25.06.2008 07:44
Öldüren ‘hayata dönüşün’ hatırlattıkları – A.Can Demir
Diyarbakır, Ümraniye, Buca, Ulucanlar Cezaevleri katliamları gibi, 19 Aralık katliamı da unutturulmak isteniyor. Bu kez, hukuksal gerekçe, “zamanaşımı”…
İstanbul’da Bayrampaşa Cezaevi’ne düzenlenen saldırının ardından tutukluların F tipi cezaevlerine nakilleri yapılırken, karşılaştıkları işkenceler üzerine açılan dava, zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı. Böylece, Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir yer tutan bir cezaevi katliamıyla ilgili davada daha sorumlular cezasız kaldı.
19 Aralık 2000 tarihinde 19 cezaevi ile birlikte Bayrampaşa Cezaevi’ne de saldırı düzenlenmiş, saldırıda 12 tutuklu yaşamını yitirirken, 55 tutuklu yaralanmıştı. Cezaevi katliamı yüzü yakılmış bir kadın tutuklunun, “diri diri yaktılar” diye bağırırken çekilmiş görüntüleriyle akıllarda yer etmişti. Katliamın ardından jandarmalar ve cezaevi yetkililerinden oluşan toplam bin 615 kamu görevlisi hakkında, "kişiye kötü muamele yapmak", "görevi kötüye kullanmak" ve "görevi ihmal" suçlarından 1 ile 6 yıl arasında değişen hapis cezaları istemiyle açılmıştı. Katliamın ardından tutukluların F tipi cezavlerine sevki sırasında yaşanan işkenceler nedeniyle açılan dava, Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşmada, ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle ortadan kaldırıldı.
Bu kez, mahkemenin zamanaşımı kararıyla hatırlanan 19 Aralık 2000 tarihinde ne olmuştu? Bir toplumsal hafıza yoklaması yapıldığında karşımıza çıkan satırbaşları şöyle:
ÖLDÜREN ‘HAYATA DÖNÜŞ’
Planlayanların ve yürütenlerin adına ironi yaparcasına “hayata dönüş operasyonu” dedikleri, 19 Aralık Katliamı’nda, 28 tutuklu ve hükümlüyle 2 asker yaşamını yitirdi.
Dönemin İçişleri Bakanı Sadattin Tantan’ın daha sonradan büyük bir gururla açıkladığı gibi, günlerce hatta aylarca, müdahaleye katılacak askerler, maketler üzerinde pratik yapmıştı. Askerler, özel timler, maketler üzerinden müdahaleye hazırlanırken, tekelci medya da kamuoyunu hazırlamıştı.
MEDYA GÖREV BAŞINDAYDI
Günler öncesinden tekelci medya, F tipi cezaevlerinin meziyetlerini övmeye başlamıştı. Adalet Bakanlığı’nın Kandıra F Tipi Cezaevi’ne düzenlediği seferlere katılıp da hücrelerdeki masaların üzerinde çiçekleri gören köşe olmuş yazarlar, hayran kalmışlardı bu cezaevlerine… Beş yıldızlı otellerin konforu vardı bu cezaevlerinde… İnsanlar, iç içe yığınlar halinde kalmak zorunda kalmayacaklar, tek kişilik ya da üç kişilik odalarında rahat rahat uyuyacaklardı.
BAKAN SÖZ VERMİŞTİ AMA…
Aydınlar ve avukatlardan oluşturulan bir heyet, tutuklu temsilcileriyle Adalet Bakanlığı arasında görüşmeleri sürdürürken, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ten 15 Aralık günü, F tipi cezaevlerinin toplumsal mutabakat sağlanana kadar açılmayacağı açıklaması geldi. Bakan Türk, “Getirilen öneriler benim 9 Aralık’ta yaptığım açıklamalar çerçevesinde... Hükümet olarak, devlet olarak yapabileceklerimizi ifade ettik. Bu, F Tipi cezaevleri konusunda ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının katılımı ile bir toplumsal mutabakata varılması, o zamana kadar da F tipi cezaevlerinin hizmete açılmasının ertelenmesi şeklindedir. O çerçeve içerisinde ancak bir gelişme olduğu takdirde hükümet için kabulü mümkündür” diyordu.
SON TOPLANTI BAŞBAKANLIK’TA YAPILDI
Bu açıklamadan sadece 3 gün sonra ise Başbakanlıkta yapılan toplantıda, hazırlıklar son kez gözden geçirildi. Katliamın başlatılacağı tarihin ve saatin belirlendiği toplantıya, Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı İhsan Erbiş katıldı.
Toplantının yapıldığı günün gecesi, 19 Aralık günü sabaha karşı saat 04.00 sıralarında 20 cezaevine birden saldırı başladı.
Saldırı sonucunda toplam 28 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi.
Bayrampaşa Cezaevi’nde; Cengiz Çalıkoparan, Ali Ateş, Mustafa Yılmaz, Murat Ördekçi, Nilüfer Alcan, Fırat Tavuk, Aşur Korkmaz, Şefinur Tezgel, Yazgülü Güder Öztürk, Gülser Tuzcu, Seyhan Doğan ve Özlem Ercan.
Ümraniye Cezaevi’nde; Ahmet İbili, Ercan Polat, Umut Gedik, Alp Ata Akçagöz ve Rıza Poyraz,
Çanakkale Cezaevi’nde; Fidan Kalşen, Fahri Sarı, Sultan Sarı ve İlker Babacan.
Bursa Cezaevi’nde; Murat Özdemir,
Çankırı Cezaevi’nde; İrfan Ortakçı, Hasan Güngörmez ve Ali İhsan Özkan,
Uşak Cezaevi’nde; Berrin Bıçkılar ve Yasemin Cancı.
Ceyhan Cezaevi’nde; Halil Önder.
ASKERLER ARKADAŞLARINI DA ÖLDÜRDÜ
Katliam sırasında ayrıca iki asker de arkadaşları tarafından öldürüldü. Önce bu askerlerin koğuşlardan açılan ateş sonucu öldüğü ileri sürüldü. Ancak bu iddiayı otopsi raporları yalanladı. Çünkü askerler, arkalarından vurulmuştu ve bedenlerinden çıkarılan kurşun, müdahale sırasında askerlerin kullandığı silahlara aitti.
AZ ZİAYATLA ATLATTIKLARINA SEVİNDİLER
Başbakan Bülent Ecevit, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, müdahaleden sonra tek bir şey söylediler; “Biz bu operasyonu bir yıldan bu yana planlıyorduk”. Kendilerine uzanan mikrofonlardan kamuoyuna, “Teröristleri kendi terörizmlerinden koruyoruz”, “Yapılan yaşama dönüş operasyonudur”, “Şefkat operasyonu başarıyla sürüyor” diyebilecek kadar ileriye giden Başbakan, Adalet Bakanı ve diğer yetkililerin yanında “Ecevit ailesinin gazetecisi” Milliyet Ankara Temsilcisi Fikret Bila da vardı. Bila, bir gazetecinin yapması gereken tüm görevleri ve meslek ilkelerini bir yana bırakıp, hükümet yetkililerinin ve Başbakan’ın çevresinde dolaşarak duyduğu, topladığı bilgileri, ‘gerçek’ diye CNN Türk’te anlatıyordu.
TEKEL MEDYASI OPERASYON SONRASINDA DA EMRE AMADE
Bila’nın eksik bıraktıklarını diğerleri tamamlıyordu. CNN Türk’te “Manşet” programını hazırlayan Mehmet Ali Birand, önüne Bayrampaşa Cezaevi’nin maketini koymuş, ısrarla Tüm Yargı Sen İstanbul Şube Başkanı Ali Yazıcı’ya tutukluların kullandığı iddia edilen silahları soruyordu. İstediği yanıtı alamadıkça yeniden, yeniden aynı soruyu bu kez başka biçimlerle yöneltiyordu. Oysa Yazıcı, bir şeyi çok net söylüyordu: “Aramalar düzenli olarak yapılıyor, içeride silah var iddialarını abartılı buluyorum”.
MEHMET AĞAR, NASIL DA HAYIFLANMIŞTI
1996 Ölüm Oruçları sırasında İçişleri Bakanı olan ve cezaevleri sorununu 2 kilogram siyanürle daha “hesaplı” ve “kansız” bir şekilde çözeceğini söyleyen Ceza ve Tevkif Evleri Müdürünü destekleyen Mehmet Ağar da katılıyordu “Manşet”e. “Aslında biz yapacaktık” diyerek kahırlanan Ağar’a; Birand, sürekli gaz bombasını soruyordu. “Etkileri neler efendim?”, “Niye daha yakından kullanılamıyor?” Ve Ağar, Birand’ın cezaevlerindeki insanların üzerine atılan bombaların etkisi üzerine sorduğu soruları yanıtlayarak kamuoyunu aydınlatıyordu!
Köşe yazısında “Bayrampaşa’da karşılaşılan direniş, çok sayıda otomatik silah ve bomba bulunması tam bir şaşkınlık yaratıyor” diyen Yeni Binyıl yazarı Bilal Çetin’e diğerleri “flaş” haberleriyle sürmanşetten katılıyordu. Hürriyet gazetesi ile Yeni Şafak aynı fikirdeydi: “Mahkûmlar, kaleşnikofla karşılık verdiler”. Yaşanan hengâmede, üstelik dış duvarları iş makineleri ile yıkılan, içeri gaz ve göz yaşartıcı bomba atılan koğuşların içinden nasıl silahla karşılık verildiği bilinmeden... Ateş edilen silahlar ortaya konulmadan...
YENİ BİNYIL’DAN YÜZYILIN GAFI
Yeni Binyıl gazetesinin “Ümraniye’de bir çavuş şehit” başlıklı haberindeki “Cezaevinde yangın çıkaran tutuklular askerlerin üzerine ateş açtı. Astsubay Ergün Çetin, bir başka astsubay, Onbaşı Faruk Güler ve Er Ahmet Atuntaş av tüfeğiyle vurularak yaralandı. Bu sırada Ahmet İbili, adındaki DHKP-C’li kendini yakarak askerlerin üzerine atıldı. Askerler de, İbili’yi durdurmak için ateş etti. Yasadışı örgüt üyesi Ahmet İbili, bu ateş sırasında öldü. Daha sonra Uzman çavuş Nurettin Kurt’u başından tek kurşunla vurarak şehit etti” cümleleri, haberi yaparken aceleden oluşan bir kurgu hatası mıydı, yoksa yalan propagandanın aracı olmanın baş döndürücülüğü sırasında bunun bir korku filmine dönüştürülmesi miydi? Ahmet İbili, kendini yakmış, ardından askerlerin açtığı ateşle hayatını kaybetmiş ama daha sonra kalkıp, Uzman çavuşu vurmuştu!
Gazetelerinin sayfalarını İslam dininin hoşgörüsü üzerine hadis ve ayetler ile dolduran Yeni Şafak, Zaman ve Akit’in cezaevlerinde yaşanan olayları değerlendirdikleri haberlerin de ayrı bir önemi vardı. Ramazan ayı dolayısı ile İslam’da işkencenin, eziyet etmenin günah olduğunu söyleyen yazılar ve yorumlar yayınlayan bu gazeteler, en çok kendilerinin kullandığı kavramları operasyonla birleştirmelerini bir gazetecilik başarısı mı sayıyorlardı acaba? Onlarca insanın ölmesi, yaralanması Zaman gazetesi için sadece “Sahur operasyonu” anlamına mı geliyordu?
ANF / 25.06.08