Ana Sayfa / Basın / 
01.12.2008
20.04.2008 10:47

Çelik çomak oynayanlar – Yıldırım Türker

 

Italo Calvino, Sen “Alo” Demeden Önce adıyla yayınlanan 1943-1958 arası yazmış olduğu 'Kıssalar ve hikâyeler' toplamının sunuşunda, “Ahlaksal öykü, zulüm dönemlerinde yazılır” diyor. “İnsan düşüncelerine açık ve net bir biçim veremediği zaman kendisini öyküler aracılığıyla ifade eder.” Onun kıssalarından “Elindekiyle yetinmesini bilmek” adlı olanı birlikte okuyalım istiyorum: “Her şeyin yasak olduğu bir ülke varmış. Tek yasak olmayan şey çelik çomak oyunuymuş, onun için insanlar ülkenin arkasına düşen kırlarda buluşup günlerini çelik çomak oynayarak geçiriyorlarmış.

Yasaklar yavaş yavaş ve haklı nedenlerle konduğundan kimse itiraz etmiyor, alışmakta da güçlük çekmiyormuş. Aradan yıllar geçmiş. Bir gün ülke muhafızları her şeyin yasak olması için artık bir neden olmadığını görmüşler ve ülke vatandaşlarına istediklerini yapabileceklerini bildirmeleri için ulaklar yollamışlar.

Ulaklar vatandaşların buluştukları yerlere gidip bütün yasakların kalktığını ilan etmişler.

İnsanlar çelik çomak oynamaya devam etmişler.

‘Anladınız mı?’ diye tekrar etmiş ulaklar. ‘Artık istediğiniz yapmakta özgürsünüz!’ “İyi, peki” demiş insanlar. Biz de çelik çomak oynarız”

Ulaklar yapabilecekleri ne çok güzel ve yararlı şey olduğunu anlatmak için çabalayıp durmuşlar, geçmişte bunları ne kadar çok istediklerini hatırlatmaya, artık yapabileceklerini söylemeye çalışmışlar. Ama kimse oralı olmamış, herkes oyununa devam etmiş, nefes bile almadan, atış üstüne atış yapıyorlarmış.

Çabalarının boşa olduğunu gören ulaklar muhafızlara gidip olanları anlatmışlar.

‘Çaresi var’ demiş muhafızlar, çelik çomak oyununu yasaklarız, olur biter.’

Bunun üzerine halk devrim yapıp muhafızları öldürmüş.

Sonra zaman kaybetmeden yeniden çelik çomak oynamaya başlamışlar.”

Çelik çomak oyununa mahkum edilmişler olarak, her şey birden serbest bırakılsa, önümüzde yepyeni bir ufuk açılıverse, ne yapabileceğimizi, hayata neresinden başlayacağımızı biliyor muyuz?

Sahte kibarlıklarla, demokrat taklidi adamların karşılıklı taklalarıyla geçiriyoruz, şu çarpıntılı olduğunda herkesin hemfikir olduğu günleri.

Uzlaşmanın bayraklaştırıldığı, dayanışmanın en güçsüz olduğu günler.

Uzlaşmanın, çelik çomak oyununu sürdürmek adına bir suç ortaklığı olarak tanımlandığı, siyasetin çelik çomak oyununun stratejisiyle kısıtlı, soluksuz bırakıldığı günler.

Darbe anayasasını gözlerinde yaşlar, göğüslerinde coşkulu bir imanla korumaya çalışanlar, muhafazakârlığın binbir suratından birini seçmek için çırpınıp kendi muhafazası içinde çürüdükçe çürüyenler.

Kim daha iyi koruyor çelik çomak oyununun sürekliliğini?

Kim daha inançlı, çelik çomak oyununun ebediyete kadar sürmesi gerektiği konusunda?

Darbenin ne kadar başarılı olduğunu görüyoruz. Hepimizin yüzünü, sesini, izini hoyratça silmiş bir paçavra gibi dalgalanıyor tepemizde darbenin koymuş olduğu yasalar.

Onlara sahip çıktıkça devletin ve Cumhuriyetin bekasını güvence altına aldığını zannediyorlar.

Onlara karşı çıkmanın yolu da çelik çomak oyununun kuralları ile belirlenmiş.

Yeri geldiğinde o oyunun nemli kucağına sığınıveriyor, itirazı olanlar da.

Aslında herkes oyunu seviyor. Milli oyunumuz. Tartışma yerine münazara, yüzleşme yerine uzlaşma.

Çok özel koşullarda varolmaya çalışan, çok özel stratejik konumu olan, çok özel adetleri, gelenekleri, çok özel hassasiyetleri, kırılganlıkları olan bir topluluğuz ya.

Katiller, işkenceciler, vahşet tacirleri, ola ki yakayı ele verdiler, o zaman da her ülkede yok mu böyleleri; münferitten sonra bizi...

Her vatandaşın, arada bir çelik çomağı bir yana bırakıp bu oyun dışında bir hayat olsaydı, neresinden başlardık diye düşünmesi gerekmiyor mu?

Bu oyun kirli, bu oyun hepimizi sakatlıyor, ama başka oyunları toptan unutmuş olabilir miyiz? Nasıl hatırlayacağız? Yoksa hiç bilmiyor muyduk?

Radikal İki / 20.04.08


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30