Ana Sayfa / Basın / 
29.08.2008
18.07.2008 06:52

Hakkari-Yüksekova hattındaki bombalamaların perde arkası-I - Doğan Çetin

 

Jandarma ve Emniyet istihbaratın ajanlaştırdıkları kişilerin karıştığı korkunç olaylar gün yüzüne çıkıyor. HPG şehir gerillalarınca yakalanıp sorgulanan ajanların anlattıkları, bölgede yaşanan infazları, bombalamaları ve ahlaksızlığın nasıl sistemli bir şekilde yürütüldüğünü deşifre ediyor.

Yüksekova'da, Şemdinli olaylarından önce yaşanan bombalama eylemlerini yapanlar, Umut Kitabevi'nin bombalanması için hazırlanan ikinci plan, Şemdinli davası sanığı Astsubay Özcan İldeniz'in katıldığı infazlar, asker ve emniyetin ajanlaştırdığı hayat kadınları, ajanların buluşma yerleri, korucularla yapılan işbirliği, ajanlara verilen eğitimlerin içyüzü...

Hakkari kent merkezi ile Yüksekova ilçesinde bir çok bombalama, infaz eylemlerinin perde arkası Hakkâri’de HPG şehir gerillalarınca yakalanan Ajan İdris Özer’in ifadeleri doğrultusunda uzun süren bir soruşturma sonucunda ortaya çıkarıldı.

1 Ekim 2007’de ANF'de yer alan itiraflarda 1986 Hakkari doğumlu Jirki aşireti mensubu, Lise mezunu Derya Ege, 2005 yılında Suzan isimli amcasının kızı aracılığıyla İdris Özer adındaki JİTEM ajanıyla tanıştığını söylüyordu. Bu bilgiler doğrultusunda HPG şehir gerillaları yakın bir süre önce Hakkari’de JİTEM elemanı İdris Özer'i yakalayarak gerilla alanlarında sorguya çekti.

Hakkarili ajan Derya Ege de itiraflarında, 'İdris Özer adında bir JİTEM elamanı tarafından tuzağa düşürüldüğünü, işkence gördüğünü ve tecavüze uğradığını' belirtmişti. HPG, JİTEM elemanını yakaladığında şu açıklamada bulunmuştu: “İdris Özer adındaki JİTEM elamanı 2004-2005 yılları arasında Şemdinli olayında adı geçen ve dönemin Genelkurmayı tarafından 'iyi çocuktur' diye tabir ettiği JİTEM elemanı Ali Kaya ile çalışmıştır' dedi. HPG, bu konu hakkında ayrıntılı bilginin daha sonra kamuoyuna açıklayacağını duyurdu.”

EGE’YE YAPILAN İŞKENCELER VE AJAN DAYATMASI

Özer’in soruşturmadaki ifadeleri doğrultusunda ajan faaliyetlerinin korkunç boyutları bir kez daha gün yüzüne çıktı.  Ajan sorguda İdris Özer yaptıkları bombalamaları, faili meçhulleri ve Derya Ege’yi nasıl ajanlaştırdıklarını itiraf etti. Ayrıca daha önce kamuoyunda Şemdinli olayları olarak bilinen olayların gelişmesine yol açan Umut kitap evinin bombalanmasının nasıl geliştiğini anlatan Özer “bu eylem JİTEM birimine görev olarak verilmeseydi eğer benim içinde bulunduğum emniyet istihbarat birimi tarafından yapılacaktı” dedi.

Derya Ege adlı ajanın ifadelerinde ismi geçen İdris Özer, Derya Ege’yi de nasıl ajanlaştırdığını da anlattı. Derya Ege’ye yaptığı işkenceleri ve düşürme yöntemlerini anlatan Özer’in belirttikleri Ege’nin tüm söylediklerini doğruluyor.

CİNAYET ŞEBEKESİ ANLATIYOR

Kamuoyuna yansıdığı günden itibaren halkın ve çeşitli kurumların sert tepkisine yol açan Kürdistan’daki ajanlaştırma politikaları sorgu sırasında itiraflarla ortaya çıktı. Ancak bu kez bu faaliyetler tuzağa düşen genç kurbanların ağzından değil, bizzat bu şebekenin içinde yer alan, cinayet işleyen ve bu gençlerin ajanlaştırılmasında aktif rol oynayan Özer tarafından anlatıldı.

Ajan Özer’in anlattıklarının bir kısmı HPG yetkililerince çalışmaların gizliliği ve yürütülen soruşturmaların selameti açısından kamuoyuna açıklanmadı. Ancak bu açıklanmayan hususların dışında elde edilen bilgiler bile kısacık bir zaman içerisinde yapılan faaliyetlerin boyutlarını ortaya koyuyor. Hakkâri ve Yüksekova arasında geçen kirli trafikte birçok bombalama, infaz ve operasyona katılan Özer ayrıca gençleri ajanlık tuzağına düşürme faaliyetleri içerisinde aktif yer alıyordu.

Özer’in geçmişi ve aile ilişkilerinin de oldukça sorunlu geçtiği anlaşılıyor. Yakınlarından alınan bilgilere göre 1979 Hakkâri doğumlu olan Özer, yaşadığı çevre tarafından da kirli işlerinden dolayı sevilmiyordu. Annesinin ölümü ve babasının işten atılmasının ardından aile içerisinde yaşanan tartışmalar büyüyor. En son babasının yine bir komşularının şikâyeti üzerine İdris’le tartışması İdris’in evden kovulması ile sonuçlanıyor.

Özer itiraflarında aile ilişkilerine de anlatıyor: “Beni dışarı attı. Dışarıda baygın kalmıştım. Bunun üzerine Yüksekova’ya gittim. Oradaki dayımlara dedemlere uğradım. Benim Yüksekova’ya gittiğim gün babam da gelmişti oraya. Babam eve de talimat vermişti ‘ben evde olmadığım sürede İdris eve girmeyecek’ demişti. Bu sürecin ardından ben yaklaşık iki sene evden uzak dışarıda yaşadım.”

JİTEM, EMNİYET VE MİT ÜÇGENİNDE FAALİYET

Bir süre sonra çalışmak için İstanbul’a giden İdris yaklaşık üç yıl boyunca İstanbul’da çalışır ve ardından tekrar Yüksekova’ya döner. Ancak evine geri dönmez. Bu süre içerisinde askere giden Özer acemi birliğini Kütahya’da, usta birliğini ise Erzurum’da yapar. Bir süre sonra eniştesinin yardımları sonucu babası ile barışan Özer evine tekrar geri döner. Eve alınmasının üzerinden yaklaşık iki hafta geçmeden bu kez babasının toprak davası yüzünden amcasının oğlu Hasım Özer’i vurur ve cezaevine girer. Babasının cezaevine girmesinin ardından aşiret büyüklerinin aldığı karar çerçevesinde evleri ellerinden alınır ve yaklaşık 10 milyar para ödemekle cezalandırılır. Bununla birlikte Özer ailesi Yüksekova’ya dayılarının yanına sürgün edilir. Bu süre öncesinde ise İdris Özer’in babası ikinci kez evlenir. Üvey annesi ile de sorunlar yaşayan Özer son olarak kendine bir iş bulur. Hakkari’de Damla -1 ve Damla-2 pastanelerinde çalışmaya başlayan Özer için bu süreç JİTEM, Emniyet ve MİT üçgenindeki faaliyetlerle tanışma süreci olur.

Özer itiraflarında yaşamının bu kesitini şöyle anlatıyor: “Damla pastanesinde çalışmaya başladım. Orada pastanenin sahibi olan Serdar adındaki kişi beni polislerle tanıştırdı. ‘Bunlar bizim iyi arkadaşlarımız bize yardımcı olurlar’ falan dedi. Bir gün çok moralim bozuktu. Canım çok sıkılmıştı pastanede ağlıyordum. Erim adındaki bir polis geldi neyim olduğunu sordu. Ben de dedim ki ‘moralim çok bozuk bir yandan ailem, bir yandan babam, bir yandan ben.’ Daha sonra ona benim sevgilim olan Suzan’ı anlatmaya başladım. ‘Bu sevdiğim kız dağa gitmek istiyor. O giderse ben de gideceğim’ dedim.”

OKTAY VE İSMAİL İLE TANIŞMA

Derya Ege’nin ifadelerinde de adı geçen Suzan, İdris Özer’in sevgilisidir ve dağa gitmemesi için Erim adlı polisin tanıştırdığı Oktay ve İsmail adlı polisler tarafından ikna edilecektir. Bunun için İdris Suzan’ı, Oktay ve İsmail isimli polisler tarafından ayarlanan buluşma yerine getirir. 

“Pastanede bunları Erim’e anlatınca Erim bana ‘ben seni iki arkadaş ile tanıştıracağım. Bunlar sana yardımcı olurlar. Çok iyi arkadaşlar’ dedi. Bir sonraki gün beni çağırdılar. Ben o zaman Damla-2 pastanesindeydim. Oktay ve İsmail gelmişti. Onlarla orada tanıştık. Oktay benim bildiğim Orduludur. Yaklaşık 1.77 boylarında, sarı saçlı, ensesi açık, devamlı top sakal bırakan, yeşil gözlü, zarif birisiydi. İsmail de Japon tipli saçlarını ortadan ikiye ayıran biriydi. O da yaklaşık 1.72 boylarında fazla kilolu olmayan siyah esmer birisidir. Bana neyim olduğunu falan sordular. Ben de dedim böyle böyle… Suzan ile konuşmak istediler. Oktay ‘bana bir tanışma ortamı ayarlayabilir misin?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim. Suzan’la görüştüm. Hakkari’de çiftliğe varmadan biraz önce küçük bir lokanta var, Zap’ı geçtikten sonra. Ben de Suzan’ı alıp oraya gittim. Sözde tesadüfen Oktaygil gelecekti oraya. Oktaygil’in haberi vardı onlar beni oraya yönlendirmişti. Biz oraya vardıktan on-on beş dakika sonra Oktay onlar masamıza geldi. Ne yapıyorsun falan dediler. Tanıştırdım onları Suzan ile. Konuşma ilerleyince Oktay Suzan’a ‘duyduğuma göre sen dağa gitmek istiyorsun’ dedi. ‘İdris’te bu yüzden bunalıma girmiş o da seninle dağa gelecek’ falan dedi. Suzan ‘onun gelmesine gerek yok benim böyle bir niyetim yok. İdris size şaka söylemiştir’ dedi. Ben de dedim ‘Yok, doğru söyle senin böyle bir niyetin vardı.’ Ondan sonra konuşmalar devam etti. Sözde Suzan artık ikna edilmişti.”

NASIL AJANLAŞTIRILDI?

Suzan adlı sevgilisinin dağa gitmesi halinde kendisinin de dağa gideceğini belirten İdris Özer daha sonra tekrar Oktay ve İsmail adlı polisler tarafından ziyaret edilir. Bu ziyaretin amacı belli. Pek fazla konuyu uzatmadan İdris’e direkt kendisini ajanlaştırıp dağa göndermek istediklerini belirten polislere İdris’in yanıtı “dağa ajan olarak gitmem ama sizinle çalışabilirim” olur.

Sonrasını Özer şöyle dile getiriyor: “Dediler ‘madem sen gitmek istiyordun biz seni ajanlaştırıp dağa göndereceğiz.’ Ben niyetli değildim, korkuyordum. Dedim ben gitmek istemiyorum beni gönderirseniz oradakiler beni öldürür. ‘Yok’ dediler ‘Bir şey olmaz sen gel sana istediğin kadar para, ev ayarlayacağız. Araba lazım olursa ne lazım olursa gel sana ayarlarız’ dediler. Ondan sonra ben dedim ben sizinle çalışırım ama ben dağa gitmek istemiyorum. Kendi aralarında konuşmaya başladılar. Oktaygil çıktıktan sonra pastanenin sahiplerinden Serdar yanıma yaklaşıp ‘bu arkadaşlar iyi arkadaşlardır. Ne arıyorsun burada, git onlarla onlar sana yardımcı olurlar dediklerini yap’ dedi.”

‘ZAGROS İŞ MERKEZİNİ ROKETLEYECEĞİZ’

Gün geçtikçe İdris Özer’e daha fazla yakınlaşan Oktay ve İsmail adlı elemanlar birgün Özer’i Ramazan isimli müdürleri ile tanıştırmaya Emniyet’e götürürler. Emniyetin içerisinde Doblo marka bir arabada bekletilen Özer, Ramazan isimli müdür ile tanışır. Ramazan isimli şahsın kendisini dağa göndermek istediğini anlayan Özer orada da gitmekten korktuğunu ancak kendileri ile çalışmayı kabul edebileceğini söyleyerek artık resmen çalışmaya alınır.

İdris Özer için ilk günkü çalışmalar istihbarat toplama bilgi alıp getirme gibi küçük işlerdir. Ancak gün geçtikçe Özer’in bildikleri artar.

“Bir gün bana nerede olduğumu sordu Oktay. Yüksekova’dayım dedim. ‘Ben de oradayım’ dedi. Tam olarak nerede olduğumu sordu. Dedim İran pasajındayım. Beni Prama Center denilen iş merkezine çağırdı. Ondan sona aşağı gittik. Burada Prama Center’in alt katına indik. Orda Ahmet denilen Yüksekova’da çalışan bir tane istihbaratçıyla tanıştırdı. Ondan sonra Oktay’la arabaya bindik. Ahmet da arabadaydı ve dışarıda geziyorduk. Bir ara Zagros iş merkezinin önünden geçtik. Ahmet böyle Zağros iş merkezine bakarak ‘ben bu akşam senin a… koyacağım’ kelimesini kullandı. Ben ne demek istediğini anlamadım. Geri döndükten sonra Ahmet çarşıda indi. Oktay’da beni eve bıraktı. Orada Oktay’a sordum ‘nedir bu? Ahmet niye öyle bir kelime kullandı?’ dedim. Dedi ki ‘biz üç-dört seferdir Zağros iş merkezinin sahibini uyarıyoruz iş yerinin ismini değiştir diye ama adam ismini değiştirmiyor. Biz de bu yüzden orayı roketleyeceğiz’ dedi. O akşam zaten ben evdeydim. O akşam roketlemeyi yapmışlardı. Beni bildiğim bir de bombalandı. Her ikisi de bunların tarafından yapıldı.”

Zağros iş merkezinin bombalanmasının sebebi olarak İdris’e belirtilen yalnızca o iş merkezinin isminin Zağros olmasıydı. Ancak tek gerekçe bu değildi. Fetullah Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen Çağlayan dershaneleri de daha öncesinden bu iş merkezinde kendilerine yer kiralamaya çalışmış ancak bu iş merkezinin sahibi bu dershanelere yer vermemişti. Özer’e göre bundan dolayı da hedefe alınan Zağros iş merkezi o gün Ahmet denilen istihbaratçı tarafından saldırıya uğramıştı.

ŞEMDİNLİ OLAYINDA ADI GEÇEN ÖZCAN İLDENİZ İLE İNFAZ BULUŞMASI

Ajan İdris Özer yürüttüğü istihbarat çalışmalarının dışında ilk kez pratik bir görev alır. Daha ilk görevinde bir Kürt yurtseverinin infazına tetikçi olarak katılan Özer’in içinde olduğu infaz ekibi daha sonra ismini öğrendiği Yusuf Yaşar’ı yola bomba döşeyen bir ‘terörist’miş gibi gösterirler. Özer bu olayda kamuoyunun yakından tanıdığı biriyle daha tanır. Şemdinli olaylarının sanığı olan Özcan İldeniz, İdris Özer ile birlikte Yusuf Yaşar’ın ölümüne yol açan silahın tetiğini çeken bir diğer tetikçi olarak dikkat çekiyor.

Özer bu buluşmayı ve sonrasını şöyle anlatıyor: “Tekrar beni Hakkâri’ye çağırdılar. Oktay bana bu günlerde çok iyi bir iş yapacağımızı benim de o işin içinde olmamı söylemişti. O akşam pastaneye gel ben seni pastaneden alacağım dedi. Ben o akşam pastaneye gittim. Beni arabayla emniyete götürdüler. Arabanın içinde ben ve İsmail alt katta bekledik. Oktay yukarı çıktı. Arabanın içinde bir tane Kaleşnikof, bir MP5 bir tane de M-16 vardı. Bunlar hep o arabanın içindeydi. Yukarı çıkarak özel hareket elbiselerini getirdiler bir de maske getirdiler. Kar maskesiydi. Aşağı indik Depin polis noktasında bekledik. Orada ondan sonra iki tane araba geldi. Oktay o arabalar gelmeden arabadan indi polis noktasına doğru gitti. Direksiyonda İsmail vardı, ben de arkada oturmuştum. Oktay yaklaşık on-on beş dakika polis noktasında bekledikten sonra geri geldi. Tam arabaya bindiği sırada önümüzden iki tane araba geçti. Biri kırmızı plakasız torostu diğeri de beyaz plakasız torostu. Benim bildiğim kadarıyla bu beyaz torosu Jandarma kullanıyordu. O arabayı orada görmüştüm. Kırmızı toros da istihbaratındı. Arabalar önümüzden geçtikten sonra biz de bu arabaları takip etmeye başladık. Arabalar önümüzden geçtikten sonra Şine köprüsünü döndüler. Orayı geçtikten sonra Çeltik’e varmadan yani köprüyü bir kilometre geçtikten sonra durdular. Arabadan kazma ile küreği çıkardılar. Bunlardan biri Özcan İldeniz’di. İyi biliyorum çünkü konuşmasını iyi hatırlıyorum. Onu da il jandarma da görmüştüm o olduğunu biliyordum. Bir tane de sarışın bir uzman çavuş vardı. Her ikisi yan yana konuşuyordu. Kazma küreği alarak yaklaşık bir on-on beş santim yeri kazdı. Diğeri de arabadan maskeli olan birini çıkardı. Kar maskesi vardı yüzünde. Elleri ayakları bağlıydı, ağzına da bir şey konulmuştu ses çıkarmasın diye. Adamı çıkarıp orada taşa bağladılar. Sonra işte silahla adama ateş etmeye başladılar. İki el ateş ettiler. Ondan sonra Oktay silahı bana verdi. ‘Bir tane de sen sık’ dedi. Ben ‘sıkmayacağım’ deyince yine ‘bir tane sen sık’ dedi. Amaçları cinayeti bana da işlettirmek bundan sonraki cinayetlere de seve seve gitmemi sağlamaktı. Bir de alışmamı istiyorlardı. Korkuyu yenmemi istiyorlardı. Silahı bana verdi ben de bir el ateş ettim. Yaklaşık bir iki gün aradan sonra bu kişinin yanlış hatırlamıyorsam Yaşar soy isimli Yusuf adlı biri olduğunu öğrendim. Öldürülen şahıs buydu. Bu daha önceden ailesinin söylediğine göre Jitem tarafından birkaç kez evinden gözaltına alınmıştı. Yine rahat durmadığı için bu kez alıp onu infaz ettiler. Sözde Kavaklıya operasyon konvoyunun geçeceği saatte konvoya bombalı tuzak kuracakmış süsü verilerek öldürülmüştü. Adamı terörist gibi gösterdiler. Öyle yaptılar”

*** Yarın, Otluca’daki eğitim, Yüksekova’daki bombalamalar, Ferzende Yılmaz’ın dükkanına nasıl bomba koyulduğu, İran pasajının neden bombalanmak istediği, çocuk servislerine yönelik yapılmak istenen saldırı, unutulan bir infaz, askeri operasyonlar, JİTEM müdürü ile tanışma, hedefteki Seferi Yılmaz ve daha bir çok korkun itirafı yayınlıyoruz…

ANF / 18.07.08


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31