03.10.2008 08:42
Alman basınından özetler
3 Ekim Milli Birlik Günü’nde Almanya basınında öne çıkan konu, iki Alman devletinin birleşmesinin yıldönümü.
Nürnberger Zeitung gazetesi, birleşmesinin üzerinden geçen 18 yılı şöyle değerlendiriyor:
“Birleşme döneminin Başbakanı Helmut Kohl’ün doğu Alman eyaletlerine vaat ettiği bereket ve refah yavaş yavaş hissedilmeye başladı. Göze ilk çarpan yepyeni otoyol kavşaklarıyla diğer altyapı yatırımları oluyor. Ama onarılmayı bekleyen çok şey de var. Bunların arasında 40 yıllık ayrılığın zihinlerde bıraktığı izlerin silinmesi de var.”
Doğu Almanya’da yaşayanların kansız devrimle hürriyete kavuşmasının Batı Almanya’da yeterince takdir edilmediğini dile getiren Westfalen Blatt gazetesinin milli birlik gününü ele aldığı yorum özetle şöyle:
“Kansız devrim, yaşayan demokrasiye katılmakla, fikir ve seyahat hürriyetiyle ve adını hak eden seçme ve seçilme hakkıyla ödüllendirildi. Hatta bu demokrasi haksızlığın sembolleştiği Almanya Demokratik Cumhuriyeti’ni savunan Sol Parti’ye bile müsamaha gösterebiliyor. Ekonomik alanda da önemli ilerleme oldu. Sınai üretim doğuda daha hızlı artıyor. İşsizlik bir yılda iki puan geriledi. Almanya’da kullanılan güneş panellerinin %80’i doğuda imal ediliyor. Yeni eyaletler ileri teknolojilerin vatanı oldu. Ama kaydedilen ilerleme bütün sorunları çözmeye yetmiyor. Batıya göç önlenemiyor ve 40 yıl diktatörlükle yönetilen doğu Almanya ekonomik bakımdan kendi ayakları üzerinde durmayı hala başaramıyor.”
Petersburg diyalogu çerçevesinde dün yapılan Rus-Alman zirvesinin yorumlandığı Lüksemburger Wort gazetesinde şu satırları okuyoruz:
“Almanya Başbakanı Angela Merkel’i ağırlayan Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Almanya ile ilişkilerinin, Avrupa ve Atlantik bölgelerinin istikrar faktörü olduğunu söyledi. Rusya’nın, AB ve NATO ile olan ilişkileri kadar, BM bünyesinde Hindistan’ın da dahil olacağı güçlü bir demokrasiler koalisyonu kurulmasında önemli bir rol üstlenebileceği malum. St.Petersburg’dan gelen barış sinyalleri doğru yönü işaret ediyor. İlkel bir şekilde doğu-batı ayrımı yapılmayan bir dünyayı.”
Amerikan yönetiminin yüz milyarlarca dolarla çare bulmaya çalıştığı finans krizine değinen Tagespost gazetesi global resesyonun ancak uluslar arası işbirliği ile önlenebileceğine işaret ediyor:
“Dünya hükümetleri ile finans sektörü, dünya ekonomisinin kan dolaşımını hızlandırıp kısa vadeli likiditeyi sağlayamazlarsa bütün dünya ekonomik çöküntü geçirir. Bundan da en çok, kendini savunacak durumda olmayan dünyamızın fakir ve zayıfları etkilenir. Krizin yol açtığı sisteme bağlı riskleri yalnızca devlet sırtlayabileceği için, finans branşının büyüklerine yardım eli uzatılması isabetli olmuştur.”
Nordwest Zeitung gazetesi mali spekülasyonun faturasının vergi mükellefini mağdur etmesini eleştiriyor:
“Durum oldukça kritik. Hafta sonundaki AB büyükleri zirvesinde kriz yönetimiyle ilgili ortak tutum belirlenmesi bu bakımdan son derece önemli. En önemlisi ise ekonomik güvenin yeniden sağlanmasıdır. Hükümetler ve Merkez Bankaları gelişmelere seyirci kalmadıkları mesajını vermelidirler. Bol keseden dağıtılan kredilerin ve para hırsının bedelini vergi mükellefinin ödeyecek olması acıdır. Ama dünya finans sisteminin çökmesi çok daha kötü sonuçlar doğururdu.”
DW-World Turkish / 03.10.08