06.10.2008 10:48
Duran Kalkan: Gerilla ulusal savunma gücü haline gelmiştir
KCK Yürütme Konseyi Üyesi ve Halk Savunma Merkezi Başkanı Duran Kalkan, Türkiye’nin yeniden sınırötesi operasyon tezkeresine ihtiyaç duymasının başarısızlığın açık itirafı olduğunu söyledi ve “Bir yıl daha tezkereye ihtiyaç duyulması son bir yılda başarısız olduğunu kanıtlıyor” dedi. Gerillanın Türk ordusunun saldırılarını boşa çıkarttığını vurgulayan Kalkan, Kürdistan gerillasının ulusal savunma gücü haline geldiğine dikkat çekti. Kalkan sorularımızı yanıtladı.
* Ekim 2007’de çıkarılan sınır ötesi operasyon tezkeresi bir yılını geride bıraktı. Bu hafta tezkerenin yeniden uzatılması gündemde. Bir yıllık tezkere Türk devleti ve Kürtler açısından doğurduğu siyasal sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- AKP hükümeti zaten sınır ötesi operasyon tezkeresinin bir yıl daha uzatılacağını kamuoyuna deklere etti. Bu geçen bir yılın sonuçları da birçok çevre tarafından bir süreden beri tartışılıyor ve gittikçe bu tartışmanın daha da yoğunlaşacağı anlaşılıyor. Herhalde Türk Genel Kurmayı da HPG Ana karargahı da bu bir yılın askeri bilançolarını yayınlarlar. Bu durum geçen bir yılın siyasi askeri sonuçları üzerinde değişik çevrelerin daha somut ve kapsamlı tartışma yapmasını sağlatır.
Ancak biz şimdiden hemen şunu belirtelim, daha Eylül ortasından itibaren Türkiye hükümetinin sınır ötesi operasyon tezkeresinin bir yıl daha uzatılacağını açıklamış olması, geçen bir yıllık süreçteki başarısızlığın açık itirafı oluyor. Bir yıl daha tezkereye ihtiyaç duyulması geçen bir yılda başarısız olduğunu kanıtlıyor. Bu bir propaganda ya da suçlama kuşkusuz değil, bir gerçeğin ifade edilmesi durumudur. Zaten Başbakan Tayip Erdoğan 2007 Ekimin’de sınır ötesi operasyon tezkeresinin çıkarılması gündeme geldiğinde, eğer bir yıl yeterli olmazsa yeniden uzatırız, demişti. Aslında bir yılda ciddi bir şey yapamayacaklarına kendisi de kaniydi. Yani tezkereden başarılı sonuç alacaklarına dair çok fazla bir umut ve beklentisi yoktu. Onun için daha tezkere ilk çıkarılırken bile ikinci, üçüncü yılda da uzatılabileceğini söyleme zorunluluğunda hisseti kendini.
* Sizce tezkereyle Türkiye ne tür politik kazanımlar elde etti?
- Geriye dönülüp bakıldığında sıfır denilebilir. Politik kazanımdan çok kaybediş var. Belki şunu başarılı görebilirler, yıkılmadık ayaktayız, diyebilirler. Türkiye’de bu söz çok söyleniyor. O bakımdan yıkılmadan ayakta kalmış olmalarını başarı sayabilirler. Fakat ne kadar yıkılmadıkları, ne kadar ayakta oldukları tartışma götürür. Nitekim bu tezkereye dayalı olarak yürüttükleri politikalarda sonuç alamamışlardır. Ekonomik olarak yürüttükleri saldırı başarısız kalmıştır. Siyasi, sosyal, kültürel alandaki saldırılar başarısız kalmıştır. Psikolojik savaşta sonuç alamamışlardır. Askeri olarak yürüttükleri savaşta sonuç alamadıkları gibi, Şubat ortasındaki Zap operasyonu göstermiştir ki yenilgi almışlardır. Bunların sonucunda Türkiye yönetimi ciddi bir iç siyasi kriz yaşamış, keskin bir iktidar savaşımına sahne olmuştur. Milliyetçi klik ile dinci klik arasında kıyasıya bir iktidar savaşımı Mart, Nisan, Haziran aylarında sürmüştür.
TÜRK ORDUSU İTİBAR KAYBETTİ
Bu savaşımın sonucunda savaşı sürdüren tarafların tümünün derin ve ciddi bir yıpranmayı yaşaadıklarını söylemek hatalı değildir. İlk defa Zap operasyonu ardından Türk ordusu toplum nezdinden bu denli itibar kaybına uğramıştır ve Türk Genel Kurmaylığının siyaset üzerindeki etkinliği azalmış, zayıflamıştır. Geçmişin söz söylenmez, Genel Kurmayı, generalleri, ordusu artık ortada yoktur. Türkiye toplumu derin bir biçimde Genel Kurmayın izlediği politikaların doğru olup olmadığını sorgulamakta, bundan kuşku duymaktadır. Birçok çevre artık bunu aleni söyler hale de gelmiştir. Bu ne kadar mevcut Genel Kurmayın ve ordunun itibar kaybettiğinin açık göstergesidir. Diğer yandan AKP hükümeti ise aslında adı olan etkisi olmayan sadece rant kapılarını elinde tutmaya çalışan bir memurlar derekesine düşmüştür.
AKP kapatılmamış Tayyip Erdoğan hükümeti devam etmiştir ama bu hükümetin gücü ve etkinliği olmadığı cevabını şimdi herkes veriyor. AKP hükümeti pamuk ipliği ile iktidara bağlanmış, rant kapılarını elde tutan bir ekonomik memurlar topluluğu derekesindedir. Türkiye yönetiminin hepsini Genel Kurmay ele geçirmiş bulunuyor. İstediği gibi kullanıyor ve Genel Kurmaylık düzeyinde bir başkanlık sistemi Türkiye’de açıkça uygulanıyor. AKP, hükümet olma durumunu koruyor ama çok derinden yıpranmış halde geleceğinin ne olacağı meçhul ve karanlık olan bir durumda bulunuyor.
Herkes şimdi Tayyip geleceğinin ne olacağı olgusunu tartışıyor. Bu bakımdan ister askeri kanat olsun ister sivil kanat, Türkiye’yi yönetenlerin ciddi bir güven, prestij, otorite ve etkinlik kaybına uğradıkları, bu anlamda ciddi bir siyasi başarısızlık yaşadıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Belki iktidarda kalmayı sürdürüyorlar. Yine rant kapılarını ellerinde tutarak göbeklerini şişiriyorlar ama, bir siyasal güç olarak tooplum üzerinde etkinlik sürdüremedikleri kesindir. Böyle bir siyasi yönetim altında Türkiye toplumunun ciddi bir güç ve gelecek kaybı yaşadığı tartışma götürmezdir. Türkiye’ye bir yıl kaybettirmiştir bu yönetim sınır ötesi operasyon tezkeresiyle. Geleceğini karartmıştır. Yüzlerce, hatta binlerce gencin can vermesine yol açmıştır. Milyarlarca, yüzmilyarlarca lirasının savaşta heba olmasına yol açmıştır.
Sadece bir yıl içerisinde mali, psikolojik, insan kaybına yol açılmamış; Türkiyenin yıllara yayılacak geleceği karartılmıştır. Felaketten felaket içerisine sürüklenen bir durum yaşanmıştır. Nitekim Gürcistan’da kriz olmuş en büyük zararı Türkiye görmüştür. Şimdi nerede bir kriz olsa en zararlı çıkan Türkiye olmaktadır. Neden? Çünkü PKK’ye karşı savaş konusunda Türkiye’nin bütün değerleri, varlığı ipotek altına alınmıştır. Mevcut yönetim ipotek ettirmiştir. Herkesten desteği bu temelde alabilmektedir. Dolayısıyla da bir kriz çıksa sorun, zorluk ortaya çıksa kaybeden, zarar gören Türkiye olmaktadır.
Türkiyenin bir yıllık siyasi bilançosunu insan böyle değerlendirebilir. Diğer yandan bu tezkerede ABD’nin payını unutmamak, onu da ifade etmek gerekir. Sınır ötesi operasyon tezkeresini Türkiye çıkardı ama, ona onayı ABD verdi. Irak’ın hava ve kara sahasını Türk ordusunun harekatına ABD açtı. Türkiye’yi böyle bir tezkere çıkartarak, sınır ötesinde de PKK’ye karşı savaş içerisine ABD yöneltti.
ABD UMDUĞUNU ALAMADI
* Neydi ABD’nin bütün bunları yapmaktaki amacı?
- İki yönlü amacı vardı. Kuşkusuz birincisi ve başta geleni Türkiye yönetimini çıkmaz içerisine sokarak ABD’ye daha muhtaç ve bağımlı hale getirmek ve bunun sonucunda ABD’nin Ortadoğu politikaları doğrultusunda daha fazla hareket eder kılmaktı. Bu konuda AKP zaten ABD’ye göbeğinden bağlanmıştı. ABD siyasetlerinin tümünü kabul eder durumdaydı. Ancak Genel Kurmay biraz ihtiyatlı yaklaşım içerisinde bulunuyordu. Sınır ötesi operasyon tezkeresi temelinde yürütülen savaşta Genel Kurmayın içerisine düştüğü çıkmaz ve yenilgi onu da ABD’ye daha çok muhtaç ve bağımlı hale getirdi. Nitekim Genel Kurmay ile AKP politik olarak daha çok yakınlaştı, uzlaştı. Aslında birbirlerine yakınlaşmadılar Amerika çizgisinde birleşmeye yakınlaştılar ve nitekim hem Amerikan işbirlikçiliğinde birlik sağladılar hem de bu temelde yeniden bir hükümet olma uzlaşmasını ortaya çıkardılar. ABD tezkere temelinde dayattığı savaşla Türkiye yönetimi çerçevesinde hesapladığını aslında kazandı. Büyük ölçüde Türkiye cephesinde istediği sonucu elde etti.
İkinci sonuç; Kürt tarafına ilişkindi. Böyle bir savaşla PKK’nin darbe yiyip zayıf düşmesini dolayısıyla ABD’ye muhtaç, onunla iş yapar hale gelmesine ve bu temelde Kürtlerin ABD -Türkiye-Irak üçlü ittifakına dahil edilmesini hedefliyordu. Bu noktada ABD’nin sonuç alamadığı ortadadır. Havadan ve karadan yürütülen saldırılar PKK’yi darbeleyemedi. Tersine PKK’nin siyasi, askeri itibarı ve gücü bu saldırılar karşısında gösterdiği direnişle daha çok arttı. Hem örgütsel gücü arttı hem de Kürt ulusal kamuoyu nezdinde itibarı ve desteği arttı. Dolayısıyla PKK’nin aktif direnen gücünün ezilmesi geri kalanınında ABD siyaseti içerisinde eritilmesi politikası başarıya gitmedi. Bu bakımdan Kürt cephesinden ABD umut ettiğini alamamıştır. Sınır ötesi operasyon tezkeresiyle ulaşmak istediği siyasi kazanıma Kürt cephesinden ulaşılamamıştır. Hala bu sorun çözüm bekliyor. Büyük ortadoğu projesinin çekirdeği olarak ABD, Türkiye, Irak üçlü ittifakına Kürtlerin dahil edilmesi politikası önünde ciddi zorluklar, pürüzler, engeller bulunuyor. Bu bakımdan geçen bir yıl ABD açısından da yarı başarı yarı başarısızlık olarak değerlendirilebilir.
GERİLLA ULUSAL SAVUNMA GÜCÜ HALİNE GELMİŞTİR
* Böylesi hareketli geçen bir yılın kapsamında PKK’nin pratiğini nasıl yorumluyorsunuz?
- PKK ve Kürtler sınır ötesi operasyon tezkeresi temelinde gösterdikleri direnişler büyük bir siyasi kazanım elde etmiş durumdalar, bu bir övünme ya da propaganda değil. Bir gerçektir. Bir kere hava saldırıılarının boşa çıkartılıp başarısız kılınması PKK’nin gücünü ortaya koymuştur. Yine Zap operasyonunun kırılarak yenilgiye uğratılması gerillanın gücünü ve Kürt halkının savunmadaki rolünü herkese göstermiştir. Bu çerçevede gerilla ulusal savunma gücü haline gelmiştir. Kürdistan’ın dört parçasında ve yurt dışında Kürt toplumunun temel savunma kuvveti olarak benimsediği, övgüler dizdiği, umut güven beslediği bir kuvvet haline gelmiştir. Gerillanın dolayısıyla PKK’nin Kürt ulusal kamuoyunda itibarı çok ileri düzeyde artmıştır.
Askeri açıdan gerillanın sağladığı başarıların toplum üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. 2008 Mart ayında halkın geliştirdiği serhıldan Kürdistantarihinin en büyük kitle hareketini ifade etmektedir. Mart’tan dört Nisan’a kadar gece gündüz halk neredeyse ayakta olmuştur. Milyonlar halinde Önder Apo ya ve PKK ye bağlılığını, Kürt sorununun demokratik çözümü talebini ortaya koymuştur. Bu büyük bir siyasi gelişmeye işaret etmektedir. Bu Kürt halkının PKK’yi ne kadar güçlü bir biçimde sahiplendiğini ortaya koyuyor. Toplum nezdinde PKK’nin gücü artmıştır, örgütlenmesi büyümüştür. Ulusal düzeyde demokratik Konfederalizmi örgütlemek için imkan ve zeminini daha da büyütüp genişletmiştir PKK. Diğer yandan direnenin ulusal demokratik mücadele yürütenin halk olduğunu, kitle olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye’nin terörizm diye dünyaya lanse etmeye çalıştığı özgürlük mücadelesinin bir demokratik halk hareketi olduğunu herkes görmüş ve kabul eder hale gelmiştir. Bu durum Türkiye yönetiminin büyük imkanlar harcayarak yürüttüğü terör örgütü ilan ettirme çabalarını tuz buz etmiştir. PKK’nin dostları, demokratik müttefikleri bölgede ve dünyada genişlemiştir. Bu da ciddi bir siyasi kazanıma işaret ediyor. Bütün bunlara dayanarak PKK güçlü örgütsel çalışmalar yürütmüş, ideolojik-örgütsel mücadele de önemli bir düzey kazanarak PKK onucu kongresi gibi büyük bir zirveyi gerçekleştirme başarısını göstermiştir. Şimdi hem öncü örgütlenme bakımından hem halk nezdindeki gücü, itibarı bakımından hem de uluslararası kamuoyu bakımından PKK tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşamaktadır.
* Peki sorunun çözümü konusunda işaretler görüyor musunuz?
- Şimdi artık Kürt sorununun siyasi demokratik çözüm ihtiyacı her zamankinden daha acil ve yakıcı bir ihtiyaç durumundadır. Herkes bu gerçeği görmekte dolayısıyla Kürt sorununun siyasal çözümünün önümüzdeki süreçte bu gelişmelere dayalı olarak daha geniş açılacağı rahatlıkla görülebilmektedir. Geçen dokuz aylık süre içerisinde hep kazanan PKK ve Kürt halkı oldu. İnsiyatifi hep PKK ve Kürtler tuttu. Sınır ötesi operasyon tezkeresi çıkarken gerilla geliştirdiği direnişlerle aslında bu tezkerenin ölü doğmasını başardı. Gabar, Oramar direnişleri böyle bir sonucu açıkça yaratmıştır. İnsiyatifi ele geçirelim amacıyla geliştirilen havaldırılarının başarısız kalması Türk Genel Kurmayının inisiyatifi almak bir yana insiyatifsizliğinin derinleşmesine yol açtı. Ardından 20 Şubat Zap operasyonu ile bu zayıflığını gidermek istediyse de Türkiye Genel Kurmayı içine düştüğü çıkmazla daha fazla insiyatif ve prestij kaybeden bir durum yaşadı. Buna karşı Kürtler ve PKK büyük bir güç, umut, irade ortaya çıkardılar. Coşku ve heyecan oluştu. Nitekim bu durum şarkılara, Türkülere, şiirlere yansıdı. Oramar, Zap destanı gibi Kürt kültürüne güçlü katkılar sunan müzik ortaya çıkarıldı. Bunlar dinlenildiğinde Kürt toplumunun sınır ötesi operasyon tezkeresi temelinde geliştirilen saldırılara karşı gösterilen direnişte ne kadar büyük bir moral, coşku, heyecan yaşadığını açıkça görülmüştür.
Bu da aslında demokratik sisayetin gelişmesi, Kürt sorununun demokratik çözümü için Kürt toplumunun örgütlenme ve mücadele gücünü arttırması açısından büyük bir gelişmeye işaret ediyor. Dolayısıyla geçen bir yılda kazandığı moral düzeyle Kürt toplumu önümüzdeki yıllarda en büyük özgürlük ve demokrasi mücadelesi verebilecek güçtedir. Bu da büyük bir siyasal gelişme, kazanıma işaret ediyor. İnsanlar daha çok örgütleniyor, geleceğe daha büyük bir umut ve güvenle bakıyor.
SÖZDE ETKİSİZLEŞTİRİLEN SAYILAR
Generaller ve AKP hükümeti sürekli “dağıldılar, bittiler, çoğunu etkisiz hale getirdik” türünden açıklamalar yapıyor. Aslında sürekli tekrarlar sözler bunlar. Bu bir körlük mü, Kürt sorununu inkar mı?
Dağıldılar, bittiler, etkisiz hale getirdik, köklerini kazıdık türünden sözler Türkiye yönetiminin son bir yılda ifade ettiği sözler değildir. Yakın dönem itibariyle 12 Eylül 1980’den bu yana Evren’den başlamak üzere her yönetimin en çok söylediği sözler bunlar oluyor. Şimdiye kadar on tane Genel Kurmay başkanı gelmiş geçmiş, en az bir o kadar hükümet kurulmuş yıkılmış hepsi de aynı nakaratı tekrarlayıp durmuştur. Belki de bunu en çok tekrarlayan 12 eylül cuntasının şefi Kenan Evren’di. Hakkını yememek lazım. Bu konuda hiç kimse Kenan Evren’nin o köylü üslubuyla veya pazarcı üslubuyla yürüttüğü basit propagandacılığa ulaşamaz. Öyle ki uzun iktidar süresi boyunca söylenmedik söz bırakmadı. Bitirip yok etmediğ an bırakmadı. Sadece bunu sözlede söylemedi, bilançolar da verdi. Geçen 28 yıllık süre içerisinde Türkiye yönetimlerinin verdiği bilanço toplansa PKK’nin ve onun örgütlediği gerilla sayısı herhalde 50-100 bini geçer. Yani bunlar Türkiye yönetimlerinin sözde etkisizleştirdiği sayı oluyor. Ancak bunların gerçek olmadığı, basit bir propagandayı ifade ettiği, mevcut yönetimlerin bu biçimde Türkiye halklarını aldatmaya çalıştığı biliniyor.
YALANLARLA DEVLET TÜKETİLDİ
* Toplumda bir değişim var mı peki, Türk halkı aldatıldığını düşünüyor mu?
- Türkiye de bir yalan yönetimi yaşanıyor. Yalancılık üzerine kurulmuş bir siyaset var. Yalancılığı meslek edinmiş siyasi iktidarlar söz konusu. Bir yönetim ne kadar çok yalancıysa, ne kadar güçlü yalan söylüyorsa, yalanı ne kadar gerçeğe yakınmış gibi inandırıcı tarzda ifade ediyorsa o daha fazla iktidarda kalıyor. İktidar ömrünü daha çok uzatıyor. Oysa yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye bir deyim var. Türkiye hükümetleri bu yalancılıklarıyla aslında devleti tükettiler. Siyaseti tükettiler, toplumun devlete ve siyasete olan güvenini neredeyse sıfıra getirdiler. Oysa ki Türkiye toplumu devletçi toplumdu. Kendinden çok devlete güvenen toplumdu.
Şimdi herhalde devlete en az inanan, güvenen, devleti en fazla reddeden toplum düzeyine geldi. Neden? Çünkü devleti yönetenler, devlet adına konuşanlar hep yalan söylediler. Hep toplumu aldatmaya çalıştılar. Bunu Kürt sorununda PKK’ye karşı mücadelede yaptıkları gibi toplum yaşamının diğer alanlarında yaşanan bütün sorunlarda da yaptılar. Ekonomik alanda, sosyal, siyasal alanda, kültür alanında toplum yaşamının bütün alanlarında idareyi adeta yalanla sürdüren bir düzeye geldiler, yalancılığı meslek haline getirdiler. Böyle bir yönetim ve siyasi iktidara da bir toplumun daha fazla güvenip inanması elbette ki beklenemez. Aslında bu konuda en uyuşuk yine de devlete bağlı olan toplum Türkiye toplumudur.
Bu kadar yalancı iktidar başka her hangi bir toplum üzerinde olsaydı şimdi kırk defa isyan olurdu. Toplum ayağa kalkar böyle bir iktidarı al aşağı ederdi. Bakalım çevremize, kafkaslara, balkanlara dünyanın dört bir yanında bu duruma gelmemiş bazı hatalar yapan, kısmi yalan söyleyen iktidarlara karşı bile toplum ayaklanıyor ve onları alt ediyor. Türkiye toplumu devletçi olduğu için bir de yalan üzerinde eğitildiği için büyük bir baskı ve sömürüye maruz bırakıldığı için böyle bir irade ve güç gösterisinde bulunamıyor, zayıf kalıyor. Hiç mücadele etmiyor değil, yiğit çıkışları var ancak sınırlı ve zayıftır, dolayısıyla genelleşmiyor, kitleselleşmiyor süreklilik kazanmıyor ve dolayısıyla başarıya gidemiyor. Bu bakımdan hükümetlerin geçen bir yıl içerisinde söyledikleri de ister Genel Kurmay ister hükümet düzeyinde olsun yalanı ifade etti. Oysa zor durumda kalan, yenilgiye uğrayan kendileriydi. Sağa sola bombalar yağdırdılar havadan, bir sürü bilanço açıkladılar hiç bir şeye dayanmadan. Oysa kendileri de biliyorlardı ki öyle sağa sola bomba atmakla sonuç alınmaz. Nitekim alamadılar da. Şimdi biraz saadete gelmiş gibi görünüyorlar. Yaptığımız hava saldırıları çok fazla sonuç vermedi diye başarısızlıklarını itiraf ediyorlar. Yine askeri operasyonlar yaptılar. Kuzeyin her alanında Dersim’de, Botan’da, Amed’de, Erzurum’da, Garzan’da, Zağros’ta, Serhat’ta her yerde sürekli askeri operasyon halinde oldular. Sonuç; geçen yılları aşan bir etkinlik gösteremediler. Bu açıkça ortadadır.
Devam edecek
ANF / 06.10.08