimlerle görüştüklerinden tutun da banka hesaplarına kadar bir dizi ayrıntıya yer verilerek, neredeyse öldürülen kişiler suçlu ilan edilmek istendi. Dava dosyalarında cinayetten çok, misyonerlik faaliyetlerinin araştırılmasına yer verildi. Öyle ki, 32 klasörlük dosyada, 16 klasör öldürülen kişilere ve misyonerlik faaliyetlerine odaklanmıştı.

HAKKINDA İDDİA BULUNAN ASKER, SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERİLDİ

Malatya davasına ilişkin gariplikler tabii ki bunlarla sınırlı değildi. Hakkında suç duyurusunda bulunulan jandarma üsteğmen H.İ.’nin olayın soruşturmasında görev yaptığı ortaya çıktı. Davanın bir numaralı sanığı olan Emre Günaydın’ın hastanede yatarken çekilen kamera görüntülerinin olup olmadığı yönünde uzun süre muamma yaşandı. Ayrıca, sanık Emre Günaydın'ı hastanede izleyen polisin yazdığı bilgi notuna göre, Günaydın hastanede konuşmak istedi ancak bir görevli tarafından engellendi. Söz konusu görevlinin, Günaydın'ı suça azmettirdiği iddia edilen Üsteğmen H.İ. olduğu öne sürüldü. Polis, bu görüntülerin 50'nci kasette kayıtlı olduğunu da notuna ekledi.

Malatya davası avukatlarından Erdal Doğan, davayla olayı aydınlatacağı yönünde bir düşüncesi olmadığını belirterek, “Türkiye kamuoyu, halkın savcısı olarak bu davayı takip etmesi gerekiyor. Çünkü bu iki dava, yalnızca Hrant Dink’in ailesi ile Hıristiyanları değil, bu ülkede farklı kimliklere sahip herkesi ilgilendiriyor” dedi.

ANF / 26.12.07


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30