05.10.2008 05:09
Amerika’nın bir sonraki sınavı – Kadri Gürsel
Ünlü İngiliz siyaset düşünürü John Gray’in Amerikan krizi ile ilgili olarak geçen pazar Observer gazetesinde yayımlanan “Amerika’nın iktidardan düşüşünde bir kırılma anı” (A shattering moment in America’s fall from power) başlıklı makalesi dünyada bir “entelektüel tsunami” etkisi yaptı. Son yıllarda bu kadar yaygın şekilde iktibas edilen, atıf yapılan ve tartışılan başka bir makale yazıldığını hatırlamıyorum.
‘ABD liderliğinin sonu’
Güçlü tez ve argümanları makaleye kayıtsız kalmayı imkansızlaştırıyor. Metnin gücü daha ilk paragraftan itibaren bakın nasıl hissediliyordu:
“Gözümüz eriyip giden piyasalara takılıp kalmış olabilir; ancak ne kadar büyük olursa olsun, tanık olduğumuz kargaşa bir mali kriz olmanın ötesinde. Bu, dünyada güçler dengesinin geriye dönüşü olmayacak biçimde değiştiği, tarihsel bir jeopolitik zemin kayması. İkinci Dünya Savaşı ile başlayan Amerika’nın küresel liderliği dönemi sona ermiştir.”
Gray’e göre Amerikan mali sistemine kamulaştırmalarla yapılan müdahale, serbest piyasacı inanç ve ilkeler bütününün “kendi kendisini imha etmesidir” ve bu şekilde de çöken aslında “tüm bir yönetim ve ekonomi modeli”dir. Gray bu çöküşü, etkileri bakımından devasa bir değişimi yansıtması nedeniyle Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile kıyaslıyor.
“Amerikan siyaset sınıfı, tehlikeli biçimde basite indirgenmiş bir serbest piyasa ideolojisini benimseyerek bu kargaşanın sorumlusu olmuştur” diye yazıyor Gray.
Makalenin, 700 milyar dolarlık kurtarma paketinin ABD Temsilciler Meclisi ve Başkan Bush tarafından onaylanmasından beş gün önce yayımlanmış olması sonucu değiştirmiyor çünkü “paket” daha çok dış borçlanma demek.
Thatcherizmden bugüne
Time’ın editörü Michael Elliott, derginin son sayısındaki yorumunda, vaziyeti en “çıplak” haliyle Gray’in sergilediğini yazarken, İngiliz filozofun 70’lerde, serbest piyasacılığın modern ve başarılı bir toplum yaratmanın temeli olduğunu vazeden Thatcherizmin “entelektüel babaları” arasında yer aldığını hatırlatıyor ve Gray’in geçmişinin, bugün söylediklerini daha da ilginç kıldığını belirtiyor.
Jeopolitik değişirken
Gray’in aşağıdaki satırları, mali krizin, Amerikan askeri üstünlüğü ile biçimlenmiş tek kutuplu küresel jeopolitik üzerindeki etkileri hakkında düşünmek için bir girizgâh niteliğinde:
“Sonuç, Amerika’nın dünyadaki yükselen güçlere daha da bağımlı hale gelmesi olacak. (...) Bu şartlarda, büyük miktarlarda Amerikan bonosu satın alan Çin, Körfez ülkeleri ve Rusya örneğin, Amerikan dolarının dünya parası olma konumunu desteklemeye devam edecekler mi; yoksa bu ülkeler bu durumu ekonomik güç dengesini kendi lehlerine çevirmek için bir fırsat olarak mı görecekler? Her iki durumda da, olayların kontrolü artık ABD’nin elinde değildir.
İmparatorlukların kaderi çoğunlukla savaş ve borç arasındaki karşılıklı etkileşimle belirlenir. (...) Irak Savaşı ve kredi balonu (Mali krizi kastediyor) Amerika’nın ekonomik üstünlüğüne ölümcül biçimde zarar verdi.”
Ricat kaçınılmaz mı?
Gray, Amerikan krizinin, askeri harcamalarda kaçınılmaz kesintilere gidilmesine neden olacağı ve kesintilerin ABD’nin zaten sınırlarına dayanmış olan askeri gücüyle, mevcut yükümlülüklerini eskisi gibi yerine getirmesini engelleyeceği öngörüsünde bulunuyor. Bu durumun ABD aleyhinde jeopolitik yansımalarının olması mukadderdir.
Kritik İran soruları
Gray’in öngörüsü akla hemen şu soruyu getiriyor: Güçten düşmüş bir ABD, nükleer silah geliştirme aşamasındaki İran karşısında ne yapacak?
Bu soru kritik; çünkü İran’ın nükleerleşmesine izin verecek bir ABD, Ortadoğu ve Avrasya’da güçler dengesinin kendi aleyhine kalıcı olarak değişmesine de izin vermiş olacak.
Nükleer İran, yeni ve daha güvensiz bir dünyanın habercisidir.
Kriz, Obama’yı Beyaz Saray’a her gün biraz daha yaklaştırıyor. Gelecekteki bir Obama yönetimi koşulların zorlayıcılığı altında da kalarak Amerikan ordusunu Irak’tan erken çekerse ne olacak? Herhalde bundan en kazançlı çıkacak ülke yine İran olacaktır.
Gürcistan’ın Rus ordusu tarafından ezilmesi, ABD’nin dünyanın büyük patronu olduğu Soğuk Savaş sonrası dönem için, sonun başlangıcını işaret ediyordu.
Bundan sonraki gelişmelerin yön ve hızını, büyük ölçüde ABD’nin İran karşısındaki tutumuna bakarak gözlemleyeceğiz.
Milliyet / 05.10.08