26.07.2008 07:10
Savaş hayaleti uzaklaşıyor - Emin Kamuriye
İsrail ve İran’ın tatbikatları bir savaşın felaket boyuttaki sonuçlarını gösterince, ABD taktiksel bir geri adım atıp İran’la masaya oturdu
Amerikalıların, İranlıların geri adımı karşılığında attığı geri adım taraflar arasındaki görüşmeleri yüzeye çıkardı. Savaş bir tercihti, fakat gerekli provaların doğrudan veya dolaylı olarak yapılması sonrası asgari düzeye gerilemekte gecikmedi. Zira İsrail Akdeniz’de tatbikatlar yapmış, uçakları İran nükleer tesislerini yerle bir etme misyonu üzerine eğitim almış, İran’ın yanıtıysa Devrim Muhafızları’nın dev tatbikatlarıyla hızla gelmiş, İsrail’in derinliklerine ve bölgedeki Amerikan üslerine ulaşabilen Şahap füzelerinin gücü gösterilmişti.
Bu karşılıklı meydan okuma, bir savaşın cehennem kapılarını herkese açacağını ve kimsenin böyle bir savaşın sonuçlarını kaldıramayacağını gösterdi. Bu nedenle en
iyisi savaş ihtimalinin ortadan kaldırılması ve başka seçeneklere geçilmesi oldu. Ayrıca ABD başkanlık seçiminin Demokrat adayı Obama, rakibi Cumhuriyetçilerin Irak ve Afganistan savaşındaki zayıf noktasını gördü ve İran’la doğrudan diyalog kartına dayanarak bu zayıf noktayı vurdu. Bu kartın kârlı olabileceğini siyasi rakipleri de anlayınca, Bush’un Cumhuriyetçi yönetimi Demokratlara zemin kaybettirmek ve seçmene aynı kartın kendi seçenekleri arasında da bulunduğunu ifade etmek için ‘şer ekseni’nin bel kemiğiyle diyaloğu hızlandırdı.
İran rolü itibariyle -ABD’yi alenen hafife almasına rağmen- nihayetinde Washington’ın krizin sürecini belirlediğinin, teşvikler ve roller sunmaya kadir olduğunun ve Amerikan kapısının yokluğunda 5+1 grubunun sonuç veya çözüme ulaşmasının imkânsızlığının bilincinde. Görüldüğü üzere, kapalı kapıları sadece ABD’yle doğrudan masaya oturulması açabilir.
Fakat Amerikalıların ‘şer ekseni’nin başıyla masaya oturmayı kabul ederek attığı geri adım, düşmandan da bir geri adımla karşılık bulmalıydı. Tahran Cenevre toplantısı öncesi uranyum zenginleştirmeyi sürdürmekten vazgeçmeyeceği üzerinde durup, toplantı sonrasında da bu konunun ele alınmadığını teyit etti.
Ancak Tahran Batı’nın kendisine dayattığı yaptırımların askıya alınması karşılığı uranyum zenginleştirme için uluslararası konsorsiyum kurulmasına ve ABD, Japonya, Rusya ve Çin’in programını denetlemesine onay vermeseydi, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi
Burns, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Solana’nın da hazır bulunduğu bir toplantıda İran’ın nükleer müzakerecisi Celili’yle bir araya gelmezdi.
Fakat, Tahran’ın bu iki şartı yerine getirmesi nükleer savaşı kaybettiği anlamına gelmez. Zira ABD’nin bu savaşı açmaktaki hedefi, İran’ın birçok ülkenin sahip olduğu nükleer enerjiyi değil, belirli ülkelerle sınırlı olan nükleer teknolojiyi elde etmesini engellemek. İranlıların son yıllarda nükleer bilgiye sahip olma yokuşunu aştıkları da mâlum.
Buna karşın, ABD’nin ilan edilen bu açık hedeften geri adım atması kesinlikle yenilgi anlamına gelmez. Zira ABD, İran nükleer ‘tehlike’sini savaş seçeneğine başvurmaksızın, elindeki kozları kullanarak kuşatacak güce sahip. Ayrıca ABD nükleer dosyayı, İran açısından güç etkeni yerine ağır yük haline de getirebilir. Bunu da İran’a programını koruması için ağır bedel ödettirerek yapacaktır. Şartlar ne olursa olsun, Cenevre buluşması savaş hayaletini uzaklaştırdı, bölge için yeni bir süreç çizdi. (Lübnan gazetesi Nehar, 22 Temmuz)
Radikal / 26.07.08