14.07.2008 08:46
Akdeniz’de buyrun Sarkozy şenliğine – Ceyda Karan
Fransa’nın ‘ihtirasın bu kadarı düşman başına’ dedirten Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, allem etti kallem etti, Akdeniz’in iki yakasını bir araya getireceği hayalini kurduğu zirvesini Paris’te topladı. Gel gör ki, hiç de arzulamadığı şartlarda ve dişinin kovuğunu doldurmayacak bir içerikle... Zira Avrupa ile Akdeniz havzasının Moritanya’dan Türkiye’ye uzanan hattındaki 40 kadar ülkenin liderlerinin bir araya gelip de ‘eriyebileceği bir pota’ bulunmadığından, zirve başlangıçtaki iddiası düşünüldüğünde ancak ‘ne gereği vardı’ nidasında ifadesini bulabilecek. Paris’te dün başlayan şaşaanın üzerinde düşünülecek tek yanı Sarkozy’yi böylesi bir girişime iten içgüdünün kaynağı...
Ne demişti Sarkozy? “Çatışmalarla yüklü Ak-deniz’de barış ve refah medeniyeti kuracağız.” “Avrupa’nın 60 yıl önce birlik için yaptıklarını bugün Akdeniz’in birliği için yapacağız. Avrupa ile Afrika arasında köprü olacak Akdeniz Birliği’ni birlikte inşa etmenin vaktidir.”
Ama Fransız liderin ihtirası, böylesi bir projenin vakitsizliğini ve her türlü maddi dayanaktan yoksunluğunu idrakına izin vermedi. Geçen yıl seçildikten hemen sonra düğmeye bastı. AB çerçevesinde 1995’te AB ve Akdeniz ülkeleri arasında başlatılmış ve hem Arapları hem de İsraillileri sığdırma çabasının da etkisiyle bir işe yaramayan Barcelona Süreci hareket noktası yapıldı. Terörle mücadele, bölgesel ekonomik işbirliğini teşvik, yasadışı göçle mücadele, çevre koruma ve kültürler arası diyalog için işbirliği ve dayanışma gibi muğlak hedeflerle bezenen Barcelona Süreci, Avrupa Komisyonu’nun 13 yılda akıttığı 16 milyar avroya rağmen zaten hiçbir yere gidememişti. Sarkozy, işte bunun üzerine ‘Akdeniz Birliği’ni bina etmeye, bunun için de AB’den fon teminine kalkışınca birliğin diğer motor gücü Almanya’dan kırmızı kartı yeyiverdi. Alman Başbakanı Angela Merkel, açıkça AB’ye rakip oluşum görmek istemediklerini, bunun Avrupa’nın entegrasyonunu zedeleyeceğini söyledi. Paris’in öne çıkma çabasını da ‘Latin Amerika ile eski sömürge güçleri İspanya ve Portekiz’ örneğine benzetip, ‘Bütün AB’nin çıkarı olan bir bölgede bir ülke tek başına tekel sahibi olmamalı’ mesajı yapıştırdı. Tabii Almanya, Fransa’ya en büyük darbeyi proje için gerekli Akdeniz Yatırım Bankası önerisi ile AB tipi bakanlar toplantısı unsurlarını öldürerek vurdu. Sonunda ismi ‘Akdeniz Birliği’nden ‘Akdeniz için Birlik’e çevrilen bu yapılanmanın, AB’nin temellerinden birini teşkil eden ‘insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, ortaklaşa değerler’ gibi ilkelerle de işi olmadığından, zirvenin ağızlarda bırakacağı buruk tad eşliğinde sonuçları şunlar olacak:
Bürokratik bir eşbaşkanlık yapılanması (İlk etapta kuzeyden Fransa, güneyden de Mısır), yılda bir liderler şenliği, Akdeniz’i temizleme, kara ve deniz yolları ile limanların geliştirilmesi niyeti, güneş enerjisi projeleri için fizibilite çalışmaları ve öğrenci değişimi programları... Türkiye açısından bakıp da derin değerlendirmelere girişmek abesle iştigal. Zira bu yapılanmanın AB üyeliğine etkide bulunma ihtimali zaten yoktu, bundan sonra da olacağı yok.
Fransız liderin projesinin sebebi hikmeti enerji zengini Kuzey Afrika ülkelerindeki eski sömürgelere açılma arzusu. Petrol ve doğalgaz zengini bölge, 200-250 milyonluk bir pazar. Yatırımlar mali hizmetlerden telekomünikasyona, ticaretten inşaata her alanda yaygınlaşıyor. Gayri safi milli hasıla yılda 4.4’lük artış kaydetti. Ve şimdilik ana ihracatları, tekneler dolusu yasadışı göçmen...
Hal böyle olunca Sarkozy, takkeyi önüne koyup düşünürse kendisini zirvesini boykot eden Libya lideri Muammer Kaddafi’yle yanyana bulabilir.
Zira her ne kadar sıkı şovmen olsa da bu meselede tespitleri daha isabetli oldu Kaddafi’nin. Bugün ‘Akdeniz Birliği’ni radikal İslamcıları Avrupa’yla işbirliği yapacak Müslüman ülkelere saldırtacak ‘uluslararası mayın tarlası’ diye niteliyor.
Ama aynı Kaddafi, başta altı Kuzey Afrika altı da Avrupa ülkesiyle sınırlandırmak şartıyla girişime sıcak bakmıştı. Sarkozy, yarından sonra ‘Akdeniz Birliği’ gibi büyük başlıklardan vazgeçer de ihtirasını dizginlerse ne ala...
Radikal / 14.07.08