31.07.2008 03:38
Anayasa Mahkemesi tarihi karar verdi – Murat Yetkin
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dün AK Parti’nin kapatılmadığı açıklaması, Türk siyaset ve hukuk tarihi açısından bir dönüm noktası sayılmalı. Kendisinin de ifade ettiği gibi çok iyi incelenmesi gereken bu kararı incelemeye vakit geçirmeden başlayabiliriz.
Her şeyden önce, şiddet ve ayrımcılığı teşvik etmeyen bir siyasi partinin kapatılmaması demokrasi ve hukuk sistemi açısından memnuniyet vericidir. Bu karar aynı zamanda 2001 yılında parti kapatmanın zorlaştırılması doğrultusunda yapılan değişikliklerin olumlu sonucunu verdiğini gösterir. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in önayak olmasıyla Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma kararı basit çoğunluktan nitelikli çoğunluğa bağlanmış olmasaydı, dün 6 üyenin oyuyla AK Parti kapatılmış olacaktı.
AK Parti kapatılsaydı (ve Başbakan Tayyip Erdoğan siyasetten yasaklansaydı), dün akşam saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanında tartışmaların şiddetini artıracağını, kutuplaşmanın artacağını, ülkenin bu kutuplaşma ortamı içinde ve aradan daha bir yıl geçmişken doludizgin yeni bir genel seçime gidiliyor olacaktı. Dış politikada Türkiye yargı üzerinde siyasi güçlerin egemen olduğu, bu güçlerin iktidardaki partiyi seçim dışı yoldan koltuktan etmeyi başarabildiği bir ülke olarak muamele görecekti. Türkiye’ye gelmesi beklenen yatırımların bir kısmı bundan cayabilecekti. Bu ihtimaller kararla birlikte ortadan kalktı.
Kapatılmadı, ama mahkûm oldu
Öte yandan AK Parti’nin kapatılmamış olması, onun mahkûm olduğu gerçeğini değiştirmez. Nitelikli çoğunluk, yani 11 üyeden 7’sinin oyunun gerekliliği yalnızca kapatma için geçerlidir. Oysa partinin laikliğe karşı işleri nedeniyle suçlu bulunup cezasının da temelli kapatma olması gerektiğini söyleyen 6 üyenin yanı sıra, 4 üye de laikliğe karşı suçlu bulup, bu suçun cezasının (eylemlerin ya da delillerin yeterince güçlü olmaması nedeniyle) Hazine yardımının kesilmesi olması gerektiğini beyan etmiştir. Suç varsa ceza vardır. Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinin 10’unun oylarıyla AK Parti’nin Anayasa’daki laiklik ilkesine karşı suç işlediği gerekçesiyle mahkûm edilmiştir.
Yani AK Parti, Anayasa Mahkemesi’nce aklanmamıştır. Kapatılmamış olması, aklandığını göstermez. Mahkeme Raportörü Osman Can’ın kullandığı tabirle, mahkûmiyeti idam cezasına değil, daha azına olmuştur. Gelecek yıl Hazine yardımının yarısını alamayacak olması bunun kanıtıdır. Partinin tamamen suçsuz bulunması gerektiğini savunan tek üye olan Mahkeme Başkanı Kılıç’ın bu kararın “Çok ciddi bir ihtar olduğunu” söylemesi, “ilgili siyasi partinin” bu kararı çok iyi düşünmesi gerektiği tavsiyesinde bulunması bunun kanıtıdır. AK Parti bu kararla kırmızı kart görmedi, ama iki sarı kart sınırına geldi.
Bundan böyle iki kere düşünerek
Dünkü karar, CHP lideri Deniz Baykal’ın “Laiklik karşıtı odak suçlaması teyit edildi” yorumundan da anlayabileceğimiz gibi, bundan böyle her adımında AK Parti’nin karşısına çıkacaktır. Bundan böyle AK Parti hükümetinin atamaları, kararnameleri, yasa değişiklikleri, Anayasa değişiklikleri muhalefet tarafından Anayasa Mahkemesi kararının gölgesinde değerlendirilecektir. Bu doğrusu ağır bir yüktür. Dolayısıyla AK Parti hükümetinin ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bundan böyle her adımı iki kere düşünerek atmaları hem kendileri, hem ülke için daha iyi olacaktır. “Velev ki siyasi simge” meydan okumasından çok, 22 Temmuz 2007 ruhuyla davranmasının Erdoğan, partisi, hükümeti ve ülke için daha iyi olacağını söylemiştir aslında Anayasa Mahkemesi dün.
Son olarak, Mahkeme’nin ‘kapatma-kapatmama’ ikilemi arasında sıkışmaması gerektiği, bütün taraflara yeni bir başlangıç fırsatı sağlayacak bir ‘Üçüncü Yol’ bulmasının iyi olacağı, ilk kez TBMM Başkanı Köksal Toptan tarafından dile getirilmişti (ve Radikal tarafından etraflıca işlenmişti). AK Partili Toptan bu yüzden yalnızca CHP’den değil, kendi partisinden de eleştiri almıştı. Ama Mahkeme’nin kararı, Toptan’ın makul yol olarak işaret ettiği yönde oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı kimseye zafer ilan etme imkânı vermedi. Ama bu yüzden siyaset ve hukuk aktörlerine Türkiye’yi çağdaş demokratik standartlara yaklaştırmak üzere yeni manevra alanları, yeni imkânlar verdi. Belki de bu yüzden en iyi çözüm Üçüncü Yol idi; öyle de oldu.
Radikal / 31.07.08