01.02.2008 13:29
Türban ve üniversite üzerine… - Özgür Müftüoğlu
Kasım 2002 seçim sonuçları açıklanıp AKP tek başına iktidar olduğundan beri türban meselesinin ne zaman gündeme geleceğini merakla bekliyorduk. Gerçi, türban tartışması hep vardı ama türbanın üniversitelerde serbestleşmesine ilişkin yasal düzenlemeler böylesine ileri bir aşamaya gelmemişti. MHP, AKP ile uzlaşıp yasal düzenleme Meclis gündemine gelince tartışmaların yoğunluğu da arttı tabiatıyla.
Türban serbestisinin kamusal alanın tümünde değil de sadece üniversite ile sınırlı olması genellikle düzenlemeyi getirenlerin (MHP, AKP) “fincancı katırlarını ürkütmeme” taktiği olarak yorumlandı. Yani, posta hizmetini, sağlık hizmetini, eğitim hizmetini sunanlar ya da lise, ilköğretim öğrencileri için türban takma yasağı devam ederken üniversite öğrencileri için bu yasağın kaldırılması daha kabul edilebilir bir ara çözüm olarak görme eğilimi ortaya çıktı. Bu yazının yazıldığı saatlere kadar laiklik hassasiyeti olan kurumların ortaya koydukları görüşlere ve toplumdan gelen tepkilere bakılırsa söz konusu taktik işe yarayacak ve şimdilik şekil konusunda bir takım sınırlılıklarla beraber türban üniversitede serbestleşecek.
Türban, “şimdilik” üniversite ile sınırlı olduğuna göre biz de bu konuyu “şimdilik” üniversite üzerinden tartışmaya çalışalım. Tartışmaya başlarken de türbandan önce mekanı yani üniversiteyi ele alalım.
Üniversite, bu köşede birçok kez dile getirmeye çalıştığım gibi bilim üretmesi ve sunması gereken bir kurumdur. Bilimin olmazsa olmaz koşulu ise özgür düşünme ve tartışma ortamının gerekliliğidir. Yani, bilimsel faaliyet içinde bulunacak kişiler (öğrenciler de bu faaliyetin doğrudan içindedir) tamamen dogmalardan uzak düşünmeye ve sorgulamaya açık olmalıdırlar. Mutlaklaştırılmış kabullerin ötesine geçemeyen itaatin, özgür düşünceyi engellediği de anımsanırsa böyle bir anlayış içerisinde gerçeklikleri anlamak, sorunları çözmek ve toplumsal ilerlemeye katkı sağlamak nasıl mümkün olabilir?
Üniversiteye ilişkin bu genel tanımlamadan sonra gelelim türbana; mademki bir inancın gereği olarak talep edilmektedir, o halde en temel insan haklarından biri olması gereken inanç özgürlüğü bağlamında diğer giyim kuşam şekilleri gibi türbana da karşı olmamak gerekir. Ancak, konu “üniversitede türban” olunca, dini bir simge olan türbanı tercih edenlerin mutlaklaştırılmış kabulleri olduğu ve bu kabuller doğrultusunda itaatin, özgürce düşünme ve sorgulamanın önüne geçeceği kaygıları ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada türban ya da benzeri inanç simgelerini taşıyanların bilimsel faaliyet içinde katkı sağlamaları düşünülemez. Dolayısı ile üniversitede türbanı değerlendirirken şekil açısından değil, türbanın altındaki zihniyetin bilim ve üniversitenin işlevleriyle arasındaki çelişki açısından konu ele alınmalıdır.
Burada haklı olarak şu soru akıllara gelecektir: Peki, bilimsel faaliyete engel olacak dogmalar, mutlaklaştırılmış, itaate dayalı düşünceler sadece türbanla mı ortaya çıkar, türbanın yasak olması üniversitelerde düşüncenin özgür olduğu anlamına mı gelir?
Sorunun cevabı elbette “hayır” olacaktır. Başı açık ama beyni örtülü birçok kişi üniversitelerdedir ve zaten üniversitelerin bugün işlevlerini yerine getirmekten uzak olmalarının temel nedeni de budur. Ve beyinlerdeki bu örtü sadece dinle sınırlı değildir. Irkçılığı, şovenizmi ve sermayeciliği dogma haline getirmiş, mutlaklaştırmış ve ona itaat eden de önemli bir kesim vardır. Bu kesimin de bilim ve üniversite ile çelişkileri dini dogma haline getirmiş olanlardan daha az değildir.
O halde, öncelikle üniversitede türbanı savunmamak gerekir ama en az türbanla simgeleşen dogmalar kadar üniversitenin işlevlerini engelleyen diğer örtülü beyinlerle de mücadele etmek gerekir. Öte yandan, türban konusunda düşünürken sadece türbana karşı çıkmak yerine, türbanın ve onun temsil ettiği düşüncenin son 30 yılda böylesine yaygınlaşmasının nedenlerine de bakılmalıdır. Zira, türban talebinin böylesine yoğunlaşması sadece bir sonuçtur. İnsanları dine yönelten en temel etken bu dünyadan umutların kesilip, diğer dünyadan beklentilerin artmasıdır. Bu dünyadan umutları tüketen ise özgürlükçü düşünce ortamının baskılanması ve bu baskı ortamından faydalanılarak toplumun geniş kesiminin haklarını elinden alıp, onları açlığa, yoksulluğa, işsizliğe iten politikalardır. Sermayenin çıkarları doğrultusunda oluşturulan bu politikalar sorgulanmadan Türkiye’de irtica ve de türban konusunda yapılacak tartışmalar lafı güzaftır.
***
Türkiye’de tüm dikkatlerin türban konusuna odaklamasında da yararlanılarak emekçilerin sosyal güvenlikten kıdem tazminatına, eğitimden sağlığa tüm hakları geri alınmaktadır. İşte tam da bu dönemde, bugün bir bir elden kaybedilen hakların kazanılmasında son derece önemli bir işlev görmüş olan Komünist Manifesto’nun 160. yılı nedeniyle Ankara’da bir toplantı düzenlenmektedir. Toplantıda Manifesto sadece bir tarihsel olay olarak ele alınmayacak, Manifesto’nun içinde yaşadığımız dönemde güncelliği tartışılacaktır. Bu tartışmalar, insanları dogmalara yönelten umutsuzluk ortamından çıkış için de yol açıcı olacaktır.
Evrensel / 01.02.08