04.05.2008 07:26
'İnsancıklar!' – Rahmi Turan
ÜLKEMİZ yavaş yavaş değil, artan bir hızla bilinmezliğe yürüyor! "Polis devletine doğru mu gidiyoruz?" diye endişelenenler var. Durum hiçbir dönemde bu kadar üzücü ve ürkütücü olmamıştı.
1 Mayıs’ta Taksim’de yaşanan olaylar ancak polis devletinde, dikta rejimlerinde görülür.
Demokrasilerde gösteri özgürlüğüne saygı duyulur ama bu yönetimde halka ve hakka saygının zerresi bile görünmüyor. "Orantısız güç" kullanılmasının nedeni bunun sonucudur!
Başbakan Erdoğan’a göre devlet görevini yapmış! Devletin görevi vatandaşı coplamak, üzerine gaz bombası atmak, zulüm derecesinde şiddet uygulamak mıdır?
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, "AKP türbandan ve kendisinden başka hiçbir şeye, hiçbir fikre ve düşünceye özgürlük tanımıyor" demekte haksız mıdır?
Emekçiler, Taksim’de yapacakları mitingde, barışı ve kardeşliği savunacak, emeğin kutsallığını anlatıp isteklerini dile getireceklerdi.
İktidar, "Hak mı arıyorsun? Al sana hak!" diyerek, coplu, panzerli, gaz bombalı polis ordusunu onların üzerine saldı. Medya mensupları da dövüldü, bir gazetecinin kolu kırıldı.
Başbakan’a göre, ne de olsa ayaktakımıydı bunlar. Ayakların baş olmasına geçit vermemek gerekirdi. Öyle yaptılar! Taksim Meydanı’nı düşmandan değil, kendi vatandaşlarından "aslanlar gibi" savundular. Yaşayın siz, e mi?
Nerede o ağızlarından düşmeyen hak ve özgürlükler? Görünen o ki, böyle çağdaş kavramlar Türkiye’den çok uzaklarda. Anlaşılan, bu ayıptan kurtulamayacağız!
* * *
Geçen dönem AKP Balıkesir Milletvekili olan ve karşıt düşünceleri nedeniyle partiden ihraç edilen Turhan Çömez, AKP’nin medyaya hákim olarak gazete ve televizyonlar yoluyla yaratmak istediği toplumu şöyle özetliyor:
"Düşünmeyen, sorgulamayan, kendi değerlerini yabancılaştıran bir toplum."
Beyinleri teslim alınarak böyle şekillendirilen bir toplumu yönetmenin kolay olduğunu söyleyen Turhan Çömez soruyor:
"Ülkemize bunu layık görüyorlar! Ne kadar acı, ne kadar hazin değil mi?"
Turhan Çömez’in sadece bu görüşü bile, AKP’den neden atıldığını açıkça gösteriyor.
* * *
Tercüman’da birtakım ilginç sorular yayımlandı. Yorumsuz naklediyorum:
1) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve ailesinin üç günlük Antalya tatili 24 bin dolar tuttu. Peki, bu 24 bin dolarlık yüklü fatura nasıl ödendi?
2) Faturayı eğer Sayın Gül ödediyse; "Bu servet nereden?"
3) Eğer fatura Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden ödendiyse; "Bu nasıl iş?"
4) Yok eğer, Gül ve ailesi otelde bedava kaldıysa; "Neden?"
Biz de bilemiyoruz bu soruların cevabını. Sayın Gül açıklamak lütfunda bulunur mu acaba?
* * *
14 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanıp hapsedilen 78 yaşındaki dinci yazar Hüseyin Üzmez’in bu davranışını "toplumsal bir çöküntü" olarak ele alıp eleştirmiştik ya... Hüseyin Üzmez’in kafasında olan ne kadar çok kişi varmış meğerse!
"Hüseyin Bey zorla bir şey yapmadı ya", "Sayın Üzmez o kızı nikáhına alacaktı", "Halt etme, otur oturduğun yerde", "Üzmez üstadımız, 14 yaşındaki bir kızla dini nikáh yaptıysa, gerdeğe girmek hakkıdır. Bu, dinimize göre sünnettir!", "Alan razı, veren razı, sana ne oluyor ulan?" diye nazik (!) birçok e-posta gönderen oldu.
Bu arada "3 karım var, size ne? Tekeşlilik mümkün olsaydı genelevler olmazdı" diye ahkám kesen sahte dinci işadamına da çok sayıda koltuk çıkan var!
Tanrım! Nasıl bir ülke oldu Türkiye? "Şaşırmak" sözcüğü hafif geliyor. Bu insancıkları duydukça, gördükçe, anladıkça çıldıracağım neredeyse!
Hürriyet / 04.05.08