02.02.2008 06:55
Teröre karşı savaş özgürlüğü vurdu - Simon Jenkins
Terörle savaş, terör tehlikesini azaltmak yerine pek çok ülkede özgürlükleri baltalıyor. Binlerce insanın öldürülmesine, yüz milyonların haklarına tecavüz edilmesine yol açan bu savaş, Bush veya Müşerref gibi desteği azalan liderlere yarıyor. Pakistan'daki felaket de bu savaşın ürünü
Hiçbir şey ya da hiç kimse bombaların patlamasını engelleyemez. Ne bir vatandaş, ne bir polis, ne bir ordu, ne bir hükümet, ne de küresel askeri bir ittifak kararlı bir intihar bombacısının kendini havaya uçurmasını önleyebilir. Ne kadar korkunç olsa da, bunlar gerçekleşecek ve masum insanlar bunun sonucunda ölecektir, tıpkı yaşananları durdurabilecek sorumlu bir makam olmadan yollarda öldükleri, uyuşturucu, alkol ve doğal felaketlerden dolayı hayatlarını yitirdikleri gibi.
Yeni olan unsur, bu apaçık doğrunun 'terörizm' adı altında hükümetin tuttuğu ana yola dahil edilmesi. Hafta içinde, iki devlet başkanı -ABD'nin Bush'u ve Pakistan'ın Müşerref'i -iktidardaki dönemlerini terörle ilişkilendirerek tanımladı. Bush bunu pazartesi günkü sonuncu 'birliğin durumu' konuşmasında yaparken, gelecek ayki seçimler öncesinde Londra'da cazibesini artırma hamlesine girişen Müşerref de aynı gün aynı tavrı sergiliyordu.
Müşşerref yedi yıldır el üstünde
Bush için 'teröre karşı savaş' izlediği korku siyasetinin amentüsüydü. 11 Eylül'den beri zayıflayan başkanlığına destek sağlamak için buna başvururken, kullandığı dil de yaygaracı söylemin tavanlarını zorladı. İç politikadaki her baskı ve dış politikadaki her savaş bununla geçerli kılındı. Bush 'Bizimle olmayan bize karşıdır' diye bağırıyordu. Dört yandaki teröristler 'özgürlüğün gelişmesine karşı koyan, [...] özgürlükten ve ABD'den nefret eden, milyonları kendi şiddet hükümranlığına tabi kılmak isteyen kötü kişiler'di.
Sosyolog Ulrich Beck'in belirttiği gibi, 'uygun biçimde kullanıldığı takdirde, yeni bir risk sallantıdaki liderler için hep aradıkları iksir haline gelir'. Herhangi bir siyasetçi kabul edilemeyecek kadar rezil bir tehdidi gerekçe göstererek, riskten kaçınma adına özgür toplumdaki hakları sınırlandırabilir. Müşerref'in ağzından terör sözü geçmeyen bir cümle pek az çıkıyor. 11 Eylül'ün planlandığı Afganistan'a yakın konumu yüzünden, Müşerref'in diktatörlüğü yedi yıl boyunca Londra ve Washington tarafından el üstünde tutuldu. Britanya Başbakanı Gordon Brown ise bu hafta onu 'teröre karşı kilit bir müttefik' olarak selamlayarak, yargıçları kovan ve medyaya gem vuran hareketlerinin yanına kâr kalmasına yol açtı.
Teröre karşı savaş, tıpkı uyuşturucuya, yoksulluğa veya çetelere karşı 'savaş' söylemlerindeki gibi daha iyi politikalar için bir metafor olarak kullanılıyor olsaydı kabul edilebilirdi. Ancak Bush ve Müşerref, karşı konulamaz derecede güçlü buldukları bu askeri manadaki metaforu maddiyata taşıdı. Sonuç hem ülkeleri hem de kendileri için felaket oldu.
Batı'nın Afganistan macerası uyumlu bir stratejiden yoksun durumda. Askerler ölüyor, afyon ticareti patlıyor ve yardımlar dağıtılmadan bekliyor. Taliban'a karşı savaşın emir komutası Dördüncü Haçlı Seferi'nden sonraki en acaip Batılı işgal gücü olmaktan, kendi başkentinde bile otoritesinden geriye kalanı korumak için savaş veren Afgan hükümdarı Hamid Karzai'nin çevresindeki entrikacı bir gruba doğru evriliyor.
Batı karşısındaki kızgınlığı Karzai'nin eski Liberal Demokrat lider Ashdown'un 'koordinatör' olarak sunacağı hizmetleri reddetmesine yol açtı. Ashdown, Saraybosna bataklığında etkileyici bir bilanço ortaya koymuş olabilir ama Afganistan'da ancak getir-götüre bakan çocuk olabilir. Karzai de kaderinin Batılı valilerin bayağılıklarını himaye etmekte değil, taşradaki savaş ağalarının, uyuşturucu çetelerinin ve Taliban aracılarının elinde olduğunu gayet iyi biliyor.
Söz konusu aracılar teröre karşı savaş sayesinde konumlarını iyice güçlendirdi. Bush'un 2001'deki isteği doğrultusunda Müşerref'in 'savaşa katılmasıyla' Pakistan birliklerinin sınır bölgelerine gönderilmesi eski anlaşmaların bozulmasına ve Peştun aşiretlerinin Taliban liderlerinin müşfik kollarına doğru savrulmasına yol açtı. Liderleri Ahmet Şah Mesut'u öldürttüğü için intikam almaya kararlı Kuzey'deki Taciklerin öfkesi karşısında Usame Bin Ladin'in postunu kurtaran da hiç şüphesiz bu oldu.
Amerika'nın istekleriyle ve 10 milyar dolarlık Amerikan parasıyla Müşerref en çılgın seleflerinin bile kaçındığı şeyi gerçekleştirdi ve akılsızca Peştunları savaşa doğru sevk etti, hem de yeniden canlanan Kaide'ye giderek daha fazla köle olacak biçimde. Sonuçta karanlıktaki devletinin göbeğinde intihar bombacıları ve kıyımlar patlak vermeye başladı. Amerika'daki mahkemelerden Batı Londra'nın camilerine ve Hindukuş Dağları'na kadar her yerde teröre karşı savaş ölümcül ve gözlenebilir biçimde ters tepti. Uluslararası ilişkilerdeki en yeni aptallık haline geldi.
Yasa değil polis hedef almalı
Dünya üzerinde çoğu İslam'ın farklı akidelerini sahiplenmiş, gizli katil hücreleri bulunduğuna itiraz eden yok. Bunların mümkün olduğunca çoğunu ele geçirmek istihbarat birimlerinin ve polisin işi. Tutuk bir başlangıçtan sonra söz konusu birimler bu işte gayet iyi görünüyor. Bazı bombaların önüne geçilemeyecektir ama katı yasalar da bunları caydırmayacaktır, tıpkı başbakanlığın bulunduğu Downing Street ve Heathrow Havaalanı'nda ellerinde makinalı tüfek taşıyan polislerin caydıramayacağı gibi. Sağlıklı toplumlar söz konusu tehdidin üstesinden gelebilir. Ancak zayıf olanlar buna boyun eğer.
Bahsettiğimiz katillerin tehlikesi ateşgüçlerinden değil, riskin yükünü omuzlamaktan korkan siyasilerin özgürlüğe dair muhakemelerini ve taahhütlerini bozma yetilerinden kaynaklanıyor. İki hafta sonra Pakistan'ın kırılgan demokrasisi bombacılara meydan okuyarak bir tür demokratik yönetim getirmesi umulan seçimleri gerçekleştirecek. Böylesi cemaatler ancak liderleri 'teröristlere' prim tanımaktan ve onların yetilerini katmerleyen bir dil kullanmaktan -tıpkı Bush'un 'özgürlüğün gelişmesine karşı koyan' diyerek yaptığı gibi- vazgeçmesiyle muhtemel terör bombalarının infilakına karşı durabilir.
Tek yararı Blair'in gitmesi
Özgürlüğün gelişmesini engelleme gücüne sahip olanlar bombacılar değil, liderler. Söz konusu liderler teröre karşı savaşı Vatanseverlik Yasası'nı (Patriot Act), Guantanamo Körfezi'ni ve 1,5 trilyon dolara patlayan Irak savaşını geçirmek için kullanmış durumda. Pakistan'daysa sıkı yönetim ilanını, yüksek yargıçların hapsedilmesini ve kuzeybatıdaki sınır bölgelerinde benzeri görülmemiş bir ayaklanmanın kışkırtıcılığını açıklayan mazaret olarak kullanıldı. Britanya'daki liderler de mahkemeye çıkarılmadan 42 günlük gözaltının, dünyanın en etkin gözetim devletinin ve yabancı ülkelerdeki bir değil iki tartışmalı işgalin mazereti olarak savaşa başvuruyor.
Bu sözde teröre karşı savaş ondan faydalananların ceplerini doldurdu. Diğer yandan binlerce insanı öldürdü, milyonlarcasını sefalete sevk etti, yüz milyonlarcasının da haklarına tecavüz etti. Sağladığı tek adaletse savunucularının kariyerlerini yerlebir etmesi oldu. Eski Britanya başbakanı Tony Blair erken istifaya zorlandı. Bush küçük düştü ve Müşerref'in biçare yönetimi sona doğru yaklaşmakta. Bunda da bir hayır varmış denilebilir ama bu pek az. (31 Ocak 2008)
Radikal / 02.02.08