Ana Sayfa / Basın / 
11.10.2008
20.07.2008 06:35

İtalya Romanlara zulmediyor – Seumas Mılne

 

İtalya’da parmak izi almaya dek varan Roman karşıtı ırkçılık, Avrupa’nın kalanı açısından ders niteliğinde. Romanlara yönelik zulüm İtalya’nın utancı olduğu gibi, göçmen nüfusa sahip devletlerde göçmenlere iş imkânı yaratıp onları korumanın aciliyet kazandığını da gösteriyor

Avrupa’nın göbeğinde polis, ırklarına göre çocukların parmak izlerini almaya başladı -Avrupa hükümetlerinden güç bela yükselen, mırıltı gibi protestolar eşliğinde. Geçen hafta Silvio Berlusconi’nin yeni sağcı İtalyan yönetimi ülkedeki yaklaşık 150 bin Çingene’nin tamamına -Roman ve Sintiler- yönelik, İtalya doğumlu ya da göçmen olup olmadıklarını tespit amacıyla ulusal kayıt altına alma işlemi uygulanacağını duyurdu. İçişleri bakanı ve yabancı düşmanı Kuzey Ligi’nin önde gelen isimlerinden olan Roberto Maroni, çocuklar dahil tüm Romanların parmak izlerinin alınmasının ‘dilenciliği önlemek ve gerekirse çocukları ailelerinden uzaklaştırmak’ için gerekli olduğunda ısrarlı.

700 Roman kampı kapatılacak

Etnik temele göre parmak izi alma uygulaması, giderek artan biçimde suç ve güvenliğe dair histerik bir laf ebeliği atmosferinde gerçekleştirilen, İtalya’daki çoğu yasal üç buçuk milyon göçmene yönelik geniş çaplı baskının bir parçası. Ama bazılarının aileleri ortaçağlardan beri İtalya’da yaşayan ve şimdi hakarete uğrayan Romanlar, okkanın altına giden esas kesim. Hedef, 700 Roman kampının kapatılması ve burada yaşayanların kent ya da ülke dışına gitmek zorunda bırakılması. Aynı hafta Maroni ırksal tescil planlarını parlamentoda savunurken, İtalyan yüksek mahkemesi Romanlara, ‘Çingene doğaları’ yüzünden değil ‘tüm Çingenelerin hırsız oldukları’ gerekçesiyle ayrımcılık yapılmasının kabul edilebilir olduğuna hükmetti.

Roman kamplarına yönelik resmi baskınlara ve kapatmalara, yasal yetkisi olmayan birtakım grupların saldırıları da eşlik etti. Mayısta Napoli’de bir kız bebeğin Çingene bir kadın tarafından kaçırıldığı söylentileri, Roman kamplarına yönelik ırkçı bir saldırı akınına yol açtı; demir sopalı haydutlar karavanları ateşe verdi ve yerel mafya Camorra tarafından organize edilen onlarca saldırıyla Çingeneler yerlerinden edildi. Berlusconi hükümetinin bu kundaklama olaylarına ve etnik temizliğe tepkisi ne oldu peki? Maroni, “Çingeneler bebek çaldığı zaman olacak olan budur” diye omuz silkerken, bakan ve Kuzey Ligi lideri Umberto Bossi şunu söyledi: “Halk siyasetçilerin yapamadığını yapıyor.”

Hatırlanmalı ki, bu olaylar, Benito Mussolini’nin faşist diktatörlüğü altında, 1 milyondan fazla Çingene’nin ‘insan altı’ oldukları gerekçesiyle Nazilerin Yahudilere yönelik soykırımı sırasında öldürüldüğü Holokost’ta gönüllü rol almış bir ülkede meydana geliyor. Mussolini tarafından Çingenelerin ilk defa sürülmesi eskiye, 1926 yılına dayanır. Bugünse bu işi diktatörlüğün siyasi mirasçısı ve Berlusconi hükümetinin koalisyon ortağı  ‘post-faşist’ Ulusal Birlik üstlenmiş görünüyor. Gözden kaçmış olması ihtimali yüzünden hatırlatmakta fayda var. Birlik’ten Gianni Alemanno nisanda Roma belediye başkanı seçildiğinde, destekçileri faşist selamları eşliğinde ‘Duce’ (Almanca’daki Führer’le eş anlamlı) diye bağırdı ve Berlusconi de kalabalığı şu sözlerle coşturdu: “Bizler yeni Falanjız” (General Franco’nun İspanyol faşist partisi.)

Japonya’daki G8 zirvesinde insan haklarının korkusuz haçlıları ABD Başkanı George W. Bush ve Britanya Başbakanı Gordon Brown’un Romanlara alçakça muamelesi yüzünden Berlusconi’nin kulağını çekeceğini umut etmiş olabilirsiniz. Bilakis. Bunun yerine Bush’un sözcüsü, ‘iyi dost’ Berlusconi hakkında ABD’de verilen bir brifingde ‘İtalya’nın çoğunluk tarafından nefret edilen en tartışmalı liderlerinden biri’ tanımlaması kullanılmasından dolayı aşağılık bir özür yayımladı.

Berlusconi’nin çıplak, resmi onaylı ırkçılık patlamasına karşı durmak başkalarına kaldı. Katolik insan hakları örgütleri Çingenelerin parmak izlerinin alınmasını ‘acı dolu anıları canlandırdığını’ belirterek kınadı. Roma baş hahamı uygulamanın ‘derhal durdurulması’ çağrısı yaptı. Roman gruplar Nazi toplama kamplarında Çingeneler’in giymek zorunda bırakıldıkları siyah üçgen işaretiyle protesto gösterisi düzenledi ve bu hafta Roma’daki ırkçılık karşıtları Çingeneler’e yönelik muameleyi protesto amacıyla içişleri bakanlığına kendi parmak izlerini gönderdi. Ama Avrupalı kurumların uzun süredir Romanlara yönelik ayrımcılığı ve Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Romanya’daki şiddet olaylarını, Baltık ülkelerinde Holokost’ta yer almış SS birliklerinin kutlanmasını görmezden geldiği göz önüne alındığında, şimdi İtalya’da vuku bulan zorbalığı önemsememeleri de şaşırtıcı olmaz.

Geriye kalan bizlerse bunu yapamayız. İtalya’nın son yıllarda -gerçekte suç oranının 1990’lardaki düzeyinden düşük (ve Britanya’daki seviyenin altında) olmasına rağmen- yabancı düşmanı ve ırkçı kampanyalara karşı özellikle eğilimli olmasının belirli nedenleri var. İtalyan solcu Luciana Castellina’ya göre, Balkanlar ve Afrika’dan son dönemde gelen göçün oranı, güvensiz ve durgun emek piyasasıyla, önceden ilerici ve anti faşist olan güçlü kültürün çöküşü, bireyci bir korku atmosferi yaratmak üzere birleşti.

Medya sorumsuz davranıyor

Fakat aynı fenomen çeşitli derecelerde ırkçı ve İslam düşmanı partilerin yükselişte olduğu tüm Avrupa’da görülebilir: Sözgelimi salı günü ülke genelinde minarelerin yasaklanması için referandum yapılmasını sağlayacak kadar imza toplamayı başaran aşırı sağcı İsviçre Partisi. Britanya’da bu hafta Peter Oborne’nin Kanal 4’ünde yayımlanan İslam korkusu filminde vurgulandığı gibi, yalancı bir medya ve siyasi kampanya 2005 Londra bombalamalarından beri Müslüman düşmanlığını besledi, tıpkı 1990‘larda mültecilere yönelik artan düşmanlığı beslediği gibi. Şimdi İtalya’ya uzanan sosyal ve demokratik dejenerasyon şu anki iklimde her yerde ortaya çıkabilir.

İtalya, Britanya ve Avrupa’nın kalanı açısından ilerisi için bir ders niteliğinde. Berlusconi’nin nisandaki seçim zaferi, dar bir neoliberal program tutturan ve kendi seçmenine ulaşmakta bile vahim bir biçimde başarısız kalan Romano Prodi’nin merkez sol hükümetine güvenin çöküşü üzerine inşa oldu. Bu arada eski Roma belediye başkanı Walter Veltroni gibi merkez sol siyasiler, sağcı partilerin yabancı düşmanı gündemlerine karşı koymak yerine bunlara bizzat müdahil oldu. Veltroni’nin kendisi Çingene kamplarını söktürdü ve geçen yıl gülünç bir biçimde tüm suçların yüzde 75’inin Romanyalılar tarafından işlendiğini iddia etti (sıklıkla İtalya’daki Romanlarla karıştırılır.)

Bunun yerine yapılması gereken, kalabalık göçmen nüfusu barındıran diğer ülkelerdeki gibi, devletin yeterli konut ve iş yaratması, göçmen işçilerin sömürülmesine karşı sert önlemler alınması ve Avrupa’nın komşularında ekonomik kalkınmanın desteklenmesiydi. İtalya şu anda meşum ve gerici bir spazmla kıvranırken, bu fırsat elden kaçtı. Çingenelere yönelik zulüm İtalya’nın utancı ve hepimiz için bir uyarı. (10 Temmuz 2008)

Radikal / 20.07.08


YAZICIYA GONDER


October
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2