16.08.2008 06:44
Hiç! Daha ne olsun... - Erkan Goloğlu
Yolcu taşımacılığı yapan bir firma, otobüs sürücülerinden bıyıklarını kesmelerini şart koşmuş. Birkaç gerekçesi var, firmanın. Sürücüler çok farklı şekillerde bıyık bırakıyor, bu da hoş bir görüntü vermiyor. İnsanlara en iyi hizmeti vermek gibi bir çabaları var. Firma bu anlamda, AB standartlarını yakalamaya çalışıyor.
AB standartlarına ulaşmak açısından, her kurumun, kişinin, sektörün bir yerden başlaması gerekiyordu. Mesela CHP’nin yeni genel merkezi basında ‘akıllı bina’ diye tanıtılmıştı, biz de sevinmiştik. Ne de olsa bir yerden başlamak gerekiyordu, binadan da olsa başlamış, demiştik. Bu bakımdan söz konusu firmanın AB’ye ilk adımı bıyık kesmekle atması fena olmamış. Umarım sonunu getirirler.
Yine de insanın aklına şu meşhur, yolculara artık nazik davranılması atılımını yapan otobüs firmasının muavini fıkrası geliyor. “Muavin Bey, zahmet olmazsa bir su rica edebilir miyim” diyen hanım yolcuya verdiği cevabı hatırlıyorsunuz.
Bizim sektörde de yıllar önce bir bayiler toplantısında bu konu gündeme gelmiş,
özellikle personelin birbirine ‘Bey’ veya ‘Hanım’ hitabıyla seslenmesi hususunda büyük tartışmalar yaşanmıştı. Akşam mahalle kahvesinde okey oynarken, taş çaldıydın çalmadıydın diye, birbirlerine ana avrat söven çocukların, sabah ‘Günaydın Doğancan Bey’ diyerek işe başlamaları, tüpçülükte yeni bir çığırın habercisi gibiydi adeta. Gel gör ki ‘Tüpçüler Bey olacak’ haberi basına sızdırılınca, çocuklar yine ‘normal insan’ gibi
hitap etmeye devam ettiler.
Hopa’dan İstanbul’a 15 saat gittikten sonra, üç-dört saat dinlenip Antalya’ya direksiyon sallayan şoförlerin bıyıklarını keserek AB kriterlerini yakalamak, hanidir ihtiyacımız olan bir şeydi.
Tuzla’da artık neredeyse her gün işçiler ölüyor. Türk-İş’in başkanlığını yıllardır yürütmüş milletvekili Bayram Meral, olayın kaza olduğunu, patronların buna üzüldüğünü söylüyor. Patronları konfederasyon başkanlığından iyi tanıdığı için, onların ‘hisli’ adamlar olduğunu; bir rüzgâr, dalından yaprağını kopardığında nasıl bir duygu seline kapıldıklarını, oturup kalktıkları masalardan biliyor. Kim ondan daha iyi tanıyabilir patronları? “Bana patronlar işçileri öldürtüyor dedirtemezsiniz” demesi bu yüzden, Meral’in. Dibine kadar, hatta ölümüne bir gerçeklik vurgusu var, sözlerinde. Yalan söylemiyor aslında. ‘Patronlar işçileri öldürtmüyor’ demiyor ki. Kendi sadakat duygusunu o kadar öne çıkartıyor ki, hatta çıkartmıyor, öyle bir ortaya atıyor ki; patronların işçileri öldürtüp öldürtmemesinin sandığımız kadar önemi kalmıyor. Kendi dışındaki her şeyi hiçleştiren bir sadakat, bu. Evet patronlar işçileri öldürtebilir. Bu bir gerçektir. Ama hiçtir.
Demirel de yıllar önce ‘sağcılar adam öldürmezler, öldürmüyorlar da’ dememişti ki. ‘Bana bunu dedirtemezsiniz’ demişti o kadar. Bir gerçek olan ölüm, o yıllarda da bir hiçlikti.
Yıllar sonra dönün bakın, Güngören’de, Keban’da, Anadolu’nun orta yerinde
bir öğrenci yurdunda, İstanbul’un orta yerinde ölümler de aynı hiçlikle baş başa bırakmıyor mu bizi?
Bizi hiçlik teslim almış. Esaretinden habersiz yaşayan tutsaklarız. Öyle olmasaydık her gün bir arkadaşı öldürülen işçi, gazetecilere bozuk atar mıydı? ‘Siz böyle haber yaptığınız için ekmeğimizden olacağız’ diyerek habercinin üzerine yürüyen işçi, ne anlatıyor, bize? Ölüm sırasının kendisine geleceğini bilen bir işçi, işsizlikten korkuyorsa, patronlar işçileri gerçekten öldürmez. Hiçlik öldürülmez.
Aynı habere göre, bazı şoförler, bıyık kesmeye direnmişler. Gerçek, budur işte. Dört buçuk saatten fazla sürmem, günde dokuz saatten fazla çalışmam, haftada bir gün tatilimi yaparım diye direnen kaç şoför var. Olmaz. Onlar hiçliktir.
Unutmuş olabilirsiniz; Malatya’da boğazı kesilen evladın anası, evladının cenazesini almadı, hatta gitmedi bile. Oğlunun Hıristiyanlığı seçmesinin utancındansa
eğer, bu utanç kime ait olmalı, sizce?
Bir baba, bir hastaneden bebeğinin ölüsünü aldı, ama koli gibi... Ölüm bir ülkede mukavaa kutusuna girmişse, insanlar ölülerini paket taşır gibi taşıyabiliyorlarsa; hayat, gerçektir tabii ki.
Hiçtir, ama! Daha ne olsun!
Radikal / 16.08.08