29.02.2008 04:39
DİSK'in toplumsal muhalefet çağrısı – Engin Ünsal
DİSK, Türk-İş gibi, hükümetlerin arka bahçesi olmayı asla düşünemez. DİSK ülkenin götürülmek istendiği karanlığın içine girmesine seyirci kalamaz. Bu nedenle DİSK'in toplumsal ayağa kalkış çağrısı toplumun ve sendikacılığımızın geleceği yönünden çok önemli
DİSK'in 13. Genel Kurulu toplumsal kırılmayı ve demokratik ilkelerin yozlaştırılarak gerileme sürecini başlatmak isteyen AKP'ye karşı bir toplumsal ayağa kalkış çağrısı yaparak sonuçlandı. Bu çağrı toplumsal yaşamımızda ve sendikacılığın geleceğinde yeni bir dönemin kilometre taşı olabilir.
Bu çağrı 1947 yılında yasal kimlik kazanmış olan sendikacılık tarihimizde bir ilktir ve bu nedenle çok önemlidir.
Laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin çatısını kuran Anayasa'nın özünü değiştirme çabaları, çağdaşlığı simgeleyen bu Anayasa'ya türban veya ileride belki de çarşaf giydirme girişimleri, acaba toplumumuzda yeterli tepki ile karşılanıyor mu, yoksa toplum bir teslimiyet içinde mi diye düşünenler olabilir. Toplumumuzun büyük bir çoğunluğunun sağ görüşleri benimsemiş muhafazakâr (tutucu) bireylerden oluştuğu bir gerçektir. Bu noktada 1923'de kurulan Cumhuriyet'in, bugüne kadar, toplumun bireylerini neden aydınlatamadığı, onları dinci baskılardan neden kurtaramadığı sorusu bir kırbaç gibi yüzümüzde şaklamaktadır. Cumhuriyet'in kuruluşundan 85 yıl sonra devlet düzeninin laik çizgiden saptırılması sorunu ile karşı karşıyaysak, bunun tek sorumlusunun nabza göre şerbet veren politikacılar ve görevlerini gereği gibi yapmaktan kaçınan güçlü sivil toplum örgütleri olduğunu bilmemiz gerekir. 1950 sonrasında Menderes hükümetinin ezanı yeniden Arapça okutması ile başlayan akımın imam hatip okullarının bir çığ gibi büyütülmesi ile devam etmesinin türbanı dini simge konumuna getirerek, özgür ve çağdaş Üniversitelerin kapısını zorlayacağını ve burada da durmayarak kamusal alana kadar uzananabileceğini öngörmek gerekirdi.
Toplumsal itaatsizlik
Bugün dinci siyaset, din üzerinden politika yapan siyasiler aracılığı ile, toplumu din kurallarına göre yönetmek özlemi içindedir. Bu girişime karşı duracak tutumu Amerikalı düşünür Henry David Thoreau (1817-1862) Civil Disobedience- Toplumsal İtaatsizlik adlı yapıtında kişi özgürlüklerini savunmak amacı ile dile getirmiştir. DİSK'in ayağa kalkış çağrısının esin kaynağı işte bu yapıttır.
Siyasetin bu yeni açılımı, toplumdan bir direnç görmezse, demokrasi adına topluma acımasızca dayatılacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Eğer uygar bir toplumun bireyleri olarak yaşanmak isteniyorsa bu demokratik direnç mutlaka gösterilmeli ve bu direncin odak noktası da toplumu buna hazırlayacak sivil toplum örgütleri ve özellikle sendikalar olmalıdır. DİSK bunu yapmak için ayağa kalkmaktadır.
Çağdaşlığın, demokrasinin, aydınlanmanın mızrak başlığını yapması gereken sendikalar içinde bu görevi en iyi üstlenecek kuruluş Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'dur. Kısaca DİSK olarak bilinen bu önemli kuruluş 14 Şubat 1967 yılında siyasal sendikacılık yapmadığı gerekçesi ile Türk-İş'ten ayrılan sendikalar tarafından kurulmuştur. Sendikalar demokrasinin kilometre taşlarıdır. Milyonlarca emekçinin çıkarlarını korumanın ancak demokratik düzen içinde gerçekleşebileceğinin bilincini özümsemiş olmaları gerekir. Bunun için siyaset yapmaları en doğal hakları ve hatta görevleridir. Eğer sendikalar siyaset arenasında var olmazlarsa siyasetin güç merkezleri toprak ağaları, büyük sermaye sahipleri, tarikat öncüleri ve din baronları tarafından doldurulacaktır ve nitekim bugün, sendikalar siyaseten etkili olamadıkları için, siyasetin güç merkezleri bu kesimler tarafın doldurulmuştur. Bugün tanık olduğumuz bu sonuçtan, nabza göre şerbet veren politikacılar kadar, işçi sendikaları ve konfederasyonları da birinci dereceden sorumludur.
Açmazdan çıkış
Türk sendikacılığını bu açmazdan kurtarabilecek en önemli kuruluş DİSK'tir çünkü kuruluş amacında emekçileri siyaseten etkili konuma getirmek vardır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) geçen yıl yayınladığı Trade Union Responses to Globalization- Küreselleşmeye Karşı İşçi Sendikalarının Tepkileri adlı yayında da işçi sendikalarının sosyal ve ekonomik politikaların tartışıldığı ortamlarda işçi sınıfını temsil yeteneğini geliştirmelerini istemektedir (s.xvii). DİSK 12 Eylül darbesine kadar bu görevini başarı ile yerine getirdi. Çalışanları eylem içinde bilinçlendirdi, üyelerini eğitti, ama bu uyanış egemen çevreleri fazlası ile rahatsız etti. 12 Eylül sonrası çıkarılan 2821 ve 2822 sayılı yasalar sendikaları kâğıttan kaplana çevirdiyse de uluslararası baskılar sonucu sendikalar günümüzde, göreceli de olsa, siyaset yapma özgürlüğüne kavuşmuş durumdadır. Sendika yöneticilerinin affedilemez zihnî tembelliği nedeni ile emekçiler siyaset yapma özgürlüklerini etkili bir biçimde kullanamamaktadırlar.
DİSK, Türk-İş gibi, hükümetlerin arka bahçesi olmayı, yaşadığımız olaylar karşısında, asla düşünemez. DİSK ülkenin götürülmek istendiği karanlığın içine, sessizce girmesine seyirci kalamaz. İşte bu nedenle DİSK'in 13. Genel Kurulu'nda yaptığı toplumsal ayağa kalkış çağrısı toplumun ve sendikacılığımızın geleceği yönünden çok önemlidir. DİSK bu seslenişinde tüm ezilenleri, "bugünümüzü ve yarınımızı ellerimizden almak isteyen emek ve demokrasi karşıtlarına karşı, onların işbirlikçi politikalarına karşı mücadeleye" çağırmaktadır. Bu bağlamda DİSK'in en güçlü üyesi Birleşik Metal İş Sendikası Başkanı Adnan Serdaroğlu, "Toplumun kırılmayı artıran değil, birleştiren eylemlere ihtiyacı vardır. Biz toplumsal muhalefeti ve emek hareketini güçlendirmek istiyoruz" diyor.
Gündem yaratmak
Bugüne kadar gerekli gereksiz bir sürü eyleme katılarak adını aşındıran DİSK artık kendisi gündem yaratan bir konfederasyon olmalıdır. DİSK günümüzdeki uygulamaları ile geçmişteki büyüklüğüne yeni bir şeyler katan bir devrim öncüsü olmalıdır.
Umarız 13. Genel Kurul'un çağrısı bu yolda atılmış bir işaret fişeği olur.
12 Eylül sonrasında DİSK'in gölgesi kendisinden büyük bir görünüm kazanmıştı. DİSK bu yeni çıkışı ile üye sayısını artırarak, toplumsal ve parlamento dışı muhalefete ve siyasal muhalefetin birlikteliğine öncülük ederek Türk sendikacılığının, demokrasinin ve aydınlanmanın umudu olabilir.
Radikal / 29.02.08