20.02.2008 17:17
Alman basınından özetler
Kosova’nın bağımsızlığı, Pakistan’daki Devlet Başkanlığı seçimi ve Küba lideri Fidel Castro’nun görevi bırakması, bugünkü Alman basınında öne çıkan konular…
Rheinische Post gazetesi yorumunda, Kosova’nın bağımsızlık ilanının ardından çıkan şiddet olaylarını konu alıyor. 2004 yılında Kosovalı Arnavutlar’ın Sırp azınlığa yönelik organize saldırılarında 20 Sırp’ın öldüğünü, kiliselerin yakılıp köylerin yerle bir edildiğini hatırlatan gazete, uluslararası barış gücü KFOR’un bu tür saldırılara güçlü bir şekilde karşı koymasının önemine işaret ediyor:
“Yeni küçük devlette 120 bin Sırp’ın evlerinden sürülme korkusu anlaşılır bir korku. Şu an güvenlik sadece ordu ve BM polisinin elinde. Kosova’nın kuzeyindeki Sırp bölgelerinin güneyden ayrılması düşünülebilir. Şiddetin dalga dalga yayılması ise olası görülmüyor. Çünkü Sırp fanatiklerin Belgrad’da arkalarını dayayabilecekleri resmi destek yok. Belgrad yönetiminin Kosova’nın bağımsızlığını yüksek sesle protesto etmesi daha çok, Sırbistan içindeki milliyetçileri karşısına almama çabasından kaynaklanıyor.”
Trierischer Volksfreund gazetesi ise AB’nin kendi içindeki benzer sorunlara dikkat çekiyor:
“AB için Kosova çözümü ip üstünde yürümek gibi. Çünkü kendi sınırları içinde de her şey tozpembe değil. Sadece İspanya’nın Bask bölgesindeki bağımsızlık çabalarını hatırlatmak yeter. Eski Yugoslavya’da milliyetçilik tek başına etnik sürgün ve kitle katliamına giden yolu açmıştı. Kosova’nın bağımsızlığının diplomatik olarak tanınması sadece bu nedenden bile diğer durumlara emsal oluşturmayacaktır.”
Berliner Zeitung ise Pakistan seçimlerini konu aldığı yorum köşesinde seçimi kazanan Navaz Şerif ve Müslüman Birliği ile Türkiye’deki AKP hükümeti arasında paralellik kuruyor.
“Seçimi kazanan Navaz Şerif’in Müslüman Birliği Pakistan için, Türkiye’nin AKP’si olabilir. Navaz Şerif ve MÖüslüman Birliği böylece AB için ideal bir partner olabilir. Yüksek Mahekme’nin yeniden oluşturulmasını, adaletin bağımsızlığını savunan bir tek o var. Ancak ABD’nin yanlış düşüncesinden kurtulması, hükümetlerin değerini, terörle ve Taliban ile mücadeleye göre ölçmemesi gerekiyor.”
Küba lideri Fidel Castro’nun görevden ayrılması da Alman basınında geniş yankı buldu. Berlin’de yayınlanan Tagesspiegel gazetesi 49 yıldır Küba’nın liderliğini yürüten Fidel Castro’nun görevi bırakmasıyla ilgili şu yoruma yer veriyor:
“Castro çoğu Latin Amerikalı için adeta bir nurdu. Zira varolduğu günden beri, ABD üzerinde hissedilir bir zaferi temsil ediyordu. Latin Amerikalıların kuzeydeki güçlü komşularına karşı hissettikleri bu reddedici tutum, sadece ABD’nin hegemonyacı politikalarından kaynaklanmıyor. Diğer bir unsur da varolan yerleşmiş bir aşağılık kompleksi. Castro ABD’ye direndiği için bugün, bağımsızlık savaşçıları Simon Bolivar ve Emiliano Zapata gibi görülüyor. Kahramanlara verilen bu değerin Latin solunun bilincine ne kadar derinden işlediğini, Castro’nun genç uyarlamalarında görmek mümkün. Zira Hugo Chavez Venezüella’da en azından tarz olarak Castro’nun torunuymuş izlenimi veriyor. “
Bonn’da yayınlanan General Anzeiger gazetesinin yorumunda ise Castro döneminin bilançosu çıkarılıyor:
“Castro’nun birçok başarıya imza attığı tartışılmaz. Zira ülkedeki sağlık ve eğitim sisteminin örnek alındığı tek yer Latin Amerika değil. Madalyonun diğer yüzüyse, Kübalılar’ın bu kazanımların bedelini özgürlük haklarını kaybederek ödemiş olmaları. Castro’nun egemenliği, insanları gerektiğinde zorla da olsa belirlenen refah kalıplarına zorlamak temeline dayanıyordu. ABD, sürekli uyguladığı ambargolarla milli direniş gücünü harekete geçirmeseydi, Castro rejimi belki de çoktan devrilmiş olacaktı.”
Thüringer Landeszeitung gazetesindeyse şu yorumu okuyoruz:
“Kübalılar, hasta liderleri Castro’nun eşofmanlı görüntülerinin televizyonlarda yayınlanmaya başlamasıyla, Castro döneminde sona yaklaşıldığını anlamıştı. Onlar için en önemli soruysa, bundan sonra onları Castrosuz nasıl bir gelecek beklediği. Fidel Castro’nun 70 yaşındaki kardeşi ve halefi Raul, baskıcı yönetim ve demokratik yaklaşımlar arasında gelip gidiyor. Ancak reformlara dair önemli bir adım göze çarpmıyor. Küba’nın geleceği konusunda ABD’ye önemli rol düşüyor. Ancak gerçekçi bir Küba politikası için fırsat ancak, George Bush sonrası dönemde çıkabilir.”
DW-World / 20.02.08