30.07.2008 10:40
Bayık: Kerkük Kürdistan’ın bir parçası olmalı
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kerkük’ün çzerk bir statü ile Kürdistan'ın parçası olmasının en doğru çözüm olduğunu kaydederek, Bize göre tüm Kürtler demokratik ulusal birlik içinde siyasi güçlerini ortaya koyarlarsa, Kerkük üzerinde oynan oyunları boşa çıkarılabilir” dedi.
Cemil Bayık, Kürt hükümeti ve Güneyli partilerin politikaları, onlarla olan ilişkileri, Türkiye’nin amaçları ve Kerkük sorununu değerlendirdi.
KERKÜK RAPORU SÖMÜRGECİLERİN
BM’nin Kerkük raporunu sert eleştiren Bayık, “Kerkük raporu, Irak ve bölgedeki siyasal gelişmelerle bağlantılı ele alınmalıdır. Kerküklü Kürdistan ile Kerküksüz Kürdistan arasında niteliksel bir fark vardır. Dışımızdaki güçler bunu Kürtlerden daha iyi biliyor. Sorun ekonomik olmaktan öte bir durumdur. Kerkük, bir Kürdistan şehri olmaktan çıkarılır ya da burada Kürtler etkisizleşirse, bu aynı zamanda genel Kürdistan federasyonunun etkisizleştirilmesi, daraltılması ve iradesinin zayıflatılması olacaktır. Dolayısıyla bu rapor, bir BM raporu olarak değil, bölgede Kürtler üzerinde sömürgeci egemenliği sürdürmek isteyen güçlerin raporu olarak ele alınmalıdır. Bize göre tüm Kürtler demokratik ulusal birlik içinde siyasi güçlerini ortaya koyarlarsa, Kerkük üzerinde oynan oyunları boşa çıkarılabilir” ifadelerini kullandı.
“Kerkük’ün özerk bir statü ile Kürdistan'ın parçası olması en doğru bir çözümdür” diyen Bayık, “Siyasi, kültürel ve sosyal gerçeklik dikkate alındığında bu en doğru bir çözüm olarak görülmektedir. Eğer inkarcı sömürgeci zihniyetle Kürt iradesini kırma niyeti yoksa, bu çözüm yolu çok doğru ve gerçekçi olur. Kerkük, hem Kürdistan'ın parçası hem de bir Kürt şehri olduğu gibi aynı zamanda farklı kültürlerin yaşadığı ve yaşaması gereken bir şehirdir” şeklinde konuştu.
HALKLAR ARASI KAVGAYA KARŞIYIZ
Halklar arası kavgaya kesinlikle karşı olduklarını vurgulayan Bayık, Kerkük’teki azınlıklara pozitif ayrımcılık istedi. Bayış şöyle konuştu: “Kerkük’teki her etnik ve dinsel farklılığın kendi iradesini yansıtmasından yanayız. Hatta azınlık konumunda olanlara pozitif ayırımcılık yapılmasını da isteriz. Kerkük kendi içinde demokratik bir konfederal örgütlenmeye kavuşturulmalıdır. Tüm etnik ve dinsel topluluklar ve tüm sosyal kesimler kendini demokratik temelde örgütlemeli ve bunlar demokratik konfederal bir sistemle bir araya getirilip, Kerkük demokratik konfederalizmi kurumlaşmalı ve demokratik bir siyasal irade haline gelmelidir. Demokratik konfederal temelde tüm toplulukların ve kesimlerin örgütlendirilip irade haline gelmesi ve Kerkük’ün bu temeldeki özerkliği ile Kürdistan federasyonunun bir parçası olması çok iyi bir çözüm olur. Böylece Kerkük, bir model haline gelerek hem Kürdistan hem tüm Irak için bir demokratikleşme ve demokratik toplum modeli haline gelebilir.”
GÜNEYLİLERLE İLİŞKİMİZ KÖTÜ DEĞİL
Güneyli güçlerle ilişkilerini de değerlendiren Bayık, “Güneyli güçlerle olan ilişkilerine değ Güney Kürdistanlı güçler ile ilişkilerimizin şu anda kötü olduğunu söyleyemeyiz. Mevcut durumda halkımızı kaygılandıracak bir olumsuzluk yoktur. Eğer dikkatli ve sorumlu davranırsak, Kürt halkı açısından olumsuzluklardan daha fazla olumlu gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal süreçten geçiyoruz. Artık inkarcı sömürgeciler Kürtleri eskisi gibi kölelik statüsünde tutamaz. Özellikle Kürtler arası birlik sağlanırsa, mevcut siyasal koşullar lehimize birçok imkan ve fırsat sunuyor. Bunu da ancak birlik ve güçlü olma temelinde değerlendirebiliriz. Yoksa şu gücün bu gücün sözü, ya da siyasal konjöktürün verdiği imkanlar esas güvence olamaz” diye belirti.
"Güney Kürdistan halkı ve siyasi güçler de yaşayarak öğrendikleri gibi Türkiye PKK'yi tasfiye ederse, siyasi ve askeri pozisyonunu güçlendirir. PKK'yi tasfiye etmiş ve pozisyonunu güçlendirmiş Türkiye ise, Güney Kürdistan üzerindeki baskısını arttıracaktır” diyen Bayık, şöyle devam etti: “Hatta PKK’den kurtulmuş bir Türkiye, ABD ve AB karşısında da pozisyonumu güçlendirip istediğimi yaptırırım, diye düşünmektedir. Bu gerçeği ve Türk devletinin niyetini, Güneyli güçlerin bilmemesi düşünülemez. Türkiye, özellikle ordunun bugünkü komuta kademesi aracılığıyla defalarca Güney Kürdistan federe oluşumunu bir tehdit olarak göstermiştir. İnkarcı sömürgeci güçlerin ve Türk ordusunun bu zihniyeti değişmemiştir. AKP'nin bazen farklı söylemlerde bulunması da, inkar ve imha politikasının bir parçası olarak görülmelidir. AKP hükümeti, Güneyli güçlerin desteğini alıp PKK'yi zayıflatma, ondan sonra da Güney’e yönelme politikalarının bir aracı konumundadır. Ordu ve AKP, aynı politikanın farklı rol üstlenmiş aktörleri olmaktadırlar.
Türkiye ilk önceleri Güney’i muhatap almadan, hatta sıkıştırarak hem Güneylileri sindirme hem de askeri ve siyasi baskısını kullanıp Güneyliler üzerinden PKK'yi sıkıştırmayı denedi. Ancak Güneyli güçleri PKK’yi bitirme konseptinin içine katmadan PKK’yi zorlayamayacağını anladı. Nitekim bu politikanın sonucu CHP bile, biz de Güney Kürdistan ile ilgilenelim, ekonomik, siyasi ilişki geliştirelim, demiştir. Burada bir zihniyet değişimi değil, taktik-politik bir değişiklik söz konusudur.
Son zamanlarda Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın ‘onların -Güney Kürdistanlı siyasi partiler- PKK'ye yaklaşımına bakarak ilişki kuracağız’ sözleri, tamamen tehdit ve şantaj içeriklidir. Ancak bir mahalle kabadayısının gücünün yettiği birisine yapacağı tehdidi Türkiye açıkça Güney Kürdistanlı güçlere yapmaktadır.”
GÜNEYLİ GÜÇLER YANLIŞ DEMEÇLER VERİYOR
Güneyli güçlerin bazen yanlış demeçler vererek Türkiye'yi cesaretlendirdikleri eleştirisini yapan Bayık, şu ifadeleri kullandı: “Zaman zaman ortaya çıkan bu tür olumsuzluklar dışında Güney Kürdistanlı güçlerin Türkiye ile ilişkileri dikkatli sürdürdükleri görülüyor. Güney Kürdistanlı güçler Kuzey’de Kürt sorunu çözülmediği taktirde haklı olarak Türkiye'ye kuşku ile yaklaşıp, politikaları konusunda kaygılı olacaktır. Bizce de doğrusu olan ve yapılması gereken bu olmalıdır. Biz Kürtlerin birlikte oldukları taktirde her siyasi güce karşı pozisyonlarının daha güçlü hale geleceğini düşünüyoruz. Zap direnişinde dört parçadaki Kürtlerin ortak duyguyu taşımaları, Türkiye'nin askeri saldırılarına karşın ortak tutum göstermeleri Kürt halkının sadece Türkiye'ye karşı değil, uluslararası alanda da siyasi gücünü arttırmıştır. Eğer Türkiye Zap’ta başarılı olsaydı, Güney Kürdistanlı güçler üzerinde daha fazla siyasi baskı kuracaklardı. Şimdi baskı ile değil de, daha fazla ilişki ile Güney Kürdistanlı güçleri bize karşı olumsuz tutuma sokma politikalarına yöneldiklerini görüyoruz.
TÜRKİYE İLE İLİŞKİ KURMALARINA KARŞI DEĞİLİZ
Güneyli güçlerin Türkiye ile ilişki kurmasına karşı değiliz. Yeterki bu ilişkiler Türkiye'nin Kürt özgürlük hareketini bastırma politikasına hizmet etmesin. Tabii ki Kuzey Kürdistan halkı aleyhine siyasi ilişkiler kurulmasına her zaman karşı çıkacağız. PKK bazı çevrelerce sadece savaş örgütü olarak anılıyor. Güneyli güçlerin de zaman zaman ‘silahlı mücadele dönemi bitmiştir, PKK silah bırakmalı’ türünden değerlendirmelerde bulundukları görülüyor...
PKK’yi bir savaş örgütü değil, ama silahlı direnişi de yürüten kapsamlı bir mücadele örgütü olarak değerlendirmek doğrudur. PKK’yi sadece silah elinde bir güç olarak göstermek isteyenler, inkarcı sömürgeci güçlerdir. Kürt siyasi grupların bu tür değerlendirmeler yapmasını yadırgıyoruz. Daha çok da dünya ve bölge politikaları içinde söylenmiş olan bir politik söylem olarak değerlendiriyoruz. PKK'nin her koşulda ve zorluklar içinde mücadele edebilen ve ayakta kalabilen bir örgüt olması, tüm Kürtler için şanstır. İlk önce bu gerçeği vurgulamak ve bu çerçevede PKK'ye büyük değer vermek gerekir.”
PKK KADAR SİYASAL BİR PARTİ ORTADOĞU’DA YOKTUR
PKK’nin siyasal karakterli bir parti olduğunun altını çizen Bayık şöyle dedi: “YNK ya da KDP yetkilileri zaman zaman silahlı mücadelenin zamanı geçmiştir, PKK silah bırakmalıdır, gibi demeçler veriyorlar. PKK'nin savaş ve siyaset konusundaki görüşleri biliniyor. Meşru savunma dışında silahla güç olma ve bir şeyler elde etme yaklaşımını yanlış buluyor. Siyasal sorunların, demokratik siyasetle çözülmesini istiyor. Bu çerçevede savaşa karşı olmayı Kürt Halk Önderi ve PKK kadar teorileştiren başka bir güç yoktur. Zaten bu teorik yaklaşımın gereği savaşalım, iktidar ya da devlet sahibi olalım gibi yaklaşımlara da karşıdır. Ancak bir halkın temel ulusal haklarına karşı saldırı var; kimliği, kültürü ve dili, yani varlığı yok edilmek isteniyorsa, buna karşı durmayı da kutsal ve insanlık hukukunun gereği olarak görmektedir. Bu tür inkarcı ve imhacı politika ve uygulamalara karşı direnmemeyi; hukuksuzluk, ahlaksızlık ve insan dışılık olarak görmektedir.
PKK kadar ideolojik, örgütsel ve siyasal karakterde olan bir parti Ortadoğu'da yoktur. PKK'nin savaştan çok bu yanları öndedir. PKK, Ortadoğu gerçeğinde zorunlu olarak gerilla direnişi sürdürmekte, esas gücünü ise halka dayanmayı esas alan ideolojik ve örgütsel karakterinden almaktadır.
Güney Kürdistanlı siyasi partilerin, PKK savaş örgütüdür, artık silahlı mücadele zamanı geçti, söylemlerini Ortadoğu ve Türkiye gerçeğini bilmemekten, ya da politik bazı nedenlerden dolayı dillendirdiklerini düşünüyoruz. Çünkü bizim mücadelemiz ABD-Türkiye, Türkiye-Irak ilişkilerinde sorunlar yaratıyor. Tabii ki bu sorunlar, Türkiye-Güneyli güçler ilişkilerine de doğrudan yansıyor. Bu nedenle ABD, bizim Türkiye'ye karşı mücadeleyi durdurmamızı, bunu başaramıyorsa tek taraflı ateşkes yapmamızı dayatıyor. Bu isteğini zaman zaman Güneyli güçler üzerinden dolaylı ve dolaysız yansıtıyor. Türkiye'deki AKP iktidarının da Kürt sorununda çözüm politikası olmadığı için mücadelemiz karşısında zorlanıyor.”
ANF / 30.07.08