20.06.2008 10:00
İçeridekiler...Hikmet Çetinkaya
Haberin başlığı içimi acıttı...
Hapislik günleri geldi aklıma... Sonra, anılarım, okuduğum şiirler...
Portekizli şair Alberto De Lacerda’yı hapislik günlerinde tanıdım...
Lacerda’yla uzun yolculuklara çıktım:
“Kim çaldıysa günlerimi söyleyin ona
gelsin alsın beni, götürsün ölümsüzlüğe.”
Hilal Köse, F tipi cezaevlerinde en temel insani gereksinimlerin bile disiplin cezalarıyla askıya alındığını anlatıyordu yazısında...
Tecrit!..
Baskı!..
İnsan hakları ihlali!..
Haberi okuyup masamın üzerine koydum Cumhuriyet’i...
Nâzım Hikmet’in “Sevdalı Bulut”u geçerken gökyüzünden, Abdülvahap El-Beyati’nin “Sürgünde bir çocuktum ben” dizeleri çıkıyordu karşıma:
“Sürgünde bir çocuktum ben/Özlem Kuşu can yoldaşım ölünceye dek/Gençliğim son aşkım/Kuşumdu yoldaşımdı özlem/O ki uzanırdı yurduma gurbetten/Oysa onsuz/Sürgünden sürgüne attığı rüzgârların/Umarsız bir bulut gibiydim ben/Kim çalıyor kapımı kim var dışarda/Uykuyla uyuşuyor gövdem/Al beni götür beni teknem İstanbul’a/Ölmedim yelkenlim ölmedim daha/Tepeden tırnağa uyuştu gövdem.”
***
Tecrite karşı 2000 yılında başlatılan ve 122 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan ölüm orucu eyleminden sekiz yıl sonra değişen bir şey yoktu...
Şöyle anlatıyordu gelişmeleri Hilal Köse:
“Ölüm orucu eylemi Adalet Bakanlığı’nın 45/1 No’lu genelgesinin yürürlüğe girmesinin ardından sona erdi.
22 Ocak 2007’de yayımlanan genelgeyle, 12 F tipi cezaevinde, hiçbir şart aranmaksızın her tutuklu ve hükümlüye, haftada on saat, on kişilik grupla görüşme hakkı tanındı. Aradan 1 yıl geçmesine karşın, tutuklu ve hükümlülerin bu hakkı kullanmalarına izin verilmiyor.
Sohbet etmek istedikleri kişilerle değil, cezaevi idaresinin belirlediği kişilerle görüştürülüyorlar.
Haftalık on saat olan hak, dört saate indirilmek isteniyor. Ortak alanı tuvalet ihtiyacı için terk ettiklerinde görüşme sona ermiş sayılıyor.
Genelgeye aykırı uygulamaları da tutuklular kabul etmiyor.
Kısa süreli uygulama yapılan cezaevlerinde de personel azlığı ya da mekân yokluğu bahane ediliyor.”
***
Hükümlü Cengiz Kahraman’la Kenan Özyürek’in başına gelenler, 19 yaşında tutuklanan Hasan Tahsin Akgün’ün öyküsünü anlatmadan geçemem...
Tıpkı Alberto de Lacerda’nın dizeleri gibi:
“Yakalayamazsın acı çekmeden/ geniş kanatlarını dünyanın
ınlıyor sessizliğin./ Ellerin herşeye değdi.
Kar kusursuzdur-ölüm gibi/ Seçilmişlerin ağzından konuşur/ melekler sabahı getirinceye kadar.”
Cengiz Kahraman Sincan F Tipi’nde tutuklu. Revire götürülürken arkadaşı Kenan Özyürek’le karşılaşıyor. Kenan, Cengiz’e “merhaba” diyor. Özyürek bunun üzerine revire değil tecride konuluyor.
Hasan Tahsin Akgün, yedi yıldır tutuklu. Annesi Melek Akgün acılar içinde...
Hasan Tahsin, işkence görmüş, belleğini yitirmiş.
Anne Melek Akgün anlatıyor:
“Doktoru beyin hücrelerinin dörtte birisinin öldüğünü söylüyor. Yalnız başına kalmaması gerekiyor hücrede. Ama yine tek kişilik hücreye konuldu.
Dilekçe verdim hastaneye yatırmak için. Bizi hatırlamıyor, kendisini on yaşında sanıyordu.
Şimdi hatırlıyor ama ilaçlarını aksatmaması gerekiyor. Bu nedenle çok korkuyoruz...”
Melek Hanım, üç yıldır açık görüş yapmamış oğlu Hasan Tahsin’le.
Oğlunun elini tutup yanaklarından öpememiş.
Olağan görüşme yasağı mayıs ayında bitmiş. Bu kez mektup ve telefon yasağı başlamış.
***
İçeridekilerin öyküleri böyle...
Binlerce öykü var anlatamadığım...
Türk Tabipleri Birliği Başkanı Gençay Gürsoy diyor ki:
“Sorunun çözülmesi için adımlar atılacağı söylendi ama yerine getirilmedi. İki ay önce de avukat örgütleri ve sendika temsilcilerinin yaptıkları toplantıya Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de katıldı. Ama şu ana dek sonuç alınmadı.”
Yazıma noktayı koymak zorundayım...
Noktayı Alberto De Lacerda’nın dizeleriyle koyuyorum:
“Güzellik bir başka geceye salar köklerini / ve bir başka günde doğar yeniden.”
Gerçek gündem / 20.06.08