28.07.2008 18:39
Karasu: Güngören saldırısını PKK’ye yıkmak inandırıcı değil
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Güngören’de dün düzenlenen saldırıların PKK’ye yüklenmeye çalışılmasına şaşırmadıklarını belirterek, “bu patlamayı Kürt özgürlük hareketinin üzerine yıkma çabaları inandırıcı ve doğru olmadığı için boşa çıkacaktır” dedi.
Karasu, Yeni Özgür Politika gazetesinin 29 Temmuz Salı günkü sayısında çıkacak makalesinde dün İstanbul Güngören’de meydana gelen patlamaları ve Ergenekon davasını değerlendirdi.
Karasu makalesinde şu değerlendirmelerde bulundu: “Güngören’de sivillerin ölümüyle sonuçlanan patlama derhal Kürt özgürlük hareketinin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Böylece Ergenekon soruşturması ve AKP kapatılma davası ile ortaya çıkan güç mücadelesi ve siyasi kriz, Kürt özgürlük mücadelesi suçlanarak örtülmek isteniyor. Türk devletinin işi gücü PKK aleyhinde toplumsal ve siyasi baskı yaratmak olduğundan, derhal bu olayı PKK yaptı demelerine şaşırmadık. Kürt özgürlük hareketi defalarca sivillere yönelik bir eylem hedefi olmadığını açıklamıştır. Bu tür eylemleri siyasi bir amaç için kullananları her zaman mahkum etmiştir. Bu nedenle bu patlamayı Kürt özgürlük hareketinin üzerine yıkma çabaları inandırıcı ve doğru olmadığı için boşa çıkacaktır. Ancak bir-iki gün toplumu bu doğrultuda yönlendirmiş olacaklardır.
AKP YANLISI BASIN
Türk devleti ve Kürt özgürlük hareketi arasında 35 yıldır süren bir çatışma ortamı var. Türk devleti, inkarcı politikadan vazgeçmediği ve zorla bastırma politikasında ısrar ettiği için bu çatışma ortamı sonuçlanmıyor. Böyle olunca da Türk devleti Türkiye'de ne zaman bir olay olsa, Kürt özgürlük hareketi ile ilişkisi olmasa dahi, derhal “PKK yaptı” diyor. 30 yıldır böyle yapılmıştır. Güngören’deki olay sonrasında da yapılan budur.
Güngören olayından sonra başbakan “bu tür olaylar terörle mücadele azmimizi kıramaz” diyerek, kendilerinin PKK'ye karşı savaşta en kararlı güç olduğunu ortaya koyuyor. Böylece PKK'ye karşı en iyi savaşı kendilerinin vereceklerini bir daha göstermeye çalışıyor.
Başta AKP yanlısı basın olmak üzere, tüm basın olayı PKK'ye yüklüyor. Ergenekon davası ile sıkışan bazı çevreler ve medya da yaşanan patlamayı PKK’nin üzerine yıkarak dikkatleri kendi üzerinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu durum gerçekten kuşku vericidir. Mücadele ettikleri güçleri baskı altına alma ve tasfiye etmede kendi yandaşlarını, kendi has adamlarını bile vuran bir örgütlenmenin böyle bir eylemi çok kolay yapacağı çok açıktır. Hiçbir basın-yayın organının bu olayı sorgulamadan PKK’ye yüklemesi, sanki bir şeyleri örtme çabası gibidir. İlle de böyledir demiyoruz, ama siyasi ortam düşünülünce akla en yatkın varsayım bu geliyor.
ERGENEKON SORUŞTURMASI PKK’Yİ YIPRATMAK İÇİN KULLANILIYOR
Türk devleti, Ergenekon soruşturmasını da PKK’yi yıpratmak ve mahkum etmek için kullanıyor. Özellikle AKP'ye yakın basın, bu konuda özel bir gayret gösteriyor. Böylece “bakın PKK’ye karşı mücadelede bizden daha iyi bir kesim bulamazsınız” mesajını vererek, devlet içinde kendilerine yönelik kuşkuyu gidermeye çalışıyor. PKK ve Kürt özgürlük hareketi düşmanlığıyla devlet içinde etkin olma stratejisizini izlemeye devam ediyorlar. Dün Ergenekoncuların yaptığını, bugün AKP ve yandaşları yapıyor.
Son bir-iki yılda Türkiye'de ABD karşıtlığı, devletin istihbarat örgütleri ve Ergenekoncu denilen çevreler tarafından geliştirildi. Toplumda ABD karşıtlığı gelişince, her gün PKK'nin nasıl ABD ile ilişkili olduğu propagandası yapıldı. Bunu en fazla da bugün tutuklu olan Doğu Perinçek çevresi ve Cumhuriyet gazetesi yaptı. Türkiye'deki ABD karşıtlığı rüzgarıyla PKK boğulmak istendi. Bugün ise Türkiye'de darbe karşıtlığı var. Ergenekon aleyhinde bir kamuoyu oluşturulmuş. Bu tür örgütlenmelerden en fazla da Kürtler zarar gördüğünden, Kürtlerde ve toplumdaki Ergenekon karşıtı hava kullanılarak Kürt özgürlük hareketi yıpratılmak isteniyor. Bunların bir özel savaş, psikolojik savaş yöntemi olduğu açıktır. Dün ABD yanlısı gösterilen PKK, bugün kendisini Avrasyacı ve ABD karşıtı olarak tanımlayan bir kont-gerilla gerçeği ile ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Zorlama bir çabadır. Ancak önemli olan “kara çal, izi kalsın”dır. Çünkü toplumun çoğunluğu apolitik olduğundan, medya bombardımanı ortamında söylenenlere inanacağı düşünülüyor.
İDDİANAMEDE PKK İLE İLİŞKİ BİR YAMA GİBİ DURUYOR
İddianamede Ergenekon ile PKK ilişkilendirilmesi bir yama gibi duruyor. Bir taşta iki kuş vurmak için bu tür yanlış değerlendirmeler iddianameye sokuşturulmuş. Güya Ergenekon PKK yönetimini ve Kürt halk önderini kullanarak tasfiye edecekmiş! Ve yerini genç subaylar alacakmış! Buna kargalar bile güler. PKK ideolojik bir harekettir. Örgüt tarzı, üslubu, yılların ideolojik birikimiyle oluşuyor. Örgüt yönetimi birikim ve tecrübe ile bu ideolojiyi ve onun örgüt anlayışını temsil etmeye çalışıyor. PKK'nin kadroları da eğitimlidir. Mevcut yönetimler bile önderlik ve PKK çizgisini iyi temsil etmezse derhal kadrolar tarafından benimsenmeyen duruma düşebilecekken, PKK gerçeğini ve ideolojik duruşunu içselleştirmeyenler bırakalım bir gün, bir dakika bile kabul edilemez. Kaldı ki gökten zembille yönetimler oluşmuyor. Örgüt yapısı, deneye deneye, inandığı ve güvendiği kişileri yönetim yapıyor. Dolayısıyla bu tür değerlendirmeler uydurma olduğu gibi, uyduranların PKK'yi hiç tanımadığını gösteriyor.
Ergenekon iddianamesi birçok bilinmeyen olayın tutuklanalar tarafından yapıldığını iddia ediyor. Bize göre bu iddiaların doğruluk oranı yüksektir. Kürt halk önderi ve PKK, faili bulunmayan birçok olayın devletin derinliklerinde örgütlenen gruplar tarafından yapıldığını söylemiştir. Özel harp dairesinin psikolojik savaş merkezinin toplumu kendi istedikleri doğrultuda yönlendirmek için her türlü yöntemi kullanmayı mubah gördüğünü vurgulamıştır. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, Türkiye'nin şaşırtıcı ve açığa çıkmayan birçok olayla karşılaşacağını tekrarlamıştır.
U DÖNÜŞÜ
Herkes de bilir ki Özal’ın öldürülmüş olacağını ilk söyleyen, Kürt halk önderidir. Kürt halk önderi “Özal ölmemiş, öldürülmüştür” demiştir. Devletin içinde kendini devletin bir numaralı koruyucu gücü olarak görenler, devletin bekası ve selameti için Özal’ı öldürmüşlerdir. Çünkü Özal’ı, vatanın ve milletin birliği ve bölünmezliğine tehlike olarak görmüşlerdir. Çünkü Özal ölmeden önce, Kürt sorununda ezberi bozan söylem ve tutumlarda bulunuyordu. Bilindiği gibi Osmanlıda devletin bekası için kardeş katili bile vaciptir. Eğer başbakan Erdoğan Şemdinli olayında “U” dönüşü yapmasaydı, aynı akıbetle karşılaşabilirdi. Şemdinli olayından bugüne kadar Erdoğan Kürt özgürlük hareketi düşmanlığında en önde olmak için yarışmaktadır.
Jandarma genel komutanı Eşref Bitlis ve JİTEM komutanlarında Cem Ersever olayının devlet içindeki güçler tarafından yapıldığını ilk söyleyen, yine Kürt halk önderdir. Eşref Bitlis, Özal’a yakın olduğu ve Kürt politikasında klasik yaklaşımdan faklı düşündüğü için öldürülmüştür. Bin başı Cem Ersever de PKK'ye karşı mücadele yöntemlerinin bazılarına itiraz ettiği için öldürülmüştür. PKK, defalarca Özal olayı ve bu cinayetlerin araştırılmasını istemiştir. Bunlar açığa çıkarılıp mahkum edilmeden Türkiye'de kirli işlerin sonuçlanmayacağını vurgulamıştır.
Özdemir Sabancı’nın devlet içindeki güçler tarafından öldürüldüğünü ilk söyleyen de Kürt halk önderi ve PKK'dir. Daha doğrusu Dev-Sol’un bu tür eylemler için devlet içindeki bazı odaklar tarafından yönlendirildiği söylenmiştir. Sabancı olayını yapanların alevi olmasını kullanan Hüseyin Kocadağ tarafından yönlendirildiği PKK içinde açıkça tartışılmıştır. Hüseyin Kocadağ’ın Dev-Sol içindeki alevi militanları çeşitli biçimde yönlendirdiği söylenmiştir. Bu militanlar da bilinçsiz olarak kendilerine verilen bilgilerin üzerine atılmışlardır. Halbuki Sabancılar, Kürt sorununa yumuşak yaklaşım gösterince, bu öldürme ile tehdit edilip susturulmak istenmiştir. Zaten bu olaydan sonra Kürt sorunu konusunda konuşurken çok dikkatli olmuşlardır.
PKK PİLOT NECATİ’Yİ KULLANDI
Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin devlet içindeki bir planlama ve uygulama olduğunu ilk söyleyen de Kürt halk önderidir. Şimdi Uğur Mumcu’nun öldürülme gerekçesi çarpıtılmaktadır.
Uğur Mumcu, PKK'nin çıkış yıllarında devletin PKK'ye neden zamanında müdahale etmediğini araştırıyor, acaba PKK'nin gelişmesinin önlenememesinde devletin yanlış politikaları mı etkili oldu diye, soruyor ve bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyordu. Cüneyt Arcayürek ise “PKK ilk önce ilk önceleri bir erin postal darbesi ile ezilecek durumdayken, bu yapılamadı” diyerek devleti suçluyordu. Uğur Mumcu ve Cüneyt Arcayürek’e bunları söyletenlerin ne olduğunu Kürt halk önderi defalarca dile getirmiştir.
Uğur Mumcu, devletin hatasını ortaya çıkarmada ısrarlı olduğu için öldürülmüştü. Çünkü devlet pilot Necati’yi PKK’yi kontrol etmek için PKK içine sızdırmış, ancak pilot Necati PKK’yi kontrol edeceğine, PKK kısa sürede pilot Necati’nin ajan olduğunu açığa çıkararak onu kullanmıştır. Örgüt içinde pilotu hemen öldürelim diyenler olmuşsa da, Kürt halk önderi “onu öldürmeyerek kullanalım” demiştir. “Öldürürsek hem üzerimize çok gelirler, hem de bilemeyeceğimiz yeni birini sızdırabilirler” diyerek öldürülmesine onay vermemiştir.
1977 Mayısında açığa çıkarılan pilot, tam bir buçuk yıl kullanılmış ve bu süre içinde örgütlenme çalışmalarına hız verilmiştir. Devlet, PKK’yi kontrol edebilirim derken; PKK, devleti rehavet içine sokup kullanmıştır. 1977 Mayısından 1979 yılına kadar devlet pilotun deşifre olduğunu ve devletlin uyutulduğunu fark edememiştir. Fark ettiğinde ise çılgına dönmüş, ama ne kadar saldırı ve operasyon yapsa da iş işten geçmiştir. PKK, ideolojik mücadele döneminden başarıyla çıkmış, örgütlenme ve mücadele için çok güçlü bir zemin ortaya çıkarmıştır.
UĞUR MUMCU GERÇEĞİ FARK ETTİĞİ İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ
Uğur Mumcu, bu gerçeği fark ettiği için öldürülmüştür. Devletin derinlikleri ve MİT, PKK'nin kendilerini nasıl uyuttuğu açığa çıkmasın diye Uğur Mumcu’yu öldürmüşlerdir. Kürt halk önderi bu gerçeği onlarca defa anlatmıştır. Şimdi söylendiği gibi Uğur Mumcu, pilot Necati ile Kesire arasında ilişki nedeniyle öldürülmemiştir. Bu söylem ve yanlış bilgilendirmeler, bu olayı da çarpıtma ve PKK'nin üzerine yıkma gayretidir.
Ergenekon davasından geçen olayların çoğunluğunun devlet içindeki özel savaş örgütlenmeleri tarafından yapıldığını Kürt halk önderi ve PKK defalarca dile getirmiştir. Şemdinli olayı sırasında ve Şemdinli sanıklarının bırakılması sonrasında yapılan bütün değerlendirmelerimizde, bizler de bu konulara dikkat çekmişizdir. Tek tek olay adı vermesek de, Şemdinli olayını ve arka planını tüm açıklığı ile ortaya koymuş, Şemdinli olayının ve arkasının ortaya çıkarılması sağlanmadan Türkiye'nin demokratikleşmeyeceğini iddia etmişizdir.
ERGENEKON İDDİANEMENİN ORTAYA KOYDUĞUNDAN 100 KAT DAHA SUÇLU
İddianame, bizim önceden söylediğimiz gibi Kürdistan'daki olayları gündemine almamıştır. Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde yapılan uzlaşma ve anlaşmaya bağlı kalınarak, Kürdistan'daki olaylar iddianame kapsamı içine alınmamıştır. Böylece Kürdistan'da işlenen suçlar meşru ve normal hale getirilmiştir. Kürdistan'daki olaylara karışılmayacağını onaylayan da başbakan Erdoğan’dır. Bu nedenle Kürdistan'daki suçları meşrulaştıran bir davada Kürtlerin taraf olması düşünülemez. Böyle bir meşrulaştırmaya ve Kürtlere karşı işlenen suçları normalleştirmeye Kürtler ortak edilemez. Bizler, Ergenekoncular suçsuzdur demiyoruz, hatta iddianamenin ortaya koyduğundan yüz kat daha suçludurlar diyoruz. Bunlar, suçların çoğunluğunu Kürt halkına karşı işlemişlerdir. Bu suçların açığa çıkarılması için çaba gösterilmeden “bunları yargılıyoruz” demek, toplumu aldatmaktır. Dolayısıyla bunlar yargılansın da, cezalandırılsın da nasıl olursa olsun anlayışıyla Kürtlere kendileri gibi tutum takınılmasını dayatmak, Kürtler için büyük bir tuzak olur.
TARAF KÜRTLERE SAYGILI OLSUN
Kürtlere karşı suç işleyenler yakalanmış, ama ne var ki bu suçlara dokunulmamıştır. Hukuk, Kürtler için devreye girmez, deniliyor. Kürtsüz demokrasiye şimdi de Kürtsüz hukuk devleti anlayışı ekleniyor ve dayatılıyor. Kürtler, kendilerinin inkar ve imha edilmesine hizmet edecek bu politikalara alet olamazlar. Ne Kürtsüz demokrasinin figüranı ne de Kürtsüz hukuk devletinin figüranı olurlar. Kimse Kürtlerden böyle bir şey bekleyemez. Bunlar “Kürtlere karşı suç işlemişler, siz de bunlardan çekmişsiniz, o zaman neden AKP ve soruşturmayı yapanlar gibi bu davada taraf olmuyorsunuz” demek, sorunu basitleştirmektir. Kürtleri anlamaz ve cahil yerine koymaktır. Böyle kurnazca ve küçük beyinli kafaların tuzak soruları ve dayatmaları ile Kürtler oyuna getirilemez. Çünkü alavere dalavere Kürt Memet nöbete devri bitmiştir.
AKP yanlısı medya ve Taraf gazetesi ciddi olsunlar ve Kürtlere de saygılı olsunlar. Kürtlerin de herkes gibi onurlu bir halk olduğunu unutmasınlar. Kürtleri artık hiç kimse parya bir halk olarak görmemelidir. Hiç kimse Kürtlere “sizin ölmeniz, öldürülmeniz, köylerinizin yakılıp yıkılması, sizlere çektirilen işkence ve acılar önemsizdir” diyemez ve dedirttiremez…
ANF / 28.07.08