22.04.2008 09:50
Tecavüz ve siyaset - Nuray Mert
Talihsiz İtalyan kadın sanatçı Pippa'nın ardından gösterilen duyarlık mutlaka önemli. Gösterilen tepkinin büyüklüğü kuşkusuz, bu kez tecavüz ve cinayet kurbanının barış gönüllüsü ve performans sanatçısı olmasıyla oranlı oldu. Ancak, bu tür olaylara kurban giden isimsiz birçok kadın adına da, bir gövde gösterisi olmuş oldu. Bu açıdan caydırıcı bir etkisi olması beklenebilir veya umulabilir. Zira, bir toplumda, tecavüz, ne kadar 'mazur görülebilecek' bir suç olmaktan çıkarsa, kadınlar o derece güvende olur.
Bunun ötesinde tecavüzü siyasi bir mesele yapmanın daha incelikli bir dili ve yöntemi olmalı. Her şeyden önce, en azından bu olayda, kurbanın İtalyan olması belli ki öncelikli bir konu değildi. Dolayısıyla bu olayı, İtalya'ya karşı ve dolayısı ile İtalyanlardan özür olayı haline getirmek çok anlamlı değildi. Tam da bu nedenle, böyle bir olayda Başbakan'ın, neredeyse 'resmi' görüş bildirmesini beklemek son derece saçmaydı. Nitekim, Başbakan, haklı olarak, 'Ne diyeyim bilemiyorum, sapıklık, canilik' türünden bir cevap vermek durumunda kaldı.
İkincisi, tecavüzü siyasal bir mesele haline getirmek adına, 'erkek egemen toplum' ile tecavüz arasında hızlı bağ kurmanın da fazla anlamı yok. Zira, aslında siyasi olan, öncelikle, tecavüzün 'mazur görülebilir bir eylem' olması. Bizim hukuk sistemimiz özellikle bu çerçevede yapılan son düzenlemelerle, en azından bu açıdan, 'erkek egemen' diye kısa yoldan ve bunca suçlanmayı hak etmiyor. Dahası, toplumsal kültürümüzün de, bu türden bir tacavüz ve cinayeti mazur gördüğünü söylemek haksızlık olur.
Nihayet, evlilik içi tecavüz de dahil olmak üzere, ne yazık ki, tecavüz evrensel bir suç ve sorun. Erkek egemen kültürün ve sorunlarının evrenselliğinden şikâyet edenler haklı, ancak bu suçun 'cinselliğin tabu olduğu toplumlarda daha yaygın olduğunu' iddia eden kadınlarımız ne yazık ki haksız. Cinselliğin tabu olmaktan çoktan çıktığı liberal Batı toplumlarında, bu konuda umut vaat edici bir tablo yok. Dahası, en az güvencede olan fahişelere yönelik şiddet ve cinayet oranı bile Batı toplumlarında son derece yüksek. Daha kötüsü, cinsel yasak ve tabuların azaldığı toplumlarda, fazladan çocuklara yönelik cinsel suçlar çok yüksek.
Tüm bunları, 'cinsellik yasak ve tabularla baskı alanı olarak kalmalı' anlayışını haklı kılmak adına söylemiyorum. Yasak ve tabuların ortadan kalkmasının cinselliğe ilişkin sorunları ve onun ötesinde cinselliğe ilişkin suçları çözmeye, yok etmeye yetmediğini kabul edip, bu noktada takılıp kalmamak adına söylüyorum.
İnsanlık henüz cinselliğinin şifresini çözebilmiş değil. Modern, liberal zihniyet, cinselliğin yasak ve tabu ile düzenlendiği kültür ve toplumsal düzenlemelere bir başkaldırı idi, ancak gelinen noktada, daha ince konuları bir yana bırakalım, cinsel içerikli suçlar açısından bile umut edilen olmadı. Baskıcı toplumlarda yaşanan sorunların yerini başka sorunlar aldı. Zira, insan cinselliği, altmışlı yıllarda yükselen 'cinsel özgürlük' söyleminin varsaydığı gibi, 'doğal'a kodlanarak çözülecek bir şifreye sahip değil. Bakın, cinselliğin paradokslarını dikkate almadığımız için, mesela, cinsel fantezi alanında neden papatya demetleri değil de, kırbaç, kelepçe, vs.'nin devreye girdiğini bile görmezden gelmek durumunda kalıyoruz.
Bu vahim olay ardından tüm bunları hatırlatma gereği duymamın nedeni, önemli ve değerli bir tepkinin sınırlarını zorlayıp, işin bir yandan, 'geri kalmış ülke insanı' kompleksi ile bir Türkiye meselesi haline getirilmesi, diğer yandan feminizmin en sığ sularına savrulma noktasına gelinmesi. Her olayı, bu arada kadınlara ilişkin her olayı siyasallaştırmak önemlidir, ancak ciddiyetini teslim etmek şartıyla. İzlediğim kadarıyla, Pippa olayı etrafında, anlamlı ve değerli tepkilerden, kolaycı bir sıradanlığa doğru bir savrulma yaşanıyor. Her olayı bu şekilde tüketmesek, belki daha çok şey konuşabiliriz diyorum.
Radikal / 22.04.08