20.07.2008 06:29
İranlılar Türkiye’nin artan bölgesel rolünden rahatsız – Meşel Nevfel
Türkiye, Lübnan krizinin çözümüne ve İsrail-Suriye görüşmelerine katkıları sayesinde bölgesel rolünü güçlendirirken, İran bu durumdan hoşnut değil. İran’a göre İslamcı düşünceyi sulandıran Türkiye, İsrail karşısında teslimiyete yol açabilir
İran, Türkiye’nin Suriye-İsrail müzakereleri kanalıyla Arap-İsrail çözümüne dair çekişmenin pistine girişine nasıl bakıyor? Tahran, Lübnanlı liderler arasında varılan Doha Anlaşması’nda ve General Mişel Süleyman’ın cumhurbaşkanı seçildiği törende beliren Türk rolü karşısında endişe verici bir durum görüyor mu? İranlılar, Lübnan cumhurbaşkanlığı seçimindeki Türk varlığında belirgin bir işaret görüyor. Bu belirgin işaret Türklerin Ortadoğu’daki nüfuzlarını genişletmek ve Avrupalılara karşı jeosiyasi ağırlıklarını güçlendirmek istemesiyle ilgili. Türkler ayrıca Avrupalılara şu mesajı göndermeye çalışıyor: “AB üyeliğimizi kabul etmediniz. Şu an Türkiye’nin bölgedeki önemli stratejik rolleri nasıl oynadığına bakın. Türkler Avrupa’yla sınırlarını kaldırmak ve İslam dünyasına aidiyetlerinden vazgeçmeden AB’ye girmek istediği için bu bölgede yabancı görülmüştü. Ortadoğu’daki ve bizim uygarlık beşiğimizdeki bu nüfuzu kullandığımızda, İslam dünyasının bizi nasıl sıcak karşıladığını gözlemlediniz mi?”
İranlılar, Türkiye’nin oynadığı bu rolle AB’deki yıldızını en üst düzeye yükseltmeye çalıştığı görüşünde. Türkler usta bir biçimde, Ortadoğu’daki temel konunun İsrail olduğunu idrak etti. Bu nedenle nüfuzlarını Ortadoğu’daki diğer bölgelerde kullanma imkânı verecek kozu elde etmek için İsrail’le yakınlaştılar. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı seçimine gitmesinin amacı da, Fransızlara “Lübnan’daki tarihi nüfuzunuza rağmen, bölgesel taraflar başarılı olmanızı istemezse hiçbir şey yapamazsınız’ mesajını vermekti.
Tahran’da bazı çevreler de, Türklerin bölgesel politikasının gelecekteki boyutlarına yoğunlaşıyor. Türkiye’nin Avrupa’ya ağırlığı, rolü ve imkânlarıyla ilgili bir görüntü sunmakla yetinmesinin mümkün olmadığı ve tarihi beşiğinin kendisine bölgesel ve ulusal ağırlık için gerekli önemi sağlayacağından hareketle, güneye yoğunlaşmayı sürdüreceği ifade ediliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin Ortadoğu’yla ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmek ve güçlendirmek için bu nüfuzu gelecekte de kullanacağı düşünülüyor. Türk halkının Arap dünyasıyla ekonomik işbirliği alanında elde edilenlere yönelik olumlu değerlendirmesi, Ankara’yı yeniden ekonomik yapılanma, Arap yatırımlarına bel bağlama ve Avrupalılarla rekabete girerek Ortadoğu’da büyük projelere girme noktasında teşvik ediyor. Faydalı bir çıkarım şu: Avrupa sistemi ‘Türk ortağı’nın kendisine katılmasını kabul etse dahi, Türkiye’nin güney komşularına açılımı sürecek.
İran’a göre Türkiye’nin rolü dengesiz
İranlıların üçüncü okumasıysa, Türkiye’de iktidardaki İslamcı eğilimin zekice bir oyun oynadığına yönelik. Bu eğilim kendisini askeri müdahale kâbusundan korumak amacıyla İsrail’e yakınlaşıyor ve orduyla iç çözüm sağlandığına yönelik bir görüntü altında İslamcı eğilimi pratiğe geçirmeye çalışıyor.
Bu iç içe geçmiş okumalar İran’ın endişelerini ve düşüncelerini içeriyor. Bu düşüncelerin başındaysa, Türkiye’nin laikliğin ve liberal İslam’ın ilkelerini pazarlama, İsrail’le ilişkilerin doğallaştırılmasına teşvik etme ve Ortadoğu’da nüfuz kanalıyla ve İslamcı eğilim kılıfı altında sağlıksız bir bölgesel rol oynaması geliyor. İran’ın Velayet-i Fakih ekolü bu Türk eğilimlerinin ‘gerçek İslami düşünceyi sulandırdığı ve bu yüzden teslimiyete ve güç mantığına yol açabilecek bir başarı elde etmemesi için mücadele verilmesi gerektiği’ düşüncesinde. (Lübnan gazetesi Müstakbel, 28 Haziran 2008)
Radikal / 20.07.08