20.03.2008 05:02
Fed yeldeğirmenlerine karşı - Mahfi Eğilmez
Bir gün batış öyküleri, ertesi gün toparlanma öyküleri dinlemekten ve izlemekten herkese gına geldi artık. Pazartesi günü krizin 1929 krizi kadar büyük olabileceğini tartışan dünya, çarşamba günü durumun toparlandığını konuşmaya başladı. Bu işler bu kadar basit mi gerçekten? Fed, giderek genişleyen ve genişledikçe de etkisi artan küresel krizi durdurabilmek için her türlü olanağı deniyor. Son dönemde Fed'in piyasaya pek çok müdahalesi oldu. Bu müdahaleler iskonto faizlerinin ve referans faizinin düşürülmesi, piyasaya likidite verilmesi, değerini kaybetmiş kâğıtlarla Hazine bonolarının geçici süreyle değiştirilmesi, yatırım bankalarına borçlanma imkânı tanınması gibi yaygın bir alanı kapsıyor. Fed, geçen hafta iskonto faiz oranlarını 3.5'tan 3.25'e indirdi ve 1929 ekonomik bunalımından bu yana ilk kez yatırım bankalarına ve aracı kurumlara borçlanma imkânı sunmaya başladı. Böylece dünyanın önde gelen yatırım bankalarından Bear Stern'in batışının ardından geleceği konuşulan büyük çaplı batışların hiç değilse bir süre ertelenmesi için elinden geleni yapmaya yöneldi. Ertelemenin batmayı engellemeye yarayıp yaramayacağı açık değil ama hepsinin aynı anda batarak zincirleme bir domino etkisi yaratmasını önlemeye yarayabileceği düşünülüyor. Fed, bu hafta da referans faiz oranını 0.75 puan düşürerek 2.25'e indirdi. Yani artık negatif reel faizde yol almaya başlamış bulunuyor. Bir başka ifadeyle, Fed açısından enflasyon ikinci derece bir konu halinde gelmiş, artık ne pahasına olursa olsun sistemin kurtarılması ön plana çıkmış bulunuyor. İngiltere Merkez Bankası da oluşan sıkışıklığı gidermek için piyasaya likidite vermeye devam ediyor. Öyle anlaşılıyor ki G-7 ülkeleri merkez bankaları bundan böyle daha sıkı bir işbirliği içinde hareket edecekler.
Ne var ki bütün bu müdahaleler şimdiye kadar sorunu bir süre ertelemekten öteye bir çözüm getirmedi. Bu gibi müdahaleler eğer sorunu çözemiyorsa büyük olasılıkla daha da büyümesine yol açar. Parasal sorunu daha çok parayla çözmek bir noktaya kadar işe yarar, sonrasında sorun parasal anlamda daha da büyür. Bu gibi durumlarda nihai çözüm, faturanın vergi ödeyene çıkarılmasıyla ortaya çıkar.
2001 Türkiye krizi böyle olmuş, sistem sonunda faturayı vergi mükellefine çıkarmıştı.
Bugüne kadar kriz olacağını söyleyenler arasında hemen hiç kimse bu krizin 1929 krizi gibi olacağını söylemedi. Son gelişmeleri izleyerek yavaş yavaş bu yönde de açıklamalar gelmeye başlıyor. Bazı iktisatçılar Fed'in bu müdahalelerinin sorunu çözmeye yetmeyeceğini, sistemik krizin eşiğinde olduğumuzu ve bu krizin tıpkı 1929 büyük bunalımı kadar büyük bir kriz olacağını söylemeye başladılar. Bu krizi ilk öngörenlerden birisi olduğu için bugünlerde şöhreti zirve yapmış olan Nouriel Roubini bu krizin 1929 büyük bunalımından bu yana yaşanmış en büyük kriz olduğunu söylüyor.
Bear Stern'in batmasının ardından adı batma sırasında anılanları duyunca benim aklıma 1980'ler ile 1990'ların başındaki Japon bankaları geldi. Şimdi isimlerini bile hatırlamadığımız Japon bankaları (ki o zamanlar dünyanın en büyük bankaları arasında ilk 6 -7 sırayı alırlardı) tek tek battılar. Batış nedenleri de bugünküyle aşağı yukarı aynıydı. Her şeyin aşırı değerlenmiş olduğuna bakılmaksızın aşırı risk alınmıştı. Riskler realize olunca aşırı değerler iniverdi ve bankalar değeri düşmüş kâğıtlar, senetler ve gayrimenkullerle baş başa kalınca batmaya başladılar. Japonya o dönemden sonra toparlanamadı.
Hafta başında bulunduğumuz nokta üç ay öncekiyle karşılaştırılamayacak kadar kötümser bir tabloyu işaret ediyordu. İki gün sonra gelinen nokta ise yeniden iyimserlik havası estirmeye başladı.
Fed, yeldeğirmenleriyle savaşan Don Kişot'a benziyor. Sonu da ona benzeyecek mi göreceğiz.
Radikal / 20.03.08