29.08.2008 16:40
255 YTL’lik küresel sömürü - Özgür Müftüoğlu
Bilirsiniz, “ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş” diye bir söz vardır. Toplu görüşmeler sırasında hükümetin TÜİK’e dayanarak Türkiye’de açlık sınırını 255 YTL olarak açıklamasını duyunca, aklıma ilk olarak bu söz geldi. Ama sonra düşününce bu açıklamaya çok da şaşırmamak gerektiği kanaatine vardım. Çünkü, AKP Hükümeti’nin bu konulardaki yaklaşımını ortaya koyan ilk açıklama değildi bu. Bugüne kadar birçok vesile ile AKP Hükümeti’nin üyeleri ve bürokratları işçilerin, memurların, emeklilerin ücretlerinin yüksek olduğu yönünde pek çok açıklamada bulunmuştu. Hatta bunlar söylemde de kalmamış, SSGSS’de GSS priminden muafiyet için getirdikleri asgari ücretin üçte birinden az geliri olanların (ki bugün için 200 YTL civarında bir miktardır) priminin devlet tarafından ödenmesi uygulaması ile açlık, yoksulluk sınırı konusundaki yaklaşımlarını yasalara da geçirmişlerdi. Kaldı ki toplu görüşme masasında telaffuz edildiği için dikkatleri çeken 255 YTL’lik rakam, aslında yaşlılık aylığının da miktarıdır. Yani, Türkiye’de yüz binlerce yaşlı ve engelli hâlâ hazırda 255 YTL ile yaşamaya mahkum bırakılmaktadır.
Velhasıl, AKP Hükümeti’nin toplu görüşme masasında açlık sınırı olarak açıkladığı rakamın şaşırılacak bir tarafı yoktur. Ancak burada üzerinde durulması gereken; bu rakamın telaffuz edildiği ortamdır. Kamu emekçilerinin ücret ve diğer haklarının belirleneceği bir toplu görüşme masasına açlık sınırını, yoksulluk sınırını koymanın anlamı nedir?
Tüccar anlayışı
Tüccar anlayışıyla devlet yönetmenin en müstesna örneklerinden birini sergileyen AKP’nin, devletin hizmetlerini gerçekleştiren emekçilerle yaptığı pazarlıkta da aynı yaklaşımı sürdürmesi son derece doğaldır. Diğer bir söyleyişle; AKP Hükümeti’nin, kamu emekçilerinin yaşam düzeyleri, bunun gerçekleştirdikleri hizmete yansıması gibi kaygılarla hareket etmesi beklenemez. Keza böyle bir yaklaşım gösterirse kendi var olma koşullarıyla çelişkiye düşer. Dolayısıyla, tüccar anlayışıyla masaya oturan hükümetin, ücretleri en düşük seviyeye çekmek için elindeki tüm kozları kullanmasını yadırgamamak gerekir.
Hükümetin açlık sınırını 255 YTL, yoksulluk sınırını 660 YTL olarak belirlemesi ve bunu toplu görüşme masasına getirmesini sadece tüccar kurnazlığı olarak değerlendirmeyiz elbette. AKP’nin iktidarda tutunması ve iktidarında uyguladığı emek düşmanı politikaların arka planındaki derinliğe ışık tutulmasıyla ancak gerçek durum ortaya konulabilir. Bunun için de AKP’nin iktidara gelmesinin hemen ardından açıkladığı “acil eylem planı” ve bu plan doğrultusunda içeride TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB gibi örgütler; dışarıda ise ABD başta olmak üzere AB, IMF ve Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi yapılarla girdiği ekonomik ve siyasi ilişkilere bakmak gerekir.
Emek gücünde düşük maliyet
AKP Hükümeti’nin politikalarının da belirleyicisi olan kurumlarla ilişkilerinde ortaklaşan nokta küreselleşen üretim ağı içerisinde Türkiye’nin konumunu belirlemektir. İçeride ve dışarıdaki yapıların küresel üretim ağı içerisinde yeniden yapılanan Türkiye’den beklentileri, emek gücünü ve diğer üretim kaynaklarını en düşük maliyetle harekete geçirebilmektir.
Türkiye’de emek maliyeti, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeden düşüktür. Ancak, sahip olduğu teknolojik birikim ve emeğin niteliği bakımından Türkiye’nin içerisinde yer aldığı kategorideki diğer ülkelere göre emek maliyetinin halen yüksek olduğu iddia edilmektedir. İşte bu nedenle yeniden yapılanan Türkiye’den emek maliyetlerini, yani ücretleri daha da düşürmesi beklenmektedir.
Emek maliyetini düşürmenin en bilinen yolu, üretimin esnekleştirilmesi ve emekçilerin baskı altına alınarak örgütlenmelerinin engellenmesidir. Türkiye, 12 Eylül darbesiyle birlikte uygulamaya başladığı ve bugüne kadar sürdürdüğü yeni liberal politikalarla bu yönde önemli adımlar atmış ve emek maliyetini çok önemli ölçüde düşürmüştür. Ancak, emek maliyeti hâlâ beklenen düzeyin üzerindedir. Bu konuda IMF ve Dünya Bankası raporlarının yanı sıra AB ilerleme raporlarında da Türkiye uyarılmakta ve acilen ücretler genel seviyesini düşürmesi istenmektedir. Başta TOBB ve TİSK olmak üzere sermaye örgütleri de her vesile ile ücretlerin düşürülmesi gerektiği vurgusunu yapmakta ve bunu sağlamaya yönelik öneriler geliştirmektedir.
Ücretleri düşürmenin açık ifadesi
AKP Hükümeti’nin emek maliyetinin en alt düzeye indirilmesine yönelik telkinler karşısındaki tutumunu ortaya koyan pek çok açıklama vardır. Bu açıklamalardan en sonuncusu, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’dan gelmiştir. Bakana TÜİK’in 255 YTL’lik açlık sınırı hesaplaması sorulduğunda, verdiği yanıt; refah seviyesinin artırılması için yoğun çalışmalar yaptıkları ve bu kapsamda özel sektörün önündeki engellerin kaldırılması için çalıştıkları yönündedir. Ayrıca, bakan yine aynı soruyu yanıtlarken; bütün gayretlerinin milli geliri artırmak ve özellikle bölgeler arası gelişmişlik farkını gidermeye çalışmak olduğunu belirtmiştir.
Sanayi bakanının refah seviyesini artırmak için özel sektörün önündeki engelleri kaldırmaya çalıştıkları açıklaması son derece anlamlıdır. Zira, sermayenin, uluslararası kurumların ve hükümetin sık sık belirttiği gibi sermayenin önündeki en büyük engel, emek maliyeti; yani ücretlerdir. Bakan burada açıkça ücretleri düşürmek için çalıştıklarını beyan etmektedir. Öte yandan bakanın bölgeler arası gelişmişlik farkını gidermek üzerine çalıştıkları açıklaması da son derece önemlidir. Bakanın bu açıklamasından ilk bakışta anlaşılan kuşkusuz, Türkiye’de son derece büyük olan Doğu ile Batı arasındaki gelişmişlik farklarının kapatılması üzerine çalışmalar yaptıklarıdır. Oysa bölgeler arası eşitsizliği giderme söylemi ardında yatan, “bölgesel asgari ücret” olarak da ifade edilen; daha düşük bir asgari ücret uygulayıp Doğu ve Güneydoğu bölgelerini “emek sömürü alanları” haline getirmektir.
Sanayi bakanının ifadelerinin ardından, açlık ve yoksulluk sınırlarının neden böylesine düşük belirlendiği ve neden toplu görüşme masasına getirildiği daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda temel amaç, Türkiye’de ücretler genel seviyesini topyekün aşağıya çekmektir. Bunun için de görece ücret güvencesine sahip kamu emekçileri ve toplu pazarlık hakkına sahip sendikalı işçilerin ücretlerinin reel olarak düşürülmesi gerekmektedir. Türkiye’de toplu pazarlıklar ve toplu görüşmeler genellikle enflasyon düzeyinde olmasa da nominal olarak ücret artışlarıyla sonuçlanmaktadır. Hükümetin gerçeğin kat kat altında belirlediği açlık ve yoksulluk rakamlarını toplu görüşmelerde ortaya getirmesinin ardındaki neden, sendikacılar ve emekçilerde oluşan görüşme ve pazarlıklarda ‘ücretler artar’ beklentisini kırıp, geriye giden sözleşmeleri gündeme getirmektir. Büyük bir olasılıkla hükümet, bu pazarlık taktiğini önümüzdeki kamu toplu iş sözleşmeleri döneminde de uygulamaya çalışacaktır. Özel sektör de çok yakın bir zamanda kamudaki bu durumu örnek gösterip, ücretleri, hakları geri götüren sözleşmeleri masaya getirecektir. Öte yandan, Sanayi bakanının 255 YTL’lik açlık sınırı ile ilgili soruya yanıt verirken bölgesel farklılıklara değinmesine bakılırsa bu rakam, çok yakında yeniden gündeme taşınması beklenen “bölgesel asgari ücret” için de bir kriter olarak alınacaktır.
Sözün özü: AKP Hükümeti’nin, uyguladığı; devleti piyasa koşullarına göre yönetme anlayışı içerisinde yurttaşa bir aylık yaşamını sürdürmesi için 255 YTL’yi reva görmesinde bir gariplik yoktur. Garip olan, en asgarisinden emekçilerin/üyelerinin hak ve çıkarını koruma iddiasında olan sendikaların, bu oyunun oynandığı masalarda hâlâ oturuyor olmasıdır(!)..
Evrensel / 29.08.08