11.06.2008 23:29
Medyadaki Tuzla – Nazım Alpman
Basında “bozulma” ne zaman başladı diye kafa yoranlar, o acı sorunun çengeline takılıp kalıyorlar:
- Gazetecilerin sendikası niye yok?
Aslında Türkiye Gazeteciler Sendikası var. Başkanı Ercan İpekçi tepki gösterilecek her aşamada sesini yükselten bir yönetici... Ama onun sesi sendikasız gazeteler ve televizyonlarda boğulup gidiyor.
Oysa eskiden gazetecilerin bir sendikası vardı, çalışan bütün gazeteciler de o sendikaya üye oluyorlardı. Sendikaya üye olmayan gazeteci de olamıyordu.
Şimdi sendikaya üye olmayı kafasından geçiren gazeteci olamıyor! Çünkü anında işyerinden atılıyor.
Gazeteciler örgütsüz, dağınık, bireysel yollarla kurtuluş telaşındalar.
Ülkeyi kurtarma idealiyle yola çıkıp, sadece kendini kurtaran bir kaç gazeteciyi kenara ayırırsak, “kurtulmak yok tek başına” caddesinden başka bir yola ulaşamayız:
- Ya hep beraber, ya hiç birimiz!
***
Toplumsal mücadelenin ilk basamağına nereden geldik?
Genç bir akademisyen “basının bugünkü hali” üzerine araştırma yapıyordu, bana da uğradı.
Pek çok farklı konuda “neden böyle?” sorusunun ortak bir yanıtı vardı.
Gazeteciler örgütsüz!
Ülkenin gündemini belirleyen yayın organlarının içerik sağlayıcı bütün elemanlarının örgütsüz olması haliyle büyük bir boşluk yaratıyor. Hiç bir boşluk da uzun süre öylece kalmıyor, dolduruluyor.
Basın ve yayın organlarındaki boşluk ise uzun zamandan beri patron iradesiyle dolduruluyor.
Patron her zaman bir şey söylemiyor.
Ama patronun “ruhu” ile özdeşmiş yöneticiler onun düşüncelerini her gün gazete sayfalarını ve televizyon ekranlarına ziyadesiyle seriyorlar. Eskilerin bir sözü vardır hani, “ruh gibi, adamı olmuş” denir ya, işte aynen öyle.
Çünkü en tepelerdekiler patrondan ücret almıyorlar.
Her ay “servet” götürüyorlar.
Ücret işgücünün karşılığıdır. Yaptıkları iş ile aldıkları servet arasındaki makas o kadar büyük olunca, “patron için” bir şeyler daha (!) yapma ihtiyacı doğuyor. Patronun yerine patron gibi düşünüp davranmaya başlıyorlar. O zaman bütün gazetecilik kriterleri bir anda ortadan kalkıyor.
Halbuki gazeteciler Babıali'deyken genel yayın yönetmeninden en genç muhabirine kadar herkes sendika üyesiydi. Herkes gazeteci gibi düşünüp gazeteci gibi davranıyordu.
***
Gazetelerdeki sendikasızlık dönemi hiç kimseye fayda sağlamadı. Patronların personel giderleri azalmadığı gibi arttı. Sadece gazeteciler arasında sosyal uçurumlar oluştu. Personel giderlerinin yüzde 90'ın gazete çalışanlarının yüzde 10'u tarafından alınırken, gazetede istihdam edilenlerin yüzde 90'ına da ücret ve maaşların yüzde 10 layık görüldü.
Gazetecilik mesleğinin en alt basamağı artık ücret geliri bile sağlamaktan çıktı. Genç gazeteciler bir yıl, iki yıl, hatta daha fazla ücret almadan sadece “gazetecilik aşkıyla” çalışıyorlar, çalıştırılıyorlar.
Aslında medyada da bir “Tuzla Cehennemi” yaşanıyor.
Bu cehennemde en fazla da genç meslektaşlarla birlikte gazetecilik katlediliyor!
Sansürsüz.com / 12.06.08