01.04.2008 06:52
Kıdem tazminatına özel bir çözüm - Engin Ünsal
Anlaşılan o ki hükümet 1475 sayılı İş Yasası'nın yürürlükte bırakılan 14. madde hükmünü işverenlerin yoğun baskısı karşısında kaldırmak istiyor. Kıdem tazminatının geleceği açısından düşünülen bu son çözüm kıdem tazminatının iyice özelleşmesini öngörüyor ve beraberinde bir çok soruyu da getiriyor
Hükümet kıdem tazminatı konusunda var olan düzenlemeden ve daha önce bilim adamlarına hazırlatılmış olan Kıdem Tazminatı Fonu kurulmasını öngören taslaktan vazgeçerek yeni ve özel bir çözümü uygulamaya koymak istiyor. Konu 'İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı' içinde yer alıyor. Taslağın ilk iki bölümü istihdam paketi, üçüncü bölümü (35-50. maddeler) ise kıdem tazminatına, bugüne kadar seslendirilmeyen son derece tehlikeli ve ucu açık bir çözüm içeriyor. Taslağın 35. maddesindeki' tanımlar' bölümünde kıdem tazminatı ve diğer ilgili kavramlar şöyle tanımlanıyor:
"Kıdem tazminatı: İşveren tarafından yatırılan kıdem tazminatı primlerinin ve bu primlerin yasal kesintilerinden sonra emeklilik şirketince yatırıma yönlendirilmesi sonucu sağlanan gelirlerin toplamından oluşan ve.. işçiye ödenen tutarı, Kıdem tazminatı fonu: Yetkilendirilmiş emeklilik şirketi tarafından kıdem tazminatı primlerinin yatırıma yönlendirilmesi için oluşturulan kıdem tazminatı yatırım fonunu" ifade eder deniyor.
Kıdem tazminatı düşer
Tasarı taslağında işverenlerin çalıştırdığı her bir işçi için prime esas kazanç üzerinden kesilecek oran belirtilmiyor. Daha önce bu oranın yüzde 3 olacağı belirtilmişti. Konuyu düzenleyen taslağın 36. maddesinde bu yüzde oranı boş bırakılmış ve anlaşılan bu oran sonradan taslağa eklenecek. Uygulanmakta olan sistemde işçinin çalıştığı her yıl için bir aylık ücreti tutarında bir tazminatın ödenmesi söz konusu. Bunun da aylık ücretin yüzde 12'si dolayında olduğu hesap ediliyor. Taslak bu oranı yansıtmazsa işçilerin kıdem tazminatı ödemelerinde çok önemli bir düşüş olacak demektir. Fon nemalandırmasının aradaki açığı ne kadar kapatabileceği tartışılır bir konu olarak karşımıza çıkacaktır.
Taslak kıdem tazminatı primlerinin 16.5.2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı yasa ile kurulan Sosyal Güvenlik Kurulu'na (SGK) yatırılmasını öngörüyor ve Prime Esas Kazanç başlıklı bölümde 37 ve 38. maddelerde sistemin nasıl işleyeceği anlatılıyor. Buna göre:
İşverenler işçilerini ve bu işçilerin çalıştıklara aylara ait prime esas kazançlarını aylık prim ve hizmet belgesinde ayrıca belirterek bildirir.
Aylık prim ve hizmet belgesinin kuruma verilmiş olması kıdem tazminatı bildirimi yerine geçer.
İşverenler bu bildirim ile tahakkuk eden kıdem tazminatı primlerini( kanunda belirtilen süre içerisinde) sosyal sigorta ve işsizlik sigortası primlerinden ayrı olarak kuruma yatırırlar.
Kurum yatırılan kıdem tazminatı primlerini yatırılma süresinin dolduğu tarihi takip eden ayın sonuna kadar işverenin ilgili olduğu bireysel emeklilik şirketine aktarır.
İşverenler tarafından kıdem tazminatı bakımından işçilerin bildirimlerinin yapılıp yapılmamasından, prim ödeme süresi içinde yatırılmayan prim tutarlarından ya da primlerin yatırılmamasından veya eksik yatırılmasından Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) sorumlu tutulamaz.
Tasarının 39. maddesi toplanacak kıdem tazminatı primlerinin emeklilik şirketlerine aktarılmasını ve bu emeklilik şirketlerinin kuracağı Özel Kıdem Tazminatı Fonları'nın işleyişini düzenliyor. Taslak bireysel emeklilik şirketinin seçimini işverene, seçilen emeklilik şirketinin değişik kıdem tazminatı fonları arasından seçimi ise işçiye bırakmaktadır.
Uygulamada var olan bireysel emeklilik şirketleri biriken fonları, üyelerinin tercihlerine göre farklı yatırım araçlarına yönlendirerek nemalandırmaya çalışıyor. Tasarı bu konuda Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanmasını ve emeklilik şirketlerinin kıdem tazminatı fonlarına ve hesaplarına ait her türlü bilgiyi Emeklilik Gözetim Merkezi'ne bildirilmesini öngörüyor. Tasarıda Emeklilik Gözetim Merkezinin yapılanması, Devletin bu Merkez'de görev alıp almayacağı konusunda herhangi bir açıklık yok. Kıdem tazminatı fonlarında milyonlarca YTL tutarında bir birikim olacağı açıktır. Bugün sadece İşsizlik Fonu'nda 30 milyon YTL'nin biriktiği düşünülürse kıdem tazminatı fonlarının denetimi konusunda, devletin de içinde olduğu, güvenli bir denetim mekanizmasının varlığı asıldır ama tasarıda bu konuda hiçbir açıklık yok.
Taslakta işverenlerin çalışanları adına ödemeleri gereken primleri yatırmaması, eksik yatırması durumunda SGK herhangi bir yaptırımla yetkilendirilmiyor. 38. madde eksik yatırılan primlerin tespit edilerek Emeklilik Gözetim Merkezi tarafından işverene bildirileceği söyleniyor fakat yatırılmaması halinde bir yaptırım öngörülmüyor. Taslağın 40. maddesi halen çalışanların kanunun yürürlük tarihinden sonra fonla irtibatlandırılacağını söylüyor ama geçmiş kıdem tazminatlarının ne olacağı konusunda bir açıklama getirmiyor.
Anlaşılan o ki hükümet, şöyle veya böyle, 1475 sayılı İş Yasası'nın yürürlükte bırakılan 14. madde hükmünü işverenlerin yoğun baskısı karşısında kaldırmak istiyor. Kıdem tazminatının geleceği açısından düşünülen bu son çözüm kıdem tazminatının iyice özelleşmesini öngörüyor ve beraberinde birçok soruyu ve belirsizliği de getiriyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışanlar için son derece önemli olan ve 4857 sayılı yasanın iş güvencesine ilişkin hükümlerin ancak 30'dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde( ülkemizde ki tüm işyerlerin ancak yüzde 10 bu kapsama girebilmektedir) ve altı ay veya daha fazla kıdemi olan işçiler için var olması, çalışan çok büyük bir kesimin iş güvencesi olarak algılanan kıdem tazminatı konusunda fazla zaman geçirmeden çalışanları, işçi ve işveren sendikalarını aydınlatmalıdır.
Mutabakat aranmalı
Bugün çalışanlar ve sendikalar bu konuda geleceğe ve hükümetin atacağı adımlara kuşku ile bakmaktadır. Sosyal Güvenlik Reformu'na karşı işçilerin ve sendikaların gösterdiği tepki hükümet için bir örnek olmalıdır. Bu konuda, vakit geç olmadan ve ülkenin sosyal-siyasal ortamı yeniden gerilmeden, bir ortak zemin, bir mutabakat aranmalıdır. İşçilerin kıdem tazminatı konusunda geleceklerini, devletin sorumlu olmadığı bir ortamda, güvencesiz bir biçimde, özel şirketlerin insafına terk etmeyeceklerini hükümet bilmelidir. Bu şirketlerin iflası ya da ortadan yok olması durumunda kıdem tazminatından kimin sorumlu olacağını bilmek işçinin hakkıdır. Geçmişte yaşananları yeniden ama bu kez işçiye yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.
Dr. Engin Ünsal: Maltepe Üniversitesi Hukuku Fakültesi Öğretim Üyesi
Radikal / 01.04.08