Ana Sayfa / Basın / 
01.12.2008
25.04.2008 11:53

İngiltere basınından özetler

 

Times gazetesi "Karalı adamlar kayboldu, Basra canlandı" diyor.

Haber, Irak'ın ikinci büyük kentinde geçen ay yapılan operasyondan sonra yaşananları ele alıyor.

Bu operasyonda Irak güçleri, Amerikalı ve İngilizlerin de yardımıyla kenti Şii milis güçlerden (en çok da Mukteda es Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu'ndan) temizlemişti.

Times'ın kadın savaş muhabiri Deborah Haynes, İslamcı milislerin sokaklardan çekilmesiyle değişen manzarayı şöyle anlatıyor:

"Genç kadınlar kot pantolon giymeye cesaret ediyor. Askerler cep telefonlarında pop müzik dinliyor. Ve orkestralar yine düğünlerde çalıyor. İngiliz askerlerinin Irak'ın bu ikinci büyük kentine hâkim olduğu dönemde palazlanmalarına izin verilen kara giysili çetelere Irak ordusunun düzenlediği sürpriz baskından bir ay sonra, Basra'nın her köşesinde hayat iyiye gidiyor."

Times'daki haberde daha sonra, artık başını örtmek zorunda kalmadığını söyleyen üniversite öğrencisi bir genç kızın ve düğünlerde, sokaklarda özgürce çalabildiğini söyleyen bir müzisyenin görüşlerine yer veriliyor.

'İran Basra'da iktidar değişimi istedi'

Bunun hemen yanındaki bir yorum yazısında, Times'ın Dış Haberler Müdürü Richard Beeston, Basra'daki değişimi "Irak ordusunun Saddam Hüseyin dönemi sonrasındaki ilk başarısı" diye niteliyor. Beeston yazısını şöyle sürdürüyor:

"Binlerce İngiliz askerinin yapamadığını, askeri açıdan deneyimsiz bir Irak başbakanı, denenmemiş askerleri kullanarak, nasıl yaptı? Bu sorunun yanıtı hafta sonunda beklenmedik bir kaynaktan, İran'ın Bağdat Büyükelçisi Hasan Kazımi Kumi'den geldi.

"Kumi'nin ülkesi, geçmişte Mehdi Ordusu'ndan unsurları silahlandırmış, onlara para ve eğitim sağlamıştı. Büyükelçi şimdi ise 'Basra'daki yönetim kanun kaçaklarıyla savaşma niyetindeydi ve kanımca hükümetin buna hakkı vardır' diye konuşuyor."

Times yazarı, İranlı büyükelçinin bu sözleriyle ilk defa "Büyük Şeytan" ABD'nin desteklediği bir operasyonu övdüğünü söylüyor.

Sebebini ise şöyle açıklıyor: İngiliz birlikleri Basra'yı yönetirken onları buradan kovmak için çeşitli milisleri destekleyen İran, İngilizlerin çekilmesiyle birlikte hesap değiştirdi.

Desteklediği milislerden Bedir örgütünün, sonbahardaki yerel seçimlerden önce Basra'ya hâkim olmasını istedi.

Ancak Times yazarına göre benzer bir senaryonun Bağdat'ta da tekrarlanması beklenmemeli, çünkü İran burada Mehdi Ordusu'nun ve onun ardındaki siyasi gücün varlığını sürdürmesini istiyor.

Çölde nükleer oyunlar

Guardian gazetesine geçiyoruz, konu yine Orta Doğu'dan.

Amerikan istihbaratı dün Kuzey Kore'yi, nükleer amaçlı plütonyum üretiminde Suriye'ye yardım etmekle suçlamıştı.

CIA Başkanı Michael Hayden, İsrail uçaklarının Eylül ayında yok ettiği Kuzey Suriye'deki laboratuarda, Kuzey Koreli uzmanların çalıştığını öne sürdü.

Guardian gazetesi "Çölde nükleer oyunlar" başlıklı makalesinde önce bu esrarengiz hava akınlarını, İsrail açısından ele alıyor:

"İsrail'in, felaketle sonuçlanan Lübnan Savaşı'nda kaybettiği Şam karşısındaki caydırıcı gücünü yeniden kazanması gerekiyordu. Tahran'a bir gün aynı şeyin İran'daki nükleer tesislerin de başına gelebileceği mesajını vermek istiyordu. Ayrıca Arap komşularının tepkisini ölçmek istiyordu. İsrail üç açıdan da başarılı olduğu sonucuna vardı."

Peki, o zaman, ABD'nin bu saldırıyla ilgili, o dönemde İsrail'den aldığı istihbaratı şimdi açıklamasının anlamı ne?

Guardian'a göre amaç, Kuzey Kore'yle yapılacak yeni bir anlaşma öncesinde, Washington'da bu anlaşmaya karşı çıkan çevrelere mesaj vermek olabilir.

Çünkü bu çevreler, tüm nükleer malvarlığını açıklamaya hazırlanan Kuzey Kore'ye güvenilemeyeceğini, örneğin 30 kilogram plütonyum ürettiğini söylerken, Amerikan istihbarat raporlarına göre aslında 50 kilogram ürettiğini söylüyordu.

İşte Beyaz Saray da "Merak etmeyin gözümüz Kuzey Kore'nin üstünde" mesajı vererek, bu çevreleri susturmaya ve Pyongyang rejimiyle anlaşma konusunda yoluna devam etmeye hazırlanıyor.

Irak'a yeni komutan

Independent gazetesi Amerikalı General Ray Odierno'nun Irak'taki koalisyon kuvvetleri komutanlığına atandığı haberini endişeyle karşılıyor.

Odierno'nun ülkede işgalden beri Tıkrit yöresinde isyancılarla savaştığını ve burada, popüler bir Amerikan dizisindeki mafya babası karakterinden esinlenilerek "Tony Soprano" takma adını aldığını hatırlatan yorum, şöyle devam ediyor:

"Bu takma ad hem düşmana karşı takındığı sert tavırdan, hem de hatırı sayılır cüssesinden kaynaklanıyordu. Odierno'yu eleştirenler, Sünnilere karşı seçtiği sert taktiklerin, Amerika'nın Vietnam'daki hatalarını tekrar etmesine, yani yerel halkı uzaklaştırarak isyanın alevlenmesine neden olduğunu söylüyor."

'Sarkozy altını kurşuna çevirdi'

Daily Telegraph iktidarda birinci yılını doldurmaya yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin performansını değerlendirmiş.

Kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 72'sinin ilk yılından memnun olmadığı Sarkozy, dün gece bir televizyon programında kendini savunmuş, bazı konularda hatalar yaptığını kabul etmişti.

Daily Telegraph'a göreyse başarılı olduğu alanlar da var: Örneğin kamu çalışanlarına karşı fazlasıyla cömert olan emeklilik sistemini değiştirdi; AB'de Lizbon anlaşmasının kabul edilmesini sağladı ve işsizliği 1983'ten beri en düşük seviyesine indirdi.

Ancak iktidara gelirken yarattığı beklenti düzeyini karşılayamadı. Örneğin yaşam standardını yükseltemedi, bürokrasiyi kısmakta başarılı olamadı.

Sosyalist bir milletvekili, Pierre Moscovici durumu şöyle özetlemiş:

"Nicolas Sarkozy çok güçlü bir mirasla geldi. Beşinci Cumhuriyet'in en görkemli seçimlerinden birini kazandı. Elinde altın vardı. O altını kurşuna çevirdi."

Kıbrıs'ta umut parıltısı

Economist dergisinde ise Kıbrıs konulu bir haber yer alıyor.

Haberin başlığı: "Bir umut parıltısı, dondurmalı."

Economist bu haberine Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın geçenlerde Lefkoşa'nın Rum tarafında gezerken dondurma yemesini anlatarak başlıyor.

Adada Tassos Papadopulos'un seçimlerde yenilmesiyle birlikte gevşek bir federasyon umudunun yeniden arttığını belirten dergi, şöyle devam ediyor:

"Cumhurbaşkanlığındaki halefi Dimitris Hristofyas yalnızca daha ılımlı olmakla kalmıyor. Aynı zamanda Talat'la aynı solcu kamptan; hatta Kıbrıs'ın ortak sendika hareketinden kalma, eski bağları bile var.

"Ancak Kıbrıslı Rumların dört sene önceki referandumda verdiği 'hayır' oyu, adada tek bir devlet olmasında ısrar eden bir çekirdek seçmen grubunun bulunduğunu ortaya koymuştu. Hristofyas'ın aşması gereken pek çok engelden biri de bu."

Economist'e göre Hristofyas ve Talat'ı birleştiren bir başka özellik de, her ikisinin de derginin "anavatanlar" diye nitelediği ülkelerdeki, yani Türkiye ve Yunanistan'daki aşırı milliyetçiler fırsat verirse, ada halkının gayet iyi anlaşacağına inanması.

BBC Turkish / 25.04.08


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4