Ana Sayfa / Basın / 
05.12.2008
08.08.2008 06:18

KEY’in hukuku! – Uğur Gürses

 

Başta sendikalar olmak üzere meslek örgütleri, Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerini dava konusu haline getiriyorlar. En başından söyleyelim ki, devletin konut edindirme amaçlı olarak çalışanların hesabında biriktirdiği yardımların bugün karşılığı olarak ödenen bedeller, aradan geçen yıllarda oluşan birikimli enflasyonun üçte biri gibi bir seviyede. Düzenlemelere göre, 1987-1995 yılları arasında konut edindirme yardımı olarak çalışanlara tahsis edilen aylık ödemelerin bu yıl topluca ödenmesi için; 1987-1999 arası dönemi için, Emlak Bankası’nın 6 aylık mevduata uyguladığı faiz oranından bileşik biçimde hesaplanması kararlaştırıldı. Bu oranın ne olduğu bile açıklanmadı. 1999 yılından sonraki dönem için ise Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın net aktif değerinin  kabaca % 61’inin ayni sermaye olarak devredilen bölümü karşılığı nema ödemelerinde esas alındı. Özetle; ‘elimizde bu kaldı, işinize gelirse’ deniliyor!

İster konut edindirme yardımının başlatılması, tahsis edilmesi olsun, isterse bunların hak sahiplerine topluca ödenmesi olsun yasalarla belirlendi. Ama herkes sonuca bakıyor; sonuç, 1987-1995 yıllarında çalışanlara tahsis edilen aylık ödeme miktarlarının toplu karşılığı olarak bugün yapılan ödemelerin enflasyonun kat kat altında olduğudur.  

Bizim kişisel olarak hesabımıza düşen bugünkü toplu ödemenin; 1987-95 arasında yatırılan aylık yardım miktarlarının, bırakın banka faizini, ‘enflasyon kadar artış olsaydı’ varsayımı ile yani ‘sıfır reel faiz’ esasıyla yapılan hesabın üçte birine denk düştüğüne tanık oluyoruz.

Sonuç, en hafif ifadeyle milyonlarca çalışan maalesef açıkça kandırılmıştır. KEY ödemelerinin yapılıyor olması yanında, doğru bir hesapla geri ödemenin yapılıyor olması da önemlidir. Devletin o yıllarda çalışanlara tahsis ettiği bir katkı, yıllar içinde ekonomik zorluklar bahane edilerek ödenmediği gibi, bugün ödenirken de normal koşullarda enflasyon kadar artışın bile uzağında kalarak, kabaca üçte biri kadar hesaplanarak ödenmektedir.

Bu ödemeler, devlet tarafından çalışanlara taahhüt edilen bir yardımdır. Bu yardımların aylık miktarları da bellidir. Sadece ve sadece enflasyon kadar bir artış yapılmış olsaydı, bu yardımın yapıldığı dönemde eksiği olmayan bir çalışan için, bugün yapılan ödemenin üç katına yakın bir değerin hesaplanması gerekecekti.

Borcun miktarı, maliye idaresine getireceği yük her ne olursa olsun; devletin kendini bağladığı sözlü ya da yazılı bir yükümlülüğe ya da sözleşmeye uymaması, bunu dikkate almayan bir yönetim tercihi güven sarsıcıdır. Devletle çalışan bireyler arasındaki güven ilişkisinin uzun vadeli olarak sarsılması yolunda ilerleme sağlanmıştır!

Geçmiş dönemlerde oluşan devlet borçları eksiksiz ödenirken, bu yükümlülük için neden farklı bir yola gidiliyor? Buna, devletin herhangi bir dönemde bireylere ya da çalışanlara karşı üstlendiği, yerine getirilmesi gereken maddi bir yükümlülük olması yanında, yükümlülüğün ‘hukuku’ açısından da bakılmalıydı. Tersine, ‘bunu aldığınıza sevinin’ denilmektedir. Herkes kendine gerektiğinde mi hukuk arıyor?

Radikal / 08.08.08


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4