25.07.2008 06:22
Fethi Naci’siz – Haluk Şahin
Edebiyatımız niçin eleştirmen yoksuludur? Bu soru yalnızca edebiyat dünyamızı değil genel olarak kültür hayatımızı ilgilendiriyor.
Olaylara tüm tepkilerin mensup olunan entelektüel çetelere göre ayarlandığı, insanların kendi adlarına düşünmeye korktukları ve hep tarla fareleri gibi kafalarını çıkartarak havayı kokladıkları bir ortamda eleştiri gelişip güçlenebilir mi?
Elbette güçlenmez.
Kültürlü olacaksın, çalışkan olacaksın, cesur olacaksın, özgün olacaksın. Bıkmadan usanmadan, ısrarla yazacaksın. Gerekirse kavga edeceksin.
Bu cümlede andığım nitelikler Fethi Naci’nin nitelikleriydi. Kültürlü, çalışkan, cesur ve özgün. Ve tabii, zaman zaman da kavgacı.
Cumhuriyet dönemi edebiyat tarihimizde onun yanına koyabileceğimiz bir ikinci ad, olsa olsa Ataç’tır.
Fethi Naci eleştiri bayrağını Ataç’ın bıraktığı yerden almıştır diyebiliriz. Ataç, iyi anlamda bir Kemalist (Batıcı, Aydınlanmacı, sentezci, Anadolucu), Fethi Naci ise gene iyi anlamda bir Marksist idi.
Yıllarca siyasi ve iktisadi yorumlar yazdığını günümüz kuşakları bilmezler. O, damgasını eleştirmen olarak bastı.
Bir şans eseri Bursa’da Kutluk Kitabevi’nde ilk kitabı ‘İnsan Tükenmez’i almış okumuştum. 1956 imiş. Demek lise bir öğrencisiymişim.
İçindekileri ne kadar anladığımı hatırlamıyorum ama, beni en çok kitabın adı düşündürmüştü: ‘İnsan Tükenmez!’
Ne demekti bu? İnsanın insana bu kadar çok kötülük yapabildiği bir çağda durmadan tükenmiyor muydu insan?
Evet ama, bir yandan da direniyor, güzellik, adalet, özgürlük arayışından vazgeçmiyordu bazıları...
O dönemin Marksistlerinde, ağır baskılara rağmen, böyle bir romantik iyimserlik vardı.
Fethi Naci, asıl uğraş alanı olarak kendisine romanı seçti. Bu kuşkusuz tarihsel koşullardan soyutlanabilecek bir tercih değildi: O dönemin gözdesi ‘köy romanı’ hızla kentlileşen Türkiye’ye dar geliyordu. Yeni bir romanın arayışı başlamıştı.
Fethi Naci romanı, edebi ölçütlerin dışında, yaşanan sosyal gerçekliği araştırıp görülür kılmasındaki başarısıyla da değerlendiriyordu.
Romanımız ve romancılarımız ondan çok şey öğrendi.
1970’li yıllarda Naci ile dost olduk. Hilmi Yavuz, Mehmet Doğan, Ülkü Tamer gibilerle birlikte Politika’da Mustafa Gürsel’in yönetimindeki sanat sayfasında yazıyordu.
Karısı ile çok sevdiği kızı Deniz’in trafik kazasında öldüğü gece gazetede nöbetçiydim.
O kara haberi ajanstan ilk okuyan ben oldum.
Naci’yi sanırım Papirüs’te bulup söylemek de bizimkilere düştü.
Naci çok sarsıldı ama bırakmadı.
Daha sonraki yıllarda sohbetler var: Cağaloğlu’nda, Çiçek Pasajı’nda ve bir ara
sıkça geldiği Bozcaada’da.
Bir ara ona roman yazdığımı söylemiştim. “Roman zordur, altı okka haya ister,” demişti. Sözümona, romanı bitirince ilk ona gönderecektim. Olmadı, ilerleyemedim.
Acaba bitirebilseydim ne derdi?
Önemli eleştirmeni ötekilerden ayıran iki soru şudur: “Acaba O okur mu? Acaba
“O” okuyunca ne der?”
Son yarım yüzyıldır “O” Fethi Naci’ydi!
Radikal / 25.07.08