Ana Sayfa / Basın / 
30.08.2008
30.04.2008 06:39

Provokasyon yok, muhalif duruş var - Meral Tamir

 

Başbakan Erdoğan, AKP’nin dünkü grup toplantısında, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamakta ısrarlı olan sendikalara çocuk kandırır gibi “Kutlamaları, ilan edilen alanlarda yapın. Benim partim de mitingleri hep gösterilen yerlerde yapar,” diyordu: “Bu ülkede hukukun üstünlüğü varsa, yasalarla her şey belirlenmişse, herkesin buna uyması gerekmektedir. Ben iktidar partisi olarak buna uyuyorsam, sivil toplum örgütü olarak siz de uyacaksınız!”

Güler misiniz, ağlar mısınız?

Diyelim ki AKP Taksim’de miting yapmak istedi, valinin haddine mi düşmüş “Siz gösterilen yerlerin dışında miting yapamazsınız” demek... Derhal koltuğundan olur. Sistem bu! Hukukun üstünlüğü, demokrasi falan da palavra!

Vakıfbank ve Halkbank yöneticileri, Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Çalık’a 750 milyon dolar kredi açılmasına itiraz edebildiler mi? Krediyi açarken, Çalık’ın şirketlerinden teminat bile isteyemediler.

Parayla göz boyama

1 Mayıs 1977 günü Taksim meydanında 37 kişi hayatını yitirdi; ama o kadar insanın ölümüne yol açan sorumlular hiçbir zaman bulunamadı, yargılanamadı. Belki de çoktan ecelleriyle öldüler.

Aradan 30 yıl geçmiş; AKP iktidarında demokrasi yolunda güya dev adımlar(!) atılmış, ama Taksim Meydanı sendikalara hâlâ yasak. Polis kutlamalarına, yılbaşı kutlamalarına, futbol takımlarının şampiyonluk kutlamalarına açık, işçilere kapalı.

İşçilere ek zam verilir, evlerine erzak gönderilir, ölüleri olduğunda cenaze evine yemek götürülür, ama 31 yıl önceki İşçi Bayramı’nda ölen arkadaşlarını anmaları için Taksim’de buluşmalarına izin verilmez.

Başbakan Erdoğan, geçen hafta Denizli’de yaptığı konuşmada “Benim işçi, memur kardeşimin yıllardır verilmeyen nemalarını 13.5 katrilyonu, AK Parti iktidarı vermedi mi soruyorum sizlere?” diyordu. Para, para, para... Başbakan, herkesin parayla satın alınabileceğini mi düşünüyor? AKP yöneticilerinin, sendikalara karşı bu son hoyratlığının izahı, ancak böyle mümkün olabiliyor.

“Cep İslamı” iktidarda

“Size en yüksek zammı biz yaptık; hastanelerde hayatınızı kolaylaştırdık, nemalarınızı ödedik. Daha ne sokaklara dökülüyorsunuz?” Mantık bu!

Bu arada küçük bir dedikodu: İstanbul kulislerinde AKP iktidarı için “Cep İslamı” tanımını, giderek daha sık duyar oldum.

AKP için 1 Mayıs, yargı darbesiyle bu denli sıkıştığı bir dönemde toplumun büyük bir kesimiyle kucaklaşmak için mükemmel bir fırsat olabilirdi. Başbakan, bu fırsatı heba etmekle kalmayıp, gerginliği daha da tırmandırmayı tercih etti. İstanbul Valisi Muammer Güler de “provokatörleri” bahane ederek ve polisi adeta provoke ederek bu gerginliğe tuz-biber ekti.

Sendikaların 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama ısrarının herhangi bir provokatif yanı yok; aksine saygı duyulacak muhalif bir duruş. Ölen arkadaşlarını anarken, sorunlarını dile getirmeleri için bir fırsat. Özellikle de yeni Sosyal Güvenlik Yasası ile işçilerin kaybedecekleri haklarını seslendirmeleri açısından...

Başbakan ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar demişti. Ancak asıl kıyamet, başların ayakları yönetemediği yerde kopacağa benziyor.

Milliyet / 30.04.08

 

 


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31