Ana Sayfa / Basın / 
05.12.2008
10.07.2008 01:07

Kirlilik ve gözaltı – Necmiye Alpay

 

Nuray Mert “kirli” sıfatını kullanmakta son derece haklı. Yazısının başlığı “KirliHesaplaşma”ydı. Hesaplaşmayı bilmem ama kirlilik her yerde. Darbelerdir, faili meçhullerdir, Susurluk’tur, Şemdinli’dir, Hrant Dink cinayetidir, Malatya’dır, habire bekliyoruz, cesur savcılar her seferinde görevden alınıyor, beklediklerimiz artıyor, örtüler üst üste örtülüp her şey karartılıyor. Saydamlık sıfır.

Derken cuntacılar bir ucundan soruşturulur gibi oluyor ama lambanın herhangi bir şeyi aydınlatacak hali yok aslında. Şişesi kirli, gazının nereden geldiği bile belirsiz.

Kirliler arasında gözaltına alma işleminin de olduğunu yazmak zorunluluğunu duyuyorum. Kişisel tanıklığım gereği.

Gözaltına alma işlemi bir psikolojik harekât aracına dönüştürüleli epey oldu. Son örneği, Mayıs ayı başında Türk Tabipleri Birliği Başkanı Gençay Gürsoy’un gözaltına alınmasıydı. Kendimden söz etmekliğim bağışlansın: Benim deneyimim 2005 yılının 24 Mart’ında Diyarbakır’daki bir yazarlar toplantısı sırasında olup bitmişti.

Bana yöneltilen bir suçlama da yoktu; bir “yanlışlık olmuş”tu; “12 Eylül dönemindeki kayıtların silinmesi unutulmuş olduğundan, hakkınızda yeniden yakalama emri çıkarılmış”tı. “Yakalama” emrini çıkaran, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve onun talebiyle Ankara Emniyeti’ydi.

Aynı otelde üçüncü seferdir kalıyorsunuz, “sabit bir ikametgâhınız” var, çeşitli yerlerde yazılarınız yayımlanıyor, dört yıldır da her hafta Radikal gazetesinin Kitap ekinde yazıyorsunuz, kısacası arayanın ânında bulabildiği bir konumdasınız, ne gam. Sabahın 5’inde sivil polislerce otelde “yakalanmanız” gerekiyor.

Bu “yanlışlık” neden o zaman olmuştu? Sanıyorum şu nedenle:

Diyarbakır’da, uluslararası yazarlar örgütü PEN’in bir toplantısı için bulunuyordum, toplantı 21-24 Mart arasındaydı, yani 2005’in o kitlesel nevruzunun hemen ardından. PEN toplantısı, yazarların bir gövde gösterisi gibi algılanmış olmalıydı. Benim üzerimden bir taşla iki kuş vuruluyordu: Yazarların girişimine ‘haddinizi bilin’ mesajı, bana da gözdağı.

Korkmadığımı söyleyemem. Aynı günün akşamı İstanbul’a döndüğümde, sabaha karşı kapım yeniden çalınabilir duygusu içindeydim. Çoğumuz için nasıl da tanıdık bir duygu öyle değil mi? Çok tanıdık. Yalnızca, bir kısmımız son yıllarda unutur gibi olmuştuk hani.

Bir avukat arkadaşım, dava açalım dedi İstanbul’a dönünce. Resmî makam yüzü görmek mi, hem de kendi girişimimle? Uzak olsun!

Bana yapılandan ötürü kimse de kıyameti koparmadı. Sonra Nihat Behram’a yapıldı aynı “yanlışlık”.

Gençay Gürsoy’u az önce anmıştım.

Hiç beklemediğiniz bir anda Emniyet kokusu size yeniden koklatılıyor, adınız ‘gözaltına alındı’ya çıkarılıyor.

‘İktidar (güç, kudret)’ olgusunun ‘tecavüz’e her zaman çok yakın olduğunu unutmamak gerekiyor belki de. Her tür iktidar, kendi iç denetimi ne kadar zayıfsa, yani aslında ne kadar âcizse, o kadar tecavüzcü. Hakka tecavüzü marifet bilenden tutun, bundan kendini alamayana kadar.  

Böyle bir durumda, cuntacılık nihayet bir adalet sürecine tâbi tutuluyor havalarının estiği bugünlerde bu sürecin ne kadarının gerçek, ne kadarının psikolojik harekâta dahil olduğunu ayırt edebilir misiniz? Amaç cuntacılığı ortadan kaldırmak olduğunda her şey mübahtır, psikolojik harekât bile, denebilir mi?

Bence denemez. Kirliliğe her tür cuntacılık kadar, psikolojik harekât(lar) da dahil. Peki ne yapılsın diye sorarsanız, her ne söylenir ve ne yapılırsa, gerçeklik bir bütün olarak dikkate

alınarak yapılmaya çalışılsın derim.

Bir bölümü silikleştirilerek değil.

Radikal / 10.07.08


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4