28.09.2008 07:02
Hrant artık gelmez ki! – Oral Çalışlar
Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili bilgiler her geçen gün netleşiyor. Trabzon’daki Jandarma Alay Komutanlığı sırasında kendisine gelen bilgileri görmezden geldiği ve önlem alınmasını taleplerini reddettiği tanık ifadeleriyle ortaya çıkan Albay Ali Öz’le ilgili anlatılanlar, öfkemizi ve çaresizliğimi artırmaktan başka acaba ne işe yarıyor?
Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle yargılanan jandarmaların davasında tanık olarak dinlenen Yüzbaşı Hüsamettin Polat, Dink’in öldürülmesiyle ilgili ihbarın geldiğini, ancak Albay Ali Öz’ün ‘Bunu sonra görüşürüz’ diyerek geçiştirdiğini ifade etti. Yüzbaşı Polat, Albay Öz’ün en küçük olayı bile atlamayan bir yapısı olduğunu söylerken aslında bir gerçeği de ortaya sermiş olmuyor mu?
Albay Öz, yarbayken Ankara’da cezaevinde 10 tutuklu solcu gencin bir gece yarısı baskınıyla dövülerek öldürüldüğü olayın sanıkları arasındaydı. Bu dava sürerken terfi etti. Hrant Dink cinayetiyle ilgili hakkında çok ciddi iddialar ortaya atıldığı halde uzun süre yerinden bile oynatılmadı. Ağır kamuoyu baskısının ardından hakkında dava açılması izni verildi. Albay Öz, TBMM Komisyonu’na da ifade vermeyi reddedenler arasındaydı.
Bütün bunlar bize neyi söylüyor? Devlet içinde bu tür suçlamalarla yüz yüze gelen rütbelileri koruyan bir mekanizma olduğunu mu? Yoksa bunca ciddi iddialara, açılan davalara, tanıklara rağmen bu insanlar nasıl terfi edebilirler?
Bir devlet memurunun hakkında yazılmış uydurma bir istihbarat raporunun,
o memurun hayatını zehir ettiği bir devlet geleneğine sahipken, onlara neden kimse dokunmuyor? Onlar neden her yaptıklarının ardından yükselebiliyorlar?
***
Ali Öz bu konuda ilk örnek değil ki! Bir Metin Denli vardı 12 Mart 1971 Askeri darbesinin ardından Mamak askeri Cezaevi’nin doktoruydu. Tutuklulara düşman gözüyle bakan bu doktor, Deniz Gezmiş’lerin idam edildiği gün cezaevinde bizlere nispet olsun diye gerinerek önümüzde gezinmişti? Bu kadar tarafgir bir subayın cezaevinden alınması için günler süren açlık grevi yapmıştık.
Sonra ne mi oldu? Metin Denli sürekli terfi etti. Ankara Mevki Askeri Hastanesi’nin Başhekimi oldu. Sonunda Genelkurmay Başkanlığı Sağlık İşleri Daire Başkanlığı görevini üstlenen bir general olarak karşımıza çıktı. Uğur Mumcu’nun yazılarında Metin Denli’ye ilişkin çokça bilgi bulabilirsiniz.
Aklıma o kadar çok isim geliyor ki! Hepsi birer birer yükseldiler. Şimdi Albay Ali Öz, belki de ilk kez alışılmadık bir süreçle karşı karşıya. Henüz yaptıklarının hesabını verecek bir noktaya gelmese bile kamuoyu onun yaptıklarını birer birer öğreniyor. Üstündeki koruma kalkanı zayıflıyor.
Belki yarın yargılanıp ceza da alabilir. Bu yeni bir durum, yeni bir adım olabilir. Bundan böyle bu tür işlere kalkışmak isteyenlere ‘Bak bunlar başınıza gelebilir’ şeklinde bir örneğe dönüşebilir. Tabii olmayabilir de! Onu koruyan güçler, ellerini kollarını onun üzerinde koruma kalkanı olarak tutmayı sürdürebilirler de...
Albay Ali Öz, önüne gelen bu raporları görmezden gelirken, acaba bunu kişisel kararıyla mı yaptı, yoksa o da başkalarına danışıp mı böyle davrandı? Albay Öz’ün bundan önceki olaylardaki görüntüsü bu olaydaki tutumumun tesadüf olmadığını gösteriyor. Ancak acaba bunu kendi başına mı kararlaştırdı?
Albay Öz, ciddi bir sorgulamaya ve yargılamaya tabi tutulsa belki de asıl gerçeği o zaman öğrenebileceğiz? Bütün bunların, ülkemizin geleceği, şeffaf ve denetlenebilir bir devlet mekanizması oluşturmak açısından önemi bulunuyor. Gelecekte böyle olaylarla karşılaşmamak için de bu tür hukuki sonuçlara gerek var.
Geçenlerde sevgili arkadaşımız
Taylan Özgür’ün bir polis kurşunuyla öldürülmesinin 39. yılını yaşadık. Hâlâ bu cinayetin arkasındaki gerçeği öğrenebilmiş değiliz. Onu öldürdüğü söylenen
polis yargılanmadı. Olayın tanıkları hâlâ doğru dürüst çıkıp konuşmadı...
Bütün bu katil şebekesi ortaya çıkarılsa ve hesap verseler, acımız biraz olsun hafifleyecek...
Ne Taylan’ı, ne de Hran’ı artık geri getiremeyiz...
Bu acı bizimle hep yaşayacak...
Radikal / 28.09.08