15.08.2008 07:45
İngiltere basınından özetler
Guardian Ankara'nın Tahran ile doğal gaz anlaşması imzalamaması karşılığında, Washington'ın da İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın ziyaretine göz yumduğunu yazıyor.
Batılı bir diplomatik kaynağa dayandırılan, "Türkiye Amerika Birleşik Devletleri'nin baskısı altında, İran ile doğal gaz anlaşmasından geri adım attı" başlıklı haber özetle şöyle:
"Amerikan hükümetinden baskı gören Türkiye, dün karlı bir enerji anlaşmasından geri adım atarak, konuk İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ı küçük düşürdü."
"Daha önce hakkında bir mutabakat zabtı imzalanan 1,87 milyar sterlinlik doğal gaz anlaşması, Ahmedinecad'ın iki günlük İstanbul ziyaretinin en önemli başarısı olacaktı. Ancak Ahmedinecad Çırağan Sarayı'nda Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile buluştuğunda, Amerikan müdahalesinin anlaşmayı baltaladığı anlaşıldı. İki lider ortak basın toplantısında anlaşmayı ilan etmek yerine, ülkelerinin işbirliğini devam ettirme konusundaki istekliliğini teyid eden bir açıklama ile yetindiler."
"Guardian'a bilgi veren Batılı bir diplomatik kaynağa göre, Bush yönetimden yetkililerin özel görüşmelerde eleştirdikleri bu ziyarete olur veren Washington, karşılığında Türkiye'den, İran ile enerji anlaşması imzalamama sözü aldı."
"Söz konusu kaynak şöyle konuştu: 'Geçen ay Ankara'yı ziyaret eden, Amerikan Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley, burada Ahmedinecad'ın ziyaretine yönelik itirazlarını dile getirdi. Ancak Türkler Ahmedinecad'ın Türkiye'yi ziyaret etmek için uzun süredir bastırdığını ve artık hayır diyemeyeceklerini belirttiler. Amerika'nın çekincelerini gidermek için de, belki elektrik konusunda birşeyler dışında, önemli bir enerji anlaşması imzalamayacakları sözü verdiler. Ayrıca Ahmedinecad'a Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, uranyum zenginleştirmeyi durdurması karşılığındaki teşvik paketini kabul etmesi için baskı yapmayı taahhüt ettiler."
İnsan kaçakçılığında Türkiye'nin rolü
Economist dergisinin bu haftaki sayısında, Türkiye'nin uluslararası insan kaçakçılığındaki geçiş ülkesi rolüne ilişkin bir yazı var. Dikkat çeken satırlar şöyle:
"Avrupa ile Asya arasında yer alan Türkiye, insan kaçakçılığı konusunda büyük bir geçiş rotası olma özelliğini taşıyor. Kafkaslar'daki eski Sovyet cumhuriyetleri ve Orta Asya'dan seks işçilerini batıya nakleden daha karanlık bir sektöre de hizmet ediyor."
"Avrupa Birliği üyeliğine aday olan Türkiye, mal ve insan kaçakçılığını sınırlaması için baskı altında. Ancak farklı alanlarda farklı sonuçlar alındı. Türkiye'yi İran ve Irak'tan ayıran ve yasa dışı göçmenlerin çoğunluğunun kullandığı sert coğrafyayı kontrol etmek zor. Tabii yolsuzluğu da."
"Batılı hükümetlere göre Türkiye'nin bu alandaki uygulamaları gelişigüzel. Bazı yasa dışı girişlere göz yumulurken bazılarını engellemek için aşırı güç kullanılıyor. Ancak fuhuş amaçlı insan kaçakçılığında tablo daha berrak. 2006'da belirlenen kurbanların sayısı 246 iken bu sayı geçen sene 148'e geriledi. Aynı süre içinde bu suçtan hüküm giyenlerin sayısı ise dörde katlandı."
Rusya'nın zayıf karnı
Fransa arabuluculuğunda Tiflis ve Moskova arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, Rusya'nın Gürcistan'daki harekatına devam etmesi İngiltere basınında geniş yer bulmaya devam ediyor.
Financial Times yazarlarından Philip Stephens, Rusya'nın bu krizden karlı çıktığı yorumlarına itiraz ediyor ve "Putin'in kavgacılığının altındaki kırılganlık" başlıklı yazısında şu görüşmeri dile getiriyor:
"Doğal gaz ve petrolün sağladığı ekonomik ve siyasi güç, Rusya'nın ekonomik ve jeopolitik konumunu güçlendirdi. Ancak orta ve uzun vadede, tüm göstergeler Rusya'nın gelecekte nisbi bir düşüşe geçeceğini gösteriyor. Doğurganlık oranlarının düşük, ölüm oranlarının yüksekliği, ülke nüfusunun hızla azalması sonucunu doğuruyor. 2020 yılında, Rusya ordusuna adam bulmakta zorlanacak."
"Benzer bir düşüş sağlık ve eğitim sistemlerinde de görülüyor. Ayrıca yolsuzluk da yaygın. Rusya'nın zenginliğinin büyük bölümü, ülkede yatırıma dönüştürülmenin yerine yurt dışındaki bankalara akıtılıyor."
"İkinci paradoks ise, Putin'in Batı'ya yönelik derin rahatsızlığı ile ilgili. Amerika ve Avrupa'nın Sovyetler dağıldıktan sonra ülkeyi küçük düşürmek için el ele verdiği söylemine rağmen, Moskova'nın karşısındaki asıl stratejik tehdit başka bir yerde."
"Nüfusun seyrek olduğu ülkenin uzak doğusunda ve Rusya'nın kendi ayrılıkçı hareketlerinin görüldüğü güneyde, Çin ile çözülememiş sınır anlaşmazlıkları var Moskova'nın. İki ülkenin otoriter siyasi tarzları ortak olabilir, ama Moskova ve Pekin ortak olmaktan ziyade stratejik rakipler."
"Rusya demokrasiden korkuyor"
Daily Telegraph'ta yazan Anne Applebaum ise, Rusya'nın Gürcistan'a yönelik tavrını stratejik hesaplardan bağımsız olarak yorumluyor. Yazara göre Moskova, demokrasiden korkuyor. Dikkat çeken satırlar şöyle:
"Gürcistan ile Rusya arasındaki savaş, köken itibarıyla milliyetçi değil ideolojik. Rusya liderliğinin Gürcistan hoşnutsuzluğu, Gürcülerin seçtiği demokrasi türünden nefret etmeleri ve korkmalarından kaynaklanıyor. Rus elitinin en çok korktuğu şey, Gürcülerin Gül Devrimi ve Ukraynalıların Turuncu Devrimi gibi halk ayaklanmaları."
Washington krizden ders çıkarmalı
Batı'nın Rusya ilişkileri açısından bu krizden nasıl dersler çıkarması gerektiğini işleyen yazarlardan biri de Independent'tan Rupert Cornwell. Rusya'nın uluslararası platformlardan dışlanması gibi önerileri mantıklı bulmayan Cornwell şu sonuca varıyor:
"Bu krizden çıkarılacak en net ders, Washington'ın Gürcistan örneğinde görüldüğü gibi, yerine getiremeyeceği sözler vermemesi."
BBC Turkish / 15.08.08