02.08.2008 12:01
Ergenekon Susurluk’un devamı mı rövanşı mı? - Barış Umut
Derin devletin tasfiyesi olarak sunulan Ergenekon operasyonu, temizlik hareketini değil, derin devlet üzerinde hakimiyet kurma kavgasından kaynaklanıyor. Susurluk kazasının aslında bir komplo olduğu ve Ergenekon’da tasfiye edilmek istenen sağcıları hedeflediği iddiaları da bu tezi güçlendiriyor. Susurluk’ta, MHP ve DYP gibi özel savaş konseptini yürütün partilerin derin devletten tasfiye edilmesi için büyük mücadele veren CHP ve İşçi Partisi’nin daha sonra bu partilerin yerini alması tesadüflerle açıklanacak gibi değil. Ergenekon’da ortaya çıkan tablo, derin sağ ile derin solun devleti gizli devlete hakim olmak için nasıl bir savaş verdiklerini gösteriyor.
Türkiye’de bir görünen bir de gizli devletin varlığı Ergenekon iddianamesiyle günyüzüne çıktı. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne dek laik cephe ile İslamcı-milliyetçi cephe arasında devlet üzerindeki hakimiyet kavgası hem görünen devlet hem de gizli devlet üzerinde yaşandı. 12 Eylül’den sonra İslamcı ve Milliyetçi kadrolaşma devletin karakterinin ‘siyasetin sağı’nda tanımlanmasını sağladı. AKP’nin iktidara gelmesi bu durumu tersine çevirdi.
DERİN DEVLET SİYASET İLİŞKİSİ
12 Eylül’de en büyük darbenin sola vurulması, sol dinamiklerin toplum üzerindeki etkisini ortadan kaldırırken; PKK’nin ortaya çıkmasıyla Kürt muhalefeti Türkiye’de siyasi dengeleri alt üst etti. Bu durum sağ ve sol partilerin de devletle kurduğu ilişkilerde birinci derecede etkili oldu. 28 Şubat sürecine kadar merkez sağ, devletçi sol, milliyetçi ve İslamcı partiler iktidarda veya muhalefette olduklarına bakmadan dönem dönem derin devletle birlikte hareket etti. Tamamen ordunun kontrolüne giren bu partiler, Kürtlere karşı yürütülen savaşta da büyük üzerlerine düşen görevi yerine getirmeyi kabul etti. Özellikle MHP, BBP gibi partiler derin devletin paravan örgütü savaşı tırmandırma aracı olarak kullanıldı.
Bu dönem Kürtlere yönelik faili meçhul cinayetler, aydın ve siyasetçilere yönelik suikastler, Sivas ve Gazi katliamları gibi olayların arkasından hep sağcı-militarist isimler çıktı. DYP eski Genel Başkanı ve Başbakan Tansu Çiller, eski İçişleri Bakanları Meral Akşener ve Mehmet Ağar, Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş gibi önemli mevkilerde bulunan isimler, kurdukları karanlık ilişikler ağıyla binlerce insanı ortadan kaldırıp, kanlı bir döneme imza attı. Daha sonra Susurluk kazasıyla birlikte bu kesimlerin yönettiği çetelere Susurluk çetesi adı verildi.
VELİ KÜÇÜK: MEHMET AĞAR DA ÖLECEKTİ
Ancak o dönem de dillendirilen Susurluk kazasının komplo olduğu iddiası, Ergenekon iddianamesinde yer alıyor. İddianamede açıklanan telefon kayıtlarına göre Veli Küçük bir görüşmesinde şu sözleri sarfediyor: “O gece Mehmet Ağar da ölecekti biliyorsun, o gün hep beraber oteldeydiler. Bunlar aslında hep beraber gitmeleri o kazada olmaları gerekiyordu. Bizimkiler arkadaki arabadaydılar. Allah’tan o çantayı Drej Ali aldı. Bunu ben kendi başıma mı yapmışım. Bu kadar işi ben Veli Küçük olarak tek başıma mı yapmışım. Yani eğer beni göndereceklerse ben de konuşacağımı konuşurum.”
DEVLETÇİ SOL SUSURLUK’A KARŞI!
İddianameye göre Susurluk kazası, Mehmet Ağar ve Abdullah Çatlı’yı tasfiye hareketiydi. Dönemin iktidar ortağı Tansu Çiller’in “Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” demesi, dönemin Başbakanı Erbakan’ın “Bunlar fasa fiso” diyerek çetenin üzerine gitmemesi aradan yıllar da geçse iddianameyle birlikte bir dönemi tahlil etmek için önemli kanıtlar. CHP-DYP iktidarının Çiller’in Necdet Menzir’i İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinden almak istememesi yüzünden bozulması, ardından Refah Partisi’nin 1995 seçimlerinde 1. parti olması, Susurluk skandalı, skandalın üzerine gitmek için Kemalist ve laiklerin vargüçleriyle mücadele etmesi, sola yakın medyanın yaptığı haberler, bugün Ergenekon faaliyetlerin göbeğinde yer alan Tuncay Özkan’ın o dönem İbrahim Şahin ve Ayhan Çarkın’ın birlikte resimlerini yayınlaması laik ve Kemalist kesimin derin devlet içindeki sağcıları tasfiye etmek için yürütülen topyekün planı anlamaya yetiyor.
Ancak temiz eller, demokrasi vadeden bu operasyonun sonucunda milliyetçi, militarist kesimler derin devlet içinde sınırlı da olsa tasfiye edilirken, devletin işlediği suçlar da ‘aklanmış’ oldu. Bu dönem yürütülen operasyon sonucu derin devlette boşalan yerlere de Kemalistler yerleşti. İddianamede yer alan belgelere göre Ergenekon örgütü uzun yıllardır varlığını sürdürürken, 1999’da yeniden örgütlenmeye başlıyor. Bu tarih ise Laik-Kemalistlerin ordu ile kurdukları ittifakla yaptıkları 28 Şubat post modern darbesinin sonrasına denk geliyor.
KAMUOYU DESTEĞİ İÇİN ÖCALAN OPERASYONU
Çetelerle mücadele için başlatılan “Aydınlık için bir dakika ışıkları söndürme” eylemlerini bile 28 Şubat’ın psikolojik alt yapısı olarak kullanan Kemalistler, bu şekilde İslamcı partiyi iktidardan uzaklaştırırken, kendileri iktidara geldiklerinde vaat ettikleri gibi demokrasiyi getiremedikleri gibi derin devlet ve çetelerden arınmak için bir adım atmaya yanaşmadı. Ordu, kamuoyunda oluşan tepkiyi dindirmek, 28 Şubat’ın azınlık hükümeti Ecevit iktidarına kamuoyu desteği toplamak için uluslararası konjonktürden de yararlanarak Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi için ABD ve İsrail’le pazarlıklar yaptı.
Öcalan üzerinden 28 Şubat’ı unutturan Kemalistler, toplumu istedikleri çizgiye getirdiklerini düşündükleri bir sırada Öcalan’ın barış projesi bu oyunu bozdu. Türkiye’nin AB sürecinin önü açılırken, buna hazırlıksız yakalan Kemalistler’in gerçek yüzü de ortaya çıkmış oldu. AB üyeliği, Kıbrıs’ta çözüm, Saddam diktatörlüğüne son verilmesine karşı çıkan Kemalistler yüzlerini İran ve Rusya’ya dönme hazırlıkları yapmaya başladı. MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, İran, Rusya ittifakını önerdi.
KEMALİSTLER TASFİYE OLUNCA YER ALTINA İNDİ
Ordu içinde otoriter rejimlere yönelik ilgiden endişelenen AB ve ABD ise buna izin vermeye niyetli değildi. Bu nedenle Irak savaşı öncesi Kemalistler’e güvenmeyen ABD, Milli Görüş içinden çıkın AKP oluşumuna destek verdi. AKP kısa bir süre içinde tek başına iktidara gelince, uluslararası güçlerden umudunu kesen asker ve sivil Kemalistler, darbe hazırlıkları için kamuoyunu hazırlamaya ve provokatif eylemlere başvurdu. Ancak Genelkurmay içindeki dengeler darbe girişimlerine izin vermedi. AKP’nin devlet kurumlarındaki hızlı ve kararlı kadrolaşması sonucu devlet kurumlarında hakimiyetlerini yitiren Laik-Kemalist’ler, ordunun da desteğiyle yer altına indi.
Ergenekon örgütünde tam hakimiyeti sağlayan Kemalist solun darbe planları suçüstü yakalanırken, operasyonu yürüten AKP’nin de bu kez Kemalistleri derin devletten tasfiye edip kendi hakimiyetini kuracağı yorumları yapılıyor. AKP’nin derin devleti tasfiye mi edeceği yoksa uzlaşarak kendi kontrolüne mi alacağı zamanla belli olacak. Ancak ortaya çıkan tablo Türkiye’nin derin sağ ile derin sol arasında yaşanan kavgalarla bir türlü demokratik bir ülke olamadığını gösteriyor.
ANF / 02.08.08