Ana Sayfa / Basın / 
21.11.2008
18.08.2008 11:44

Aydar: Çatışmalar şiddetlenecek!

 

Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar, AKP’nin kapatılmamasının Kürt sorunu ile ilgili olduğunu belirterek, İlker Başbuğ’un da ordunun başına geçmesi ile birlikte daha çatışmalı bir sürece girileceğini kaydetti. Aydar yerel seçimler öncesi de AKP’nin Kürdistan’da erozyon yaşadığını belirtti.

Zübeyir Aydar ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü bugün yayınlıyoruz…



BBG EVİNDE KONGRE YAPTIK!


-Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da çatışmalar giderek şiddetleniyor. Gerilla eylemlerinde nitelik olarak bir değişim de görülür. Bu ne anlama geliyor, yeni bir süreç mi başlıyor? Yani eski Türk Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Kandil için “BBG” evi dediği bir sırada gerilla şehir merkezlerine girerek karakolları vurabiliyor…


-BBG evi dedikleri yerde biz kongre topladık. Biz her hareketlerini izliyoruz dedikleri yerde biz güvenlik altında kongremizi topladık ve kararlarımızı aldık. Bakın barışa şans tanımak için bu hareket beş defa tek taraflı ateşkes ilan etti. Son ateşkes 1 Ekim 2006’daydı. Ama Türk ordusu buna operasyonlarla cevap verdi. Tek fert kalmayıncaya kadar bu sürecek dediler. Buna rağmen uzun süre ateşkesi tek taraflı olarak sürdürdük. Geçen yıl Türkiye’de seçimler yapıldı, Cumhurbaşkanı seçildi, AKP yeniden iktidara geldi. Beklenen Kürt sorununa yeni bir açılımla Kürt sorununu silahsız bir şekilde diyalog yolu çözmekti.



Çok sayıda insan barış umudu ile oy verdi. Ama seçimlerden sonra “biz doğru yoldayız” diyerek gerillaya operasyon, halka baskı ve DTP’yi de sindirme politikası yürüttü. Biz de bunlara karşı “Edi Bese” dedik. Seçimler 22 Temmuz’da oldu, Cumhurbaşkanlığı seçimi Ağustos sonundaydı, hükümet Eylül başında kuruldu. Saldırılar çok yoğunlaştı. Biz de Eylül’de ara dönem toplantısında tüm bunlara “Edi Bese” dedik.  Edi Bese hamlesini 9 Ekim Komplosunun yıldönümünde başlattık. Geçen seneydi. 



- Yeniden çatışma kararı bu ara dönem toplantısında mı alındı?



- Devletin seçimden sonraki tavrı, bütün operasyonlara rağmen seçim sonrasın hükümetin tavrını bekledik. Baktık ki devletin politikası tamamen bastırma ve yok etmeydi. Biz de “Edi Bese” dedik. Bu gerilla için de böyleydi. Ondan sonra Gabar, Oramar eylemleri oldu. Bunlar büyük cevaplardır.



Onlar da bir tezkere çıkardılar. 5 Kasım’a Amerika’dan destek aldılar. 16 Aralık’ta hava bombardımanları başladı. Ondan sonra Zap operasyonları oldu. Gerillanın bütün bunlara cevabı kuşkusuz güçlü olacaktı.



Daha önce HPG komutanları savaşı tırmandırmak istemediklerini hep açıkladılar. Ama saldırılar arttı. Doğal olarak da gerilla da kendi cephesinde cevap vermek durumunda kaldı. Gerilla hem nicelik, hem nitelik olarak gelişme gösteriyor. Bu gelişme de eyleme yansıyor. Eylem sadece dar bir bölgeyle sınırlı değil. Karadeniz’e kadardır.  İşte televizyonlarda uzmanlar çıkarıyorlar, PKK’nin dağılmakta olduğu ve bu yüzden bu eylemlere giriştiği öne sürülüyor. Dedikleri gibi merkez imha olsaydı, darmadağın olsaydı, eylem yapacak güç kalır mıydı?  Bunların propaganda olduğu ortaya çıkıyor. Erzincan, Sivas ve Amanoslar’da da gerilla eylem yapıyor. Önderliğimizin esaretinden sonra gerilla ilk kez bu kadar güç ve beceri topluyor. Bu da eylemlere yansıyor. Kuşkusuz bu saldırılar karşısındaki kararlılığı gösteriyor.

Devletin saldırılarına bir cevaptır bu eylemler. 15 Ağustos’un 24. yıldönümünde gerillanın bu biçimi ile eylemde olması son derece önemli. Kendileri biliyorlar 15 Ağustos’ta Eruh ve Şemdinli’de eylem oldu. O günler de bunlar “çapulcudurlar” ve “24 saat içinde yok edeceğiz” dediler. Sonra 74 saate, sonra haftaya, aylara ve yıllara çıktı.  Bir çeyrek asır geçti. O gün iki yerle sınırlıyken bugün kuzeyi, güneyi, doğuyu her tarafı kapsıyor. Gerillanın bu eylemliliği “ben buradayım, gücüm, halkımın özgürlüğü için ne gerekiyorsa yaparım ve gücüm var” anlamına geliyor.


ÇATIŞMALAR ARTACAK



-Peki Genelkurmay Başkanlığı’na İlker Başbuğ’un gelmesi ile birlikte nasıl bir dönem bekliyorsunuz? Daha mı çatışmalı geçecek yoksa Kürt sorununun barışçıl yönde çözümüne dönük gelişmeler mi olacak?


-Büyükanıt da Başbuğ da belli bir ekip. Şu anda ordu üst kademesinin hepsi Kürdistan savaşında denenmiş olanlardan oluşuyor. Ordunun üst kademesine gelmek için Kürdistan’da savaşta yer almak gerekiyor. Başbuğ’un Büyükanıt’tan farklı bir durumunu görmedik şu ana kadar. Yeni bir icraatı olur mu bilmiyoruz. 



Ama bu ordunun patinaj yaptığının, yalnız kendisini tekrarladığını ve patinajda da geriye gittiğini biliyorum. Bunların aklı selim içinde düşünmeleri temennimizdir. Türkiye sistemi şöyle bir şey. Konuşmayla ikna olmuyor. Ancak pratikte zorlanarak ikna olur. Şimdi savaşın 25. Yılına giriyoruz. Nice generaller eskidi bu savaşta. Hep “bitiriyoruz” diyenler bitti gitti. Benim gördüğüm kadarıyla, bu önümüzdeki dönemde şiddetin dozajı daha fazla görülüyor. Türk yetkililerinin beyanatları şiddetin daha fazla ön planda olacağını gösteriyor.



Ama önümüzdeki aylardan itibaren Türkiye’nin esas gündeminin Kürt sorunu etrafında şekilleneceği ve bu konuda ciddi tartışmaların yaşanacağı görülüyor. Bu tartışmaların ciddi bir diyalog zeminine dönüşüp dönüşmeyeceğini şimdiden kestirmek zor. 

Savaşta denenmiş bu generallerin sağduyulu olup olmayacağını da bilmiyoruz ama temennimiz odur. Fakat şunu da söyleyeyim. AKP’nin kapatılmaması kesinlikle Kürt sorunu ile ilgilidir. AKP, bürokrasi, ordu bizim üzerimize anlaştılar. 



ÜLKE TEHLİKEDE 


-Bu anlaşma önümüzdeki dönem için ne ifade ediyor?



-İyi anlamda olduğunu söylemiyorum.Yani ülke tehlikededir. En azından bize karşı bir ittifakla yürütmek istiyorlar. Önümüzdeki aylarda doğrultu daha da şekillenecek. Şimdi çok şey söylemek mümkün değil ama şiddetin dozajının arttığını herkes görüyor. Şiddetti arttırmak düşürmek bize ait değil. Bizim tercihimiz diyalog ve barıştır. Şiddeti arttıranlar onlar. Diyalog yolunu seçerlerse şiddet ortadan kalkar. Uluslar arası alanda da Kürdistan’daki sorun görülüyor. Kuzey’deki çatışmalar, bölge istikrarını, enerji yollarını tehlikeye sokuyor. Bu çerçevede uluslar arası alanda Kürt sorununa yönelik farklı bir çözüm arayışları da artacak. Türkiye bundan ne kadar etkilenir bilinmez. Ama şunu söylemek gerek, bu savaş daha fazla bu seyirde devam etmez. Ya bir çözüm bulunur ya da daha çatışmalı bir dönem yaşanıyor. Görüyorsunuz, basına da yansıyor. Kürtler ve Türkler arasında ayrışma yaşanıyor.



KÜRT-TÜRK AYRIŞMASI YAŞANIYOR


-Şu anda bir ayrışmadan söz edilebilir mi?


-Evet bir ayrışma var. Her şey basına yansımıyor. Ama önce hep batıya göç vardı şimdi tersi bir göç yaşanıyor. Batı kentlerinde Kürtlere yönelik saldırılar yaşanıyor. Ayrıca büyük şehirlerde de gettolaşmalar var. Kürtler yoğunluklu oldukları semtlerde toplanıyorlar. Yani artık Türkiye’nin kimyası kaldırmıyor bunu. 24 yıllık bir savaş, bu kadar şoven bir dalga, geliştirilen milliyetçilin farklı sonuçları olur.


-Bu ayrışmayı tehlikeli mi görüyorsunuz?



-Yani bunu biz teşvik etmiyoruz. Tehlikeli bir gidişattır. Bizim tercihimiz değil. Bunu artan operasyonlar, baskılar, bayrak provokasyonlarının sonuçlarıdır. Biz bunu yapmıyoruz. Devlet bunu örgütlüyor ve devletin kimyası bunu fazla kaldırmaz, çatışmalar şiddetlenir.



ERGENEKON ORDUNUN İÇERİSİNDE



-Ergenekon davasına gelelim. Bu davayı nasıl görüyorsunuz? Sizce bu davada gerçek suçlular ve suçlar ortaya çıkarıldı mı?



- Şimdi Ergenekon davasını önemsiz bulmuyoruz. En azından böyle bir davanın açılması önemli. Emekli de olsa bazı generallerin suçlu görülmüş olmaları önemli. Yalnız bir şey var. Ergenekon davasında yargılananlar en fazla Kürdistan’da suç işlemişlerdir. Dava klasörlerinde bu kısmen de görülüyor. Ama iddianamede bunlar darbe yapmak için teşekkül oluşturmaktan suçlanıyorlar. Yani Kürtlere karşı değil hükümete karşı olmaktan yargılanıyorlar. 



Türk Gladyosu’nun Kürtlere karşı işlediği suçlar, köy yakmalar, sorgusuz sualsiz infazları kim sorgulayacak? Bu kişilerin hepsi Kürtlere karşı suç işlemelerine rağmen herhangi bir suçlama yok. Veli Küçük Jitem’in kurucusudur. Kürtlere karşı kendisine soru sorulmuyor. Kendisi Kocaeli Jandarma Bölge Komutanı iken bölgesinde o kadar Kürt iş adamı öldürülerek ortaya atıldı, bunlara karşı bir soruşturma yok. Bu şu anlama geliyor; Kürtlere karşı suç işleyebilirsin ama yoldan çıkarsan, yani hizadan çıkarsan, benim denetimimden çıkarsan engellerim. Bir hizaya koyma operasyonudur bu.



Yine da bir başlangıç olması nedeniyle önemli. Generallerin yargılanması önemli. İddianameye girmese de delil klasörlerinde Kürdistan’da işlenen suçlara değinilmesi önemli. Bunun sonucu nereye varır bilemeyiz. Ama Ergenekon’un esası ordunun içindedir ve halen görevde olan subaylardır. Hiçbir yerde emeklilerin darbe yaptığı görülmemiştir. Ordu içinde uzanmadıkça, oradakiler temizlenmedikçe, Gladyo, Ergenekon’un temizlendiği söylenemez. 



FETHULLAHÇI BASIN BAŞI ÇEKİYOR


-Eregenekon davasında ciddi tartışmalar yürütülmezken ve Kürdistan’da işlenen suçlar açığa çıkarılmazken, özellikle PKK ile ilişkilendirilmeye çalışılması ne anlama geliyor? Neden tartışmaların seyri bu yöne çekiliyor?



-Bakın, özellikle Zaman gazetesi, Fethullahçı basın bunun öncülüğünü yapıyor. Sanki PKK Ergenekon ile ilişkideymiş gibi, Doğu Perinçek ilişkileri öne sürülüyor. Perinçek’in basın mensubu olarak gidişi gelişi ortada. Bunlar kitaplaştırıldı, kamuoyuna sunuldu. Bunlar gizli değil. Başkanımızla ilgili ise, onların elinde esir durumda. Ordu mensupları soruşturmada görüşmüş olabilirler. Ama Ergenekon’un PKK ile ilişkide olduğunu söylemek çok ahlaksızca bir durum. Bulanık suda balık avlamaktır. 



FIRAT VE ELÇİ’YE SERT TEPKİ



-Bazı Kürt çevreler de var bu tartışmalarda öne çıkan…


-Bu Kürtler de Zaman gazetesinde çıkıyor. Özellikle Abdulmelik Fırat, yine Şerafettin Elçi de son zamanlarda katıldı. İlginçtir başka milletlerinki yaşlanınca bilge oluyorlar, yol gösteriyorlar. Bizimkiler ise yoldan çıkıyor. Artık dağıtıyorlar. Son derece ahlaksızca bir şey. Hiçbir ahlaki yönü olmayan, değersiz, gidip o gazetelerde boy gösterip kinlerini kusma, kendilerini başaramadıklarını başkaları başarınca, devlete yaranma biçiminde gösteriyorlar. Bunlar bu konuşmaları ile Kürt kamuoyunda kendilerini çok kötü bir pozisyona düşürüyorlar. İnsan biraz ahlaklı olur başka da bir şey söylemiyorum.


-Bir de önümüzde yerel seçimler var. AKP Kürtler arasında geçen seçimde olduğu gibi bir oy potansiyeline sahip mi? Bununla birlikte DTP’nin halka yönelik mesajlarını yeterince güçlü buluyor musunuz?



-Geçen seneki seçimlerden farklılık var. DTP eli kolu bağlı seçimlere girdi. Mecbur bağımsız olarak girdi. AKP ise mağdur pozisyonunda girdi, herkes bir şeylerin değişeceğini sandı. AKP’ye oy verilirken aslında barışa oy verildi. Ama, sonrasındaki operasyonlar, tezkere, sınırötesi operasyonlar ve baskılarla AKP’nin gerçek yüzü ortaya çıktı.



AKP EROZYON YAŞIYOR



Anketler de yayınlanıyor. Buradan aldığımız izlenimler de AKP’nin Kürdistan’da erozyona uğradığını gösteriyor. Onun da diğerlerinden farklı olmadığı, ordu ile ittifak halinde olduğu, bir çözüm planı olmadığı görüldü görülüyor. AKP Kürdistan’da devlet partisidir. Kapatılmamasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Korucusu, MHP’lisi, CHP’lisi, polisi hepsi AKP içinde. Buna karşı tedbir alınması lazım. DTP’nin hesabını buna göre yapması lazım. Rakip Devlet partisidir. Valisi, polisi, korucu, asker, garnizon komutanı ile birlikte çalışıyorlar. Bütün bir devlet geliyor üzerine. Ama bu yüzü görüldü. Tekrar önceki gibi oy alma gibi bir hevesi karşılık bulmayacak. Zaten artık sesleri de çıkmıyor. Ellerindeki belediyeleri korumaya çalışıyor. 



DTP ise ellerindeki az olanaklara rağmen gidişatı. İyi kongresi de güçlü oldu. Parlamentoda bir grubun olması önemli. Yerel seçimler için de start verdiler. Güçlü bir şekilde uygulamaları lazım. Şimdi önlerindeki en önemli mesele yerel seçimlerdir. Ama onlara karşı kapatma davası da var. Hakpar’ı kapatmadılar. AKP’yi kapatmadılar. DTP davasında her şey ortaya çıkacak. 16 Eylül’de savunmaları var. Eğer bu mahkeme siyasi karar vermiyorsa, DTP’yi de kapatmamaları gerekiyor. Sonuç itibariyle kapanır veya kapanmaz, mücadele geleneği bir şekilde devam edecek.



İRAN KAYBEDEN TARAF OLUR



-Türkiye cephesine bu gelişmeler yaşanırken, diğer taraftan komşu İran’da da Kürtlere baskılar üst boyutlara çıktı. Şu ana kadar 8 Kürt idam cezası aldı, insan hakları savunucularına karşı tutuklama furyası var. İlk kez bir PJAK gerillası geçen yıl idam edildi. İran neden Kürtlere karşı baskıları bu denli arttırdı?


-İran’ın ciddi bir tercihidir. Baskıcı, sömürgeci bir devlettir. Kürtlerin söz karar ve irade sahibi olmalarını istemiyorlar. Kürtlerin en basit örgütlenme ve hak taleplerine operasyonla karşılık veriyorlar. Bir de İran Kürt sorununda Türkiye ile birlikte hareket ediyor, çıkarları bunu gerektiriyor. Ve İran Türkiye’nin bu zafiyetini bildiği için, ABD ile ilişkilerini de bu nedenle Türkiye’yi kendi cenahına çekmeye çalışıyor. Türkiye ile operasyonlarını da arttırdı. İlker Başbuğ da İran ile ortak operasyon yaptıklarını açıkladı. İlk kez bir ordu komutanı böyle bir açıklamada bulundu. Ama uzun zamandır bu operasyonlar yapılıyor. İran ilk kez geçen yıl sınır ötesini bombaladı.



Yine İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad Türkiye ziyaretinden önce 4 Kürdü hediye paketi olarak önden gönderdi.  Diğer yandan PKK davasında işkence ile öldürülenler vardı. Ama resmi olarak ilk kez bir PJAK’lı gerillayı idam ederek bir ilki de yaşattı. Kürtleri idam ve diğer değişik yöntemlerle korkutmaya çalışıyor. İran bu tür uygulamalarla bir şey kazanamaz. Doğu Kürdistan’da halkımızın örgütlülüğü artıyor. Bu politikalarla, dünya ile bu kadar problemli iken Kürtleri karşısına alıyor. Ama önümüzdeki dönemde bu savaşın bir kaybedeni de İran olacaktır. Bu haliyle gidemez. Zaten sorunlu bir ülke ve kendi içinde de Kürtlere saldırıyor. Bizim tercihimiz bu değildi ama saldırılar karşısında Kürtler de kendisini savunacak.



TÜRKİYE BAŞI ÇEKİYOR


-Suriye’de de Kürtlere karşı ayrımcılık sürüyor, halen kendi kimliklerinden yoksunlar ve muhalifler tutuklanıyor…



-Baskı politikası devam ediyor. İran-Türkiye ile birlikte Kürtlere karşı ortaklaşıyor. Orada bir çatışma durumu yok. Ama Türkiye ve İran’dan farklı bir tutumu yok.



-Bu iki devlet hep Türkiye’nin etkisinde mi kalacak?


-Öyle bir kural yok ama başı Türkiye çekiyor. Bakın Irak’ta Saddam gitti, Kürt sorunu çözüldü denildiği anda, Türkiye, İran ve Suriye değişmediği için kazanımlar yine tehlikeye girdi. Türkiye bu işin başını çekiyor. Türkiye’de bir değişim olursa diğer parçalara daha olumlu yansır. Esas çözüm yeri Türkiye. 



-Avrupa’ya gelecek olursak, Kongra-Gel Genel Kurul toplantısında yeni kurumsal yapılanmalar ele alındı mı? Avrupa’daki Kürt örgütlenmesi ve diplomasisi yeni dönemde nasıl bir evreye girecek?


-Avrupa’da azımsanmayacak bir Kürt nüfusu var. Bunların bir kısmı artık buranın vatandaşları oldu. Burada doğan bir nesil var. Bir Kürt diasporası Avrupa’da oluştu. Ciddi bir güçtür. Fakat kendi içinde sorunlar var. Biz, bu insanların yaşadıkları ülkelerde en uygun şekilde belli bir uyumu sağlamayı istiyoruz. Ama kendi kültürünü, toprağını ve insanını, oraya ilişkin görevlerini unutmadan gelişimlerini destekliyoruz. 

Biz Koma Civaken Kurdistan sistemi çerçevesinde halkı örgütlemeye çalışıyoruz. Halkın kendi problemlerini tartışıp, ülke ile ilişkilenme temelinde örgütlülüğünü esas alıyoruz. 



DERNEKLER CEVAP OLMADA YETERSİZ



-Avrupa’daki Kürt dernekleri halkın ihtiyaçlarına yeteri kadar cevap olabiliyor mu?



-Mevcut dernekler belli bir ihtiyaçtan doğan örgütlenmelerdir. Bu haliyle yeterli değil. Dernekleşme ve federasyonlaşma bu haliyle yetersiz. Meclisler halinde, belli merkezlerde Kürt centrumlarının oluşturularak geliştirilmesi gerekiyor. Bir yeni nesil doğuyor. Bu kesimlerin de ihtiyaçları var. Bunları yeniden tartışıyor. Dernekler, federasyonlar ve konfederasyonların da gündemlerinde bu var. Önümüzdeki dönemde meclisleşme temelinde her şeyi daha iyi pratikleşmesini umuyoruz.  Sadece Avrupa değil, ülkede gelişen olaylara kayıtsız kalmaları gerekiyor, demokratik tepkilerini ortaya koymaları gereksinimi var. Halktan da bu bekleniyor.

Avrupa devletlerinin de yaklaşımları var. Şimdiye kadar Avrupa devletlerinin Kürdistan sorununa bakışları hep faydacı temelde, Türkiye ile olan ilişkiler temelindeydi. Kürt sorununu bireysel haklar sorunu olarak görüldü veya görmezden gelindi. Halen Türkiye ile olan çıkarları doğrultusunda faydacı yaklaşım sürüyor. Türkiye ile birlikte hareket ettiklerini göstermek için de hareketimizi terörist listeye aldılar. Kimse hareketimizi terörizmle suçlayamaz. Avrupa Adalet Mahkemesi’nin kararına rağmen tekrar listeye alıyorlar. Avrupa’da önümüzdeki dönemde ülkedeki hareketlenme ile beraber, terör listesine “Edi Bese”, bu faydacı yaklaşıma “Edi Bese”, insanlarımızın burada malzeme olarak kullanılmasına “Edi Bese”, Almanya’nın anti Kürt politikasına, her gün Kürt siyasetçileri tutuklamasına, hepsin birden “Edi Bese” diyoruz. 



DİPLOMATİK ATAĞA GEÇİLECEK


-Bu eylemlerin dışında, diplomatik bir hareketlilik de beklenebilir mi?



-Bunlar da yeterince tartışıldı. Önümüzdeki dönemde sorunu daha da gündemleştirme ve sonuç alıcı faaliyetler geliştirme kararı alındı. Planlamalar yapıldı. Mesele Avrupa ile sınırlı değil, Bağımsız Devletler Topluluğu, Asya, Amerika, tüm bölgelerde diplomatik atılım dönemine giriliyor. Kürt sorunu aynı zamanda uluslar arası bir sorundur. Ortadoğu’da dört ülkeyi ilgilendiriyor ve tüm dünyayı etkiliyor. Kürt düşmanları da her tarafta anti-Kürt lobileri ve diplomasi çerçevesinde işlerini yürütüyorlar. Batılı ülkeler de zaten alışmışlar, bir ihale almak için Kürt karşıtı bir karar alıyor veya bunun için bir operasyon yapmak yetiyor.


-Avrupa’nın tavrında Türkiye’nin mi yoksa ABD’nin tavrımıdır etkili olan? 



-ABD ve Avrupa birlikte hareket ediyor. Devletler arası ilişkiler ahlaki değil, çıkarlara dayanıyor. Yine Türkiye NATO’ya ortaktır, AGİT’e ortaktır, AB’ye adaydır. Meseleye daha çok böyle yaklaşıyorlar. Daha dün Saddam’a kimyasal malzemeleri verenler Avrupalılardı. Ticari olarak yaklaşıyorlar. Bölgede de hepsinin çıkarının bekçiliğini Amerika yapıyor. Ortak politika yürütüyorlar.

Celil Demiralp- ANF / 18.08.08


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30