06.05.2008 04:04
Kavga etmeden kavga etmek - İsmet Berkan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin açılan kapatma davasına ilişkin tutumunu anlayabiliyor, onların bu olay karşısında kurdukları yeni strateji ve taktikleri anlayabiliyor musunuz?
Kimsenin anlayabildiğini sanmıyorum.
Bu anlaşılamadığı için bazılarımız, ki buna bazı AKP çevreleri de dahil, sanki hiçbir şey olmamış, AKP hakkında kapatma davası açılmamış gibi davranıyoruz. Bazılarımız ise bunun tam tersi tepkiler veriyor, AKP'nin kapatma davasına karşı sonuna kadar savaşması gerektiğini söylüyorlar.
Bu arada Başbakan Erdoğan ve dolayısıyla AKP, sessiz sedasız Anayasa Mahkemesi'ne savunmalarını sundular. Bizzat Başbakan'ın söylediği, mahkeme sürecini hızlandımak istedikleri. Bu sebeple AKP mahkemeden ek süre istemedi.
Şimdi sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nda. O belli bir sürede Esas Hakkında Görüş yazacak, bu görüş AKP'ye iletilince parti de nihai savunmasını hazıllayıp mahkemeye sunacak. Ardından belki sözlü savunmalar yapılacak, belki yapılmayacak ve mahkeme karara kalacak. 11 kişilik Anayasa Mahkemesi heyeti kararını ne kadar zamanda verir, bilinmez.
Peki ama AKP savunmasını neden sessiz sedasız verdi ve neden hâlâ savunma metni ortaya çıkmadı? Hepimiz biliyoruz, bu basit bir yargılama değil, nihayetinde siyasi bir yargılama, çünkü fikirleri nedeniyle yargılanan bir siyasi parti var karşımızda. Siyasi partiler, aynı zamanda büyük birer kamuoyu yaratma makineleridir. AKP'nin normal şartlarda savunmasını kamuoyu önünde yapması beklenir, kapalı kapılar ardında değil.
Bazı siyasi yorumcular bu tutumdan hareketle, AKP'nin 'Kafasını giyotine uzattığı' sonucuna vardılar. AKP kafasını giyotine uzatmaya karar verdi de mi uzatıyor, yoksa başka bir yol bulamadığı için böyle bir izlenim doğuyor, anlamak kolay değil.
AKP'nin bana göre 'Kavga ediyormuş gibi gözükmeden kavga etme'nin bir yolunu bulması lazım, onu da galiba bulduklarını düşünmeye başladılar bugünlerde.
O yüzden AKP önde gelenleri ve Başbakan Erdoğan, kendilerini 'demokrasi savaşına' sokmaya çalışan kimi liberal aydınları dinlemek yerine çareyi 'tevekkül'de buluyor olabilirler ve kendilerince bir 'kazan-kazan' oyunu kuruyor olabilirler.
Biraz açıklamam lazım bu oyunu: Sistemle veya AKP'nin kapatılacak olmasına sevinenlerle hiç doğrudan kavgaya girmeden, Türkiye'yi kendi yokluklarıyla tehdit etmek.
Bu 'tehdit' de şöyle pasif-agresif bir şekilde yapılıyor: Ben kendimi savunmaya bütün enerjimi vermeyeceğim ve kendimi 'size' beğendirmeye çalışmayacağım. İsterseniz kapatın ama kapatırsanız sonuçlarına katlanırsınız, kısa vadede beni iktidardan etseniz bile orta-uzun vadede daha da güçlenerek yönetime gelmemi, üstelik sisteme biat etmemiş biri olarak iktidara gelmemi engelleyemezsiniz.
Buradaki varsayım şu: AKP kapatılırsa ekonomik bir 'kriz' olmasa bile sıkıntılar yaşanabilir. Zaten kapatma davası sürecinde bu sıkıntılar yaşanmaya başlandı bile. (İşin gerçeği şu ki, kapatma davası hiç açılmasa da bu sıkıntılar olacaktı zaten ama şimdi hükümet hafta sonu alel acele açıkladığı yeni ekonomik önlemlerle ateşe körükle gideceğini açıkça belli etti. Ama kapatma davası varken gel de bunu anlat şimdi!) İşte bu sıkıntılara kapatma davasının arkasında duranların sebep olduğunu, oysa AKP'nin ekonomik sıkıntıları aşmak için varolduğunu anlatacaklar.
Bence AKP'nin içine girdiği anlaşılan bu varsayım bir hayli iddialı ve ülkede ekonomik kriz bile çıksa anlatması bir hayli zor bir konu.
Yarın meseleyi, daha doğrusu Türkiye'deki siyasi kavganın ekonomik temellerini rakamlarıyla anlatmaya çalışacağım ve bütün meselenin artık ciddi bir kalabalık oluşturan orta sınıfı ürkütmemekte düğümlendiğini söyleyeceğim zaten ama bugünden bir cümle edeyim: Kavga çıkıp ortalık yanıp yıkıldığında o kavga ve yangın herkesi birden altına alıp sürükler.
Radikal / 06.05.08