Ana Sayfa / Basın / 
22.11.2008
07.10.2008 14:22

Duran Kalkan: İlker Başbuğ da şansını denemek istiyor – Halit Ermiş

 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi ve Halk Savunma Merkezi Başkanı Duran Kalkan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da şansını denemek için Güney Kürdistan’a yönelik kara operasyonu düzenleyebileceğini söyledi. Amerika’nın Türkiye’yi PKK üzerinden Ortadoğu savaşı içerisine daha fazla sokmak istediğini belirten Karayılan, AKP ve Türk ordusunun siyaseten kırılma noktasında olduğunu kaydetti. Kalkan sorularımızı yanıtladı.

* Gerilla cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu bir yılın askeri bilançosu açıklansa görülecektir son 9-10 yıllık süre içerisinde en yoğun operasyonların yapıldığı yıl bu geçen bir yıllık süreç olmuştur. Yani sınır ötesi operasyon tezkeresi temelinde geliştirilen saldırı süreci son 10 yılın en fazla operasyonlarına sahne olmuştur. Peki hani sonuç? Nerede gerilla bitirildi, nerede gerilla etkisizleştirildi. Tam tersine geçen yılı aşacak oranda Kürdistan eyaletlerinde, bölgelerinde gerilla direnişi eksiksiz geliştiği gibi Karadeniz ve Akdenize de başarıyla açılım sağlandı. Karadeniz ve Akdeniz gerillası en büyük performansı bu 2008 yılında gösterdi. Yine şehir gerillacılığında giderek artan bir açılım var. Bırakalım gerillanın sınırlandırılması ya da zayıflatılmasını, gerillanın daha çok genişlediği Karadenize, akdenize, şehirlere, metropollere daha çok açılım sağladığı bir yıl yaşandı. Güney’de de direniş aynı biçimde oldu. Kuzeyde operasyonlar nasıl başarısız olduysa güneyde de öyledir. İster hava saldırısı olsun ister topçu atışı boşa çıkarılmıştır.

En son 20 Şubat’ta ki Zap operasyonu kırılarak Türk ordusunun yenilgisiyle sonuçlandırılmıştır. Bu anlamda geçen bir yıl içerisinde gerillanın performansı iyi olmuştur. Kuşkusuz kendimizi kandırmıyoruz. Kürdistan gerillasının performansı çok daha güçlü, çok daha büyük ve zengindir. Gücü fazladır, eylem yeteneği geniştir. Mevcut kullanım yüzde on düzeyinde bile değil. O bakımdan varolanın kat kat fazlası olabilirdi. Biz bunu açıkça söylüyoruz. Bu bir kuruntu değildir. Kendimizi yersiz suçlamada değil, bir gerçeğin ifade edilmesidir. İçindeyiz, yaşıyoruz, çalışıyor ve gerçeğin böyle olduğunu açıkça görüyoruz. O bakımdan mevcut olanı çok beğeniyoruz anlamında söylemiyorum. Eleştirilerimiz beğendiğimizden daha fazladır. Gördüğümüz hata ve eksiklikler daha çoktur. Bu temelde eleştirel ve öz eleştirel yaklaşım içinde bulunuyoruz. Hiç de kendimizi kandırır durumda değiliz. Ama tüm bunlara rağmen daha önceki yıllara göre sınır ötesi operasyon tezkeresi ardından gelişen gerilla direnişinin performans olarak çok daha etkili ve güçlü olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir kere sınır ötersi operasyon tezkeresinin ölü doğmasını sağlamıştır.

*Nasıl? Gabar ve Oramar eylemleriyle tezkereyi boşa çıkartıldığını mı düşünüyorsunuz?

-Gabar eylemi Türkiyeyi sarsmıştır. Oramar eylemi ise sınır ötesi operasyon tezkeresinin hiçbir sonuç vermeyeceğini daha ilk günden gerillanın sert darbeleri altında ezilip gideceğini hem Türkiye kamuoyuna hem de uluslararası kamuoyuna açık göstermiştir. Nitekim bunu herkes böyle değerlendirdi. Sınır ötesi operasyon tezkeresinin Kürt gerillası tarafından büyük bir tepki ve saldırıyla karşılandığını dış basın yazdı. Bunu herkes biliyor. Oramar’ın Kürt halkında, demokratik kamuoyunda nasıl bir coşku yarattığı ortadayken gerici çevreleri de  nasıl kahrettiği yine ortadadır. Hala Oramarın psikolojik etkisinden Türk ordusu kurtulmuş değil. Her fırsatta Oramar’da şöyle olmuştu, böyle olmuştu deniliyor. Oramar bir ölçü olarak gösteriliyor. Sonrasında Güney Kürdistan’a dönük hava operasyonları karşısında ki durumumuzu çok gerçekçi hiç mübalağa katmadan şöyle ifade edebilirim:

Başlangıçta tezkereyide söylenen sözleri de ciddiye aldık. Durumun ciddi olduğunu tedbir almamız gerektiğini söyledik. Fakat itiraf etmeliyiz ki söylediklerimizin gereklerini pratikte yeterli yapmadık. Yine de çok fazla gerçekleşmez yaklaşımı içinde olduk. O bakımdan ilk saldırılar biraz etkili oldu. Örneğin Kandil ve Xınerede kayıplar yaşandı, bunlar o zaman kamuoyuna açıklanmıştır. Fakat ardından yeniden pratik durum değerlendirmesi yaparak tüm gerilla güçleri bu saldırılara göre gerekli savunma tedbirlerini geliştirdiler ve giderek sıfıra yakın düzeyde bir boşa çıkarma durumu geliştirildi. Bu açık bir gerçektir. Baştan pratik tedbirleri daha ciddi ve daha erken geliştirseydik aslında hava saldırılarının sıfıra yakın noktada etkisiz kılınması rahatlıkla sağlanabilirdi. Daha sonraki pratik süreç bunu netçe kanıtladı. Kandil ve Xıneredeki ilk vuruşlarda üç ve beş kayıbımız yaşandı. Yine son Kandil şkeft saldırısında beş PJAK kaybı yaşandı. Onun dışında kaybımız yoktur. Tedbir geliştirilen yerlerde gizlilik ve yer altı örgütlemesini geliştirdiği yerde gerilla her türlül hava saldırısını boşa çıkartmayı başarmıştır. Şimdi buna göre bir savunma sistemi geliştirilmiştir ki ister topçu atışları olsun ister uçak saldırıları boştur. Bu da bir gelişmeye işaret ediyor.

ZAP’I ZAPT EDEMEDİLER

*Sonrasında kara harekatı düzenlendi…

-Evet, kış şartlarında, 20 Şubat’ta Güney Kürdistan’a dönük hem de özel kuvvete dayalı askeri operasyon herhalde Türkiye tarihinde ilk defa oluyor. 25 yıllık savaş tarihimizde de ilk defa gerçekleşen bir saldırıyı işaret ediyor. Biz daha çok Mart başında saldırı olur diye bekliyorduk. Fakat her zaman olabilir diyede hazırlıklarımız vardı. 20 Şubat’ta olan saldırıyı da bu hazırlıklara dayanarak karşıladık. Gerilla direnişi karşısında Türk ordusunun planları boşa çıktı. Zap kuşatılamadı. Hava saldırıları etkili olmadı, kara yürüyüşü gerillanın pusuları karşısında adım bile ilerletilmeden durduruldu. Sonuçta Zap’ı Zapt etmek, Anakarargahı ezmek için gelen Türk ordusu ezilerek, zorla Türkiye sınırları içerisine geri çekilmek zorunda kaldı. Bizzat Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt “tere yağından kıl çeker gibi çekildik” dedi. Başarıyla ezdik diyemedik, geri kaçışı başarıyla sağladığından övünmek durumunda kaldı. Bu nasıl bir ruh halini yaşadıklarının açık göstergesi oluyor. Kürtler diyor “sıwar hatın peya çun” atlı gelip yaya gittiler. Büyük bir gürültüyle gelip zar zor geri gittiler, oda geri gidebilenleri tabi. Düşen, darbe yiyen helikopterler, 125 asker kaybı ortada.

Zap operasyonu Türk ordusu için büyük bir yenilgi oldu. Bu operasyondan hiçbir sonuç alamadılar. Aslında daha ağır darbe yiyebilirdi. Birkaç yüz kişilik askeri güç gerilla tarafından hemen hemen tümden kuşatılmıştı. Ancak gerilla da kısmi zayıflık gösterdi. İşte yağdan kıl çeker gibi çekilmeyi o kuşatmaya giren güçlerini çekme maharetinde gösterdi. Yoksa kaybı Türk ordusunun mevcut olanın üç dört katına çıkardı. Ama gerçekleşen de az değildir. Zap’a operasyon düzenleyen gücün hepsi özel kuvvetten oluşuyordu. Bu durum gösterdi ki Güney Kürdistan’a, medya savunma bölgelerine Türk ordusunun başarılı operasyon yapması zordur. Nitekim Zap girişiminden sonra herhangi bir girişimde bulunamamıştır. Oysa planlarına göre Zap ardından bütün medya savunma alanlarına dönük, parça parça operasyonlar geliştireceklerdi. Eğer Zap’ta başarılı olsalardı devam ettireceklerdi, planları öyleydi. Ama Zap’ta başarısız kalıp yenilgiye uğrayınca diğer alanlar için öngördükleri saldırı planlarını uygulamaya koyamadılar. Bu büyük bir direnişi ifade ediyor. Gerçekten de Zap destanı yazılabilir. Onu hak etti Zap direnişi.

KARADENİZ’DE TÜRK ORDUSU YATAĞINDA VURULDU

*Peki iç eyaletlerde nasıl bir savaş yaşandı? Oralarda da yoğunca operasyonlar gerçekleşti. Üst düzey kayıplar da oldu…

- Şimdi Botan geçen yıl içerisinde büyük bir mücadele sahası oldu. Genel Kurmay bir yandan tampon bölge planlaması doğrultusunda Botan’ı hedefledi, diğer yandan inkarcı sistemin iç uzantısı olarak provakatif- tasfiyeci yaklaşımlar Botan’a zarar verdi. Bütün bunların sonucunda bazı kayıplar verdik. Bunu kabul ediyoruz. Gabar ve Hezılde kayıplarımız oldu. Aralık ayında Gabarda, mart 2008 de Hezılde değerli komuta yoldaşlarımızın da içinde olduğu belli bir kayıp yaşadık. Zaten bunu daha önce kamuoyuna duyurduk. Adil, Gülbahar, Kurtay, Nuda, Ferhat gibi öncü militan, komutan kişilikleri şehit verdik. Bu gerilla güçlerimizde büyük bir öfke ve tepki yarattı. Hem dıştan saldırı yapan düşmana karşı böyle bir tepki oluştuğu gibi hem de içte buna yol açan oportünist-tasfiyeci eğilimlere karşı tepki oluştu. Bu durum her türlü oportünist, tasfiyeci eğilimlere karşı içte çok güçlü bir ideolojik- örgütsel mücadele düzeyi ortaya çıkardığı gibi dışta da düşman saldırıları karşısında Botan’ın büyük gerilla üssü, özgürlük kalesi olmasını sağlatma amaçlı adeta gerillada bir seferberlik havası yarattı. Kin, öfke, tepki, azim hırs birleşti.

Botan 2008 yazında eski direnme düzeyine ulaştı. Zozanlarda, Katolarda, Faraşinde, Cudide, Gabar da Botan’ın dört bir yanında 2008 yazında Türk ordusuna ağır kayıplar verdirten büyük gerilla direnişleri yaşandı. En son on güne aşkın sürelik eylül başındaki Kato operasyonunda 30’dan fazla düşman gücü öldürüldüğü gibi gerilla bir kayıp bile vermedi. Bazı kayıplar verip 2007 yılında kısmen zorlanmış olsak da 2008 yılında Botan yeniden eski gerilla direnme sahası haline geldi. Şimdi ki durum iyidir. Zagros potansiyelini koruyor. Gerektiği zaman öncülük düzeyinde çıkış yapabiliyor, direnişin yaygınlığını ve sürekliliğini sağlatabiliyor.

Bununla birlikte Amanos direnişi iyi olmuştur. Akdeniz açılımı ses getirdi. Karadeniz’de Türk ordusu neredeyse yatağında vuruldu. Bunu da kimse inkar edemez. Dersim hem boru hattına hattına dönük hem de Refahiye eylemiyle Ağustos ortasında askeri sürece damgasının vurdu. Erzurum Ağustos sonunda adeta yapılamayanı yaparak Dersim Erzurum hattında bile Türk ordu karakollarının tümden imha edilebileceğini gösterdi. Diğer alanlarda da mücadele belli bir yaygınlık içerisinde sürmüştür. Belli bir kaybımız kuşkusuz yaşandı bu direniş içerisinde. Fedaice bir mücadele yürütüldü. Fakat düşmana da ağır bir darbe vuruldu. Güçlü bir gerilla direnişinin geliştirildiği de açık bri gerçek. Yaz başında Haziran-Temmuz sürecinde insiyatif bizde olmakla birlikte Zap’la ele geçirdiğimiz insiyatifi sürdürmekle birlikte onu çok etkin bir pratiğe dönüştüremedik. Fakat Ağustos -Eylül sürecinde dönemin taktiği olarak yorumladığımız orta yoğunluklu direniş sürecine savunma savaşını ulaştırdık. Gerillanın performansı böyle bir düzey kazandı. Kürdistanşehirlerini de eylem alanı haline getirdik. Türk metropolllerine dönük de gerillanın açılımı gerçekleşti. Bu anlamda hem açılım  hem de nitelik yani hem yaygınlık hem de nitelik olarak dönem taktiğini yakalamaya doğru tırmanan bir gerilla direniş performansı yaşandı.

GERİLLAYA KATILIM ARTIYOR

* Yeni Genelkurmay Başkanı ‘dağın yolunun kapatılmasını’ sürekli gündeme getirdi. Gerillaya katılım nasıl?

- İlker Başbuğ’un çizgisi, stratejisi dağa çıkışları engellemeye dayanıyor. Bu doğrultuda birçok imkan seferber ediliyor, yoğun bir çaba harcanıyor. Genelkurmayın ve devletin bu kadar yoğun çaba harcadığı geçtiğimiz süreçte gerilla katılımının iki kat artmış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. HPG bu oranda büyüdü, gerilla arttı. Nitekim bunu hem İlker Başbuğ hem de Türkiye başbakanı itiraf etmek durumunda kaldılar. Bu konuda da gerillanın kendini büyütme, geliştirme performansı güçlüdür, iyidir. Eğitim ve mevzilenme bakımından da giderek artan hatalardan, eksiklerden sonuç çıkartılarak çalışmalarını daha çok yetkinleştiren bir gelişim seyri vardır.

Bütün bunları birleştirdiğimizde sonuç olarak geçen bir yıllık süre içerisinde gerillanın performansının normal üzerinden iyi olduğunu, hem büyüme hem de direniş anlamında güçlü bir gelişmeye işaret ettiğini, yaygınlık açılım ve nitelikte dönem taktiğine ulaşma yönünde bir tırmanışı yaşadığını, bütün bunların Türk ordusunun saldırı planlarını kırdığını açıkça söyleyebiliriz. Gerçek buyken bittileri dağıldılar, etkisiz hale getirdik söylemlerinin ne kadar ciddiyetten uzak, gerçeği yansıtmayan yalan sözler olduğu açıktır. Bırakalım bitip dağılmayı PKK onuncu kongresi gibi en büyük tarihsel zirvede bir birleşme ortaya çıktı. Apocu çizgide netleşme, kararlaşma açıklık ve birlik parti tarihimizin en güçlü düzeyine ulaştı. Bitti diyenler bu gerçekler karşısında sadece kendilerini yanıltırlar ve geleceklerini karartırlar. Başka hiçbir şey ellerine geçmez.

SİYASİ YAPILANIŞ KÜRDÜ YOK SAYIYOR

* Ortada bir savaş var. Türk ordusunun sınır ötesi operasyonları var. Tüm bunlara karşı uluslar arası güçlerin Kürt sorunu konusunda politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Dünyanın başka bir alanında Kürdistan’a yapılanın onda biri yapılsa kıyametin koparılacağını biliyoruz. Fakat bütün bunlar Kürdistan’da Kürt toplumuna karşı olunca elbette yaprak kımıldamıyor. Kimsenin kılı bile titremiyor. Adeta her türlü hakaret, katliam, imha Kürtler için mübah görülüyor. Bu açık bir gerçek. Bununla ilk defa karşılaşmıyoruz. Yüz yıldır Kürt toplumunun neredeyse kaderi böyle. PKK mücadeleye girerken de bu durumu bilerek girdi. Bu bakımdan bu durumu yadırgamıyoruz. Farklı bir durumun olacağını da zaten hiç beklemedik. Çünkü şunu iyi biliyoruz. Kürdistan üzerinde ki inkar ve imha sistemi bir devletin ya da birkaç devletin gerçekleştirdiği bir sistem değildir. Birinci dünya savaşı içinde oluşan kapitalist dünya sistemi Kürdistan üzerindeki inkar ve imhayı yaratan sistemdir. Dolayısıyla mevcut dünya siyasi yapılanışı Kürdü yok sayıyor. Dolayısıyla Kürt toplumunun yok edilmesini mübah görüyor. Tersine buna karşı direnme ve Kürt halkının demokratik haklarını savunma yaklaşımına terorizm, haydutluk diyor, acayip karşıladığı burası oluyor. Neden? Çünkü dünya sistemi böyle oluşmuş. Bügünkü Kürdistan statüsü nedir, askeri olarak işgal, ekonomik ve sisyasi olarak sömürgecilik, kültürel olarak soykırım rejimi sözkonusudur. Bu işgali, sömürgeciliği ve soykırımı kim uyguluyor? Sadece Türkiye mi hayır, bölge ve dünya sisteminin tümü uyguluyor. Bütün dünya sistemi burada birlik halinde ve bu soykırımın suç ortağıdır. Bu bakımdan da bu soykırım sisteminin Kürtlere karşı güneyde de kuzeyde baskı uygulaması, faili meçhul katliamlar geliştirmesi, asimilasyonu arttırması, halk üzerinde baskıyı, işkenceyi, tutuklamaları  ayyuka çıkarması karşısında sükunet içinde sessiz kalınıyorsa bu yadırganacak bir durum değil. Sessiz kalmıyor aslında, gizli ya da açık bu baskı, işkence, tutuklama ve katliam uygulamalarını destekliyor.

SALDIRILAR ABD TÜRKİYE ORTAK PLANIDIR

Diğer yandan güncel plandaki duruma bakarsak sınırötesi operasyon tezkeresi temelinde Kürt gerillasına, halkına ve Önderliğine karşı saldırı geliştiren sadece Türkiye devleti değildi. AKP ya da Genel Kurmaylık değildi. Evet belki o koordine ediyordu, uygulayandı, merkezinde yer alıyordu. Fakat 5 kasım 2007 tarihli Bush-Erdoğan görüşmesiyle bu saldırının ABD Türkiye yönetimleri tarafından ortak planlandığını herkes biliyor. Türk devleti kadar ABD de bu saldırının bizzat hem planlamasında hem de uygulanmasında yer almıştır. ABD demek küresel sistem demektir. Onun içinde Avrupa’sı vardır, başka yerleri vardır. Demek ki hepsi içindeydiler. Yine geçen bir yıllık süreç içerisinde gerillaya karşı operasyonları, saldırıları, Kürt halkı üzerindeki baskı, işkence ve tutuklama uygulamalarını Türkiye yalnız başına geliştirmedi. Türkiye, İran ve Suriye üçlü ittifak halinde ortak planlı bir operasyon biçiminde bunu geliştirdiler. Yani bölge statükosu da bölge güçleri de bu saldırının içindeydiler. Bunu çok iyi biliyoruz. ABD, Türkiye, İran ittifakından oluşmuş bir cephenin yönelttiği bir saldırıya maruz kaldı Kürt gerillası ve halkı. Bu bir gerçektir ve bunu herkes biliyor. Şimdi gerçekler böyleyken bu saldırılara karşı bölge, uluslar arası güçler niye sessiz kaldı demek çok gerçekçi bir yaklaşım olmuyor. Kaldı ki sessiz kaldı demek bir büyük yanılgıdır. Birlik halinde ortaklaşa Türkiye’nin yürüttüğü imha savaşına destek verdiler. Niye sessiz kalmış olsunlar ki, tam tersine Kürt halkı üzerine uygulanmış baskıların, zulüm ve katliamın suç ortaklarıdır, destekçisi konumunda oldular. Gerçeği böyle tanımlamak lazım.

SUÇLARI VE SUÇLULARI ORTAYA ÇIKARMAYALIYIZ

Suçları gizlememeliyiz, suçluyu görünmez kılmamalıyız. Suçu ve suçluyu açığa çıkartıp, doğru ifade edip  halka ve kamuoyuna açıkça göstermeliyiz. Buradan baktığınızda bölge ve uluslar arası güçler sessiz ve tepkisiz değil. Kürt soykırımının suç ortağıdırlar. Türkiye’nin yürüttüğü kültürel soykırımın, askeri işgalin, ekonomik ve siyasi sömürgeciliğin suç ortaklarıdırlar. Burada denilebilir ki bunu devlet yönetimleri yapıyor, siyasi iktidarlar yapıyor. Bölge ve dünya halklarına, demokratik güçlere bu sorumluluk yüklenemez, evet biz ona katılıyoruz. İşte bu nokta da bölge ve dünyanını demokratik güçleri, aydınları, sanatçıları, halkları neden sessiz, tepkisiz kaldılar diye sorulabilir bu durum araştırılabilir ve eleştirilebilir. Kaldı ki çok cüzi de olsa bazı tepkiler değişik yerlerden gelişmiştir de. Kısmen Kürt halkına dostluk yapan çevrelerde var. Gittikçe bu gelişiyor da. Biz bunu görüyoruz. Öyle çok inkarcı olmamak, bu tür destekleri küçümsememek de gerekli. Türkiye toplumunda da gelişiyor, Avrupa’nın demokratik güçlerinden de bazı tepkiler gelişiyor. Hatta Afrika’dan, Amerika’dan da bu destek gelişiyor. Fakat bunlar yetersizdir, cılızdır.

21 yy’ın başında göz göre göre 40 milyonluk bir halk soykırımdan geçirilirken demokratik insanlığın tepkisinin bu kadar zayıf olması elbette eleştirilmesi, ayıplanması hatta suçlanması gereken bir durumdur. Nasıl dünya demokratik hareketi bu kadar zayıf, cılız, etkisiz olabilir. Ne var ki bu bir gerçek. Eleştirilebilir bu biçimde fakat böyle olduğu da bir gerçektir. Onunda önemli nedenleri var. Bu dünya demokratik ve sosyalist hareketinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Aslında üzülmek lazım buna. Diğer yandan egemen devlet siyasetlerinin demokratik güçler, halklar üzerinde ne kadar etkileyici, bilinç çarpıtıcı olduğunu gösteriyor. Buda üzüntü verici bir durum. Halkların, insanlığın bellekleri mevcut egemen sistemler tarafından adeta köreltiliyor. Düşünsel kölelik yaratılıyor.

BUGÜN PKK’Yİ HEDEFLEYENLER YARIN KDP’Yİ HEDEFLER

* KDP ve YNK’nin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İlişkilerinizin düzeyi nedir?

- Güney Kürdistan yönetiminin tavrının da eleştirilmesi gerekiyor. Güney Kürdistan yönetimi yani KDP ve YNK yönetimleri on yıl öncesinde olduğu gibi uluslararası komplo düzeyinde geliştirilen bu yeni saldırıya aynı aktivitede katılım göstermediler. Bu bir gerçek. 10 önce komplonun öncüleriydiler. En aktif güçleriydiler. Fakat geçen süreçte bu değişti. Kürt sorununun çözümü yönünde Kürt ulusu düzeyinde bir eğilim oluştu. Güney  Kürdistan’daki gelişmeler Kürt sorununun çözümünün bütün parçalarda ortak olması gerektiğini ortaya çıkardı. Bütün bunlar sonuncunda KDP-YNK yönetimlerinin siyasetlerinde kısmi değişimler oldu. Bu gerçekleri görmeyen, değerlendirmeyen bir konumda olmak doğru değildir. Çok etkili ve aktif olamazsalar da, yoğun bir çaba bu doğrultuda yürütemiyor olsalarda Kürt sorununun siyasi çözümünün gerektiğini söylüyorlar. Askeri yollarla artık çözüm olamayacağını ifade ediyorlar. Bu anlamda TC’nin izlediği siyaseti benimsemediklerini belirtiyorlar. Bu son saldırı karşısında da böyle davrandılar. Pasif destek verdiler. ABD uyardı dolayısıyla sessiz kaldılar, bazı sınırlar koydular.

* Yurtseverlik, demokratlık açısından bu yeterli midir?

- Kuşkusuz yeterli değil. Bu çok eleştiri götüren bir durumdur. Sınır koydular ama Türk uçakları Kandil’de köyleri vurdu. Kadınları, çocukları, hayvanları katletti. Ciddi bir sorgulama yapmadılar. Avaşinde, Zap’ta köprüleri vurdu, halk köylerine geçemez oldu. Kısmi bir tepkiden öte tepki gösteremediler. Bir de Zap’a operasyon oldu, bizim topraklarımıza nasıl operasyon yaparsın diyemediler. Her yerde Türk askeri ve tankları var. Güney Kürdistan’ın birçok yerinde, çıkın gidin diyemediler, kovamadılar topraklarından bu saldırı ve işgal güçlerini.

ABD siyasetine çok bağımlı duruştur bu. Kürt ulusal birliği, ulusal strateji bakımından geri bir tutumdur. Bundan dolayı Kürt ulusal birliği oluşamıyor. Ulusal demokratik strateji oluşamıyor. Ortak Kürt duruşu ortaya çıkmıyor. Bu sömürgeci güçlere, işgalci, soykırımcı güçlere umut veriyor, güven veriyor. Onların baskılarını arttırıyor. İnkar ve imha siyasetlerinde ısrarlarının geliştiriyor. Umut bağlıyorlar, bastırırsak, süreci uzatırsak, ısrar edersek katliamlarda, saldırılarda Kürt toplumunu içten parçalarız, iradesini kırarız dolayısıyla sömürgeci egemenliği güçlendirir, inkarı ve imhayı sağlarız umudu ve hesabı yapıyorlar.

Ulusal konferans çağrıları yaptık. Ulusal demokratik strateji oluşturma çağrısı yaptık, Kürt birliğini güçlendirme çağrısı yaptık, PKK olarak bu görüşümüz ve çağrılarımız devam ediyor. Fakat yeterince cevap aldığı ve bu temelde gelişme sağlandığı söylenemez.

Hiç kimse yanılmamalı Kürdü inkar eden ve imha etmek isteyenler kuzeyde bunu yaptıkları gibi, güneyde de, doğuda da, batıda da her yerde Kürde karşı aynı siyaseti izliyorlar. Bugün PKK’yi hedefleyenler yarın KDP’yi, YNK’yi de hedeflerler.  Bu bir sıralama meselesidir. Herkes bu gerçeği iyi görmeli. Hiç kimse bu inkar ve imha siyasetine alet olmamalı, onun uzantısı durumuna gelmemeli. Onun oyunlarına gelmemeli. Bu konuda tüm siyasi güçlerin dikkatli ve duyarlı olması gerektiğini belirtiyoruz. Kürt aydınlarını, sanatçılarını, demokratik güçlerini, demokratik örgütlerini, tüm Kürt toplumunu da daha duyarlı ve dikkatli olmaya çağırıyoruz. Çok çok önemlidir bu durum. Kürt toplumu üstünde oyunlar var. Herkes bu oyunlara karşı uyanık olmalı, duyarlı olmalı, birilik içinde durmalı, oyunlara gelenleri uyararak engellemeli. Böyle bir ulusal duruş ve ulusal duyarlılık olmalı ki Kürtler üzerinde oyananmak istenen oyunlar başarısız kılınsın. Başka türlü de sağlam bir duruş olmaz. Bizim yeni dönem de yaklaşımımız, siyasi duruşumuz ve çağrımız bu temeldedir.

AKP ASKERLERİN MEMURU

* Bezele karakoluna yapılan eylemden sonra sınır ötesi operasyon tezkeresi bir yıl daha uzatılması planlanıyor. Bu konuda üst üste zirveler toplanıyor. Sizce askerler yeniden bir kara operasyonu gerçekleştirecekler mi?

- Aslında Türkiye yönetiminde kısmi bir yenilenme bu yaz sürecinde yaşandı. Zap operasyonu sonrasında Türkiye siyasetinin yaşadığı krizi aşma, ortaya çıkan iktidar savaşımını kısmi bir uzlaşmaya götürme yönünde bazı çabalar yürütüldü ve sonuçlara ulaşıldı. AKP ile genelkurmayın yeniden bir uzlaşması oldu. Bu Tayyip Erdoğan ile İlker Başbuğ görüşmesi temelinde sağlandı. Ordu AKP’nin biraz daha hükümette kalmasını kabul etti, dolayısıyla AKP’nin kapatılma davası gündemden kalktı. AKP ile Genelkurmay, Türkiye ile İlker Başbuğ yeni bir iktidar uzlaşması ve paylaşımı gerçekleştirdiler. Bunun PKK’ye karşı savaş temelinde olduğu kuşku ve tartışma götürmezdir. Yine ordunun etkinliği altında olduğu da tartışma götürmezdir. Yeni bir uzlaşma, iktidar paylaşımı oldu ama eskiye göre çok zayıf, pamuk ipliğiyle bağlı bir uzlaşma diyebiliriz buna.

Gerçekten ordu ile AKP arasında ki anlaşma pamuk ipliği ile bağlı gibidir. AKP’nin iktidar gücü çok zayıftır. Bir memur derekesindedir. Türkiye ve hükümetin memur statüsünden öte bir değeri yoktur. Ekonomik ve diplomatik alanda Genel Kurmayın memurları statüsündedirler. Böyle bir iktidar uzlaşması ve yeni yönetim oluşumu gerçekleşti.

İlker Başbuğ sanki örtülü bir darbe yaparak yönetimi tümden ele geçirmeye de çalışıyor. Tıpkı Doğan Güreş gibi, Türkiye’nin temel meselesi teröre karşı savaştır diyor. PKK’ye karşı savaş sadece askeri olmaz ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, ideolojik, psikolojik her alanda olur diyor. Hepsi de askeriyeye bağlı, merkezinde askeri mücadele vardır diyor. Dolayısıyla hepsi askeri savaşa bağlı olmalı. Askeri savaşı da kendisi yönettiğine göre hepsi kendi yönetimine bağlı olmalı diyerek bütün siyasi, ideolojik yönetimi kendine bağlamış görünüyor. Kendini bir ideolog sanıyor. Birkaç kelime ezberlemiş; ulus devlet, üniter devlet, tek millet, tek bayrak, tek devlet yani gençliğinden beri ezberlettikleri bazı kavramları üstüne basa basa bunları her fırsatta basın önünde tekrarlıyor. Ağzından çıkan sözü bir kerametmiş gibi sayıyor ve bir kelime söyledimi zannediyor ki herkesin ufkunu açmış. Öyle bir kendini beğenmiş, kendini abartan tutumu gözüküyor. Yeni söylediği hiçbir şey yoktur. Fazla tevazusu da yok. Öyle çekici, etkileyici bir pozisyonu da yok.

Söylendiğine göre Yaşar Büyükanıt’a göre daha göbekten Yahudi oluyor. Yaşar Büyükanıt için dönme yahudi deniliyordu. Bunun aileden Yahudi olduğu herkesçe biliniyor. Böylece adeta Türkiye Yahudi yönetimi altına alınmış bulunuyor. Bu da küresel sermayaye Türkiyenin ne kadar bağlandığının açık göstergesi oluyor. Çünkü küresel sermayeyi yahudi sermayayesi yönlendiriyor. Yahudi sermayesi, İngiliz siyaseti, Amerikan pratikçiliği ve askeri gücü birleşerek günümüzde küresel sermaya sisteminin temsi gücü ortaya çıkıyor. Bu çerçevede oluşan Türkiye yönetiminin PKK’ye karşı bir imha ve tasfiye operasyonu planlamaya çalıştıkları gözüküyor. Nitekim İlker Başbuğ Amed, Van, Gevere geldi, bir sürü açıklamalar yaptı, ardından gitti terörle mücadele kurulunu topladı. Bir savaş kararı aldırttı. Savaş planlaması ortaya çıkardı. Ardından ABD Genel Kurmay başkanlığını davet etti, Amerika’yla anlaşarak kararlaştırdığı planı ABD ile de ortak hale getirdi. Şimdi Bezele eylemi ardından bu kararın pratik ayrıntıları planlanıyor.

BAŞBUĞ ORDUYU HAZIRLIYOR

Şimdi İlker Başbuğ orduyu hazırlıyor. Üst üste basın yayın organlarıyla toplantılar yapıyor, psikolojik savaşı örgütlemeye çalışıyor. Ekonomik, diplomatik olanı hükümet örgütlüyor. Sosyal olanı yine hükümet örgütlüyor, ideollojik, psikolojik, askeri olanları da Genelkurmay örgütlüyor. Böylece hummalı bir hazırlık içinde oldukları gözüküyor. Muhtemelen yeni bir saldırı içine girecekler. Kuzey de operasyonlar geliştirdikleri gibi, medya savunma alanlarına dönükte hem hava operasyonlarını hem de kara saldırılarını muhtemelen gündeme getirecekler. Halk üzerinde, demokratik güçler, kurumlar üzerinde baskı, tutuklama, işkenceyi arttıracaklar yine Önder Apo üzerindeki fiziki ve psikolojik işkenceyi arttırıyorlar daha da arttıracakalar. Hücre içinde hücre cezalarından tutalım da imha sürecinin dayatılmasına kadar her türlü zorlamayı besbelli ki ortaya çıkarcaklar.

Böylece güz döneminde yeni bir imha ve tasfiye saldırısı içerisine girecekler. Öyle anlaşılıyor ki İlker Başbuğ bir kere de Genel Kurmay başkanı olarak şansını denemek istiyor. Olur ya belki tutar. Bu sefer başarılı olursa ikinci Atatürk olabilir. Çünkü Kenan Evren’den bu yana bütün Genel Kurmay başkanları ikinci Atatürk olabilme ateşiyle yanıp tutuşuyorlar. Bu bir Kenan Evren hastalığıdır. Günümüze kadar geldi. Yaşar Büyükanırt benzer tutum gösteriyordu, şimdi İlker Başbuğ’un bu kopleksinin daha fazla olduğu anlaşılıyor. Bunun için de bir kere daha şansını deneyecek. Türkiye’yi bu temelde bir kere daha yoğun bir savaş ve çatışma içerisine sokacaklar.

AMERİKA YÖNLENDİRİYOR

* PKK konusunda Amerika’nın Türkiye’ye sunduğu desteğin arka planında ne yatıyor?

- Tabi bunun sadece İlker Başbuğ ile Türkiye istemiyorlar, aslında Amerika onları buna yöneltiyor. ABD’nin de çabası Türkiye’yi PKK üzerinden Ortadoğu savaşı içerisine daha fazla sokmaktır. Böyle olursa Afganistan savaşına daha çok katacak, İran çatışmasına daha çok katacak, Kafkasyada ki Gürcü çatışmasına daha çok katacak. Yani Türkiye’yi kendi siyasal stratejisi doğrultusunda ortadoğuda yürüttüğü üçüncü dünya savaşının içine bir asker olarak daha fazla katacak Amerika. ABD’nin çabası da budur. Bunun için her türlü tahriki de, teşviki de yapıyor. Yönlendiriyor aslında Türkiye yönetimini. Mevcut Genelkurmay ile AKP bu anlamda ABD’nin oyununa geliyor.

Türkiye’nin aydınları, sanatçıları, demokratik güçleri, siyasetçileri nasıl ve neden göremiyorlar insan şaşıyor. Gidiş bir felakettir. Buna dur demek lazım. Yoksa her zaman herkesten çok bu politika sonuncunda kaybeden Türkiye olacak. İşte Gürcistan’daki çatışmada en çok Türkiye kaybetti. Yarın İran da da Türkiye kaybedecek, Afganistan’da da Türkiye kaybedecek, Irak’ta da zaten Türkiye kaybetti. Suriye, Filistin alanında da Türkiye kaybedecek. Nerede çatışma olursa orada Türkiye kaybedecek. Türkiye’yi kaybedeceği bir felaket içine sürüklüyor. Bunu herkes bilsin. Rant elde etmek, kendi imkanlarını daha çok arttırmak için bunu yapıyorlar. Bunun anlaşılmayan bir yönü de yok. Sadece kendi çıkarları için ülkenin ve halkın geleceğini büyük tehlikeye atıyorlar. Bu durumu görmek, bunun önüne geçmek lazım.

* Olası bir saldırıya karşı hazırlığınız ne düzeyde?

- Aslında Türkiye’yi yönetenler ister AKP olsun ister askerler olsun izledikleri politikayla başarılı olamayacaklarını düşünüyorlar. Sürekli ‘kırılma noktası’ açıklaması yaptılar. Bunun PKK açısından söylediler ama akıllarında olduğuna göre kendi gerçekliklerini ifade ediyor. Kırılma noktasındadırlar siyasi olarak. Bu ne demektir? İzledikleri savaş siyaseti ile başarı elde edemeyeceklerini düşünüyorlar. Başarı sağlayacaklarına dair kendilerine inanç ve güvenleri yoktur. AKP’nin de yoktur, ordunun da yoktur. Nitekim yeni savaşçı katılımı konusunda hem hükümet hem İlker Başbuğ başarısız olduklarını itiraf ettiler.

Genel izlenen askeri siyaset karşısında da benzer durumu yaşıyorlar, fakat bunu açıktan itiraf edemiyolar. Çünkü söyleseler vatan ihaneti sayılıyor ipe çekiliyor söyleyenler. Onun için korkuyorlar aslında, içten içe düşünceleri farklı dışarıda resmi ortamlarda, toplantılarda söyledikleri düşünceleri farklıdır. Bu bakımdan kararsızdırlar, ikili bir durumu yaşıyorlar. Bu çerçevede çok umutlu, inançlı olmasalarda içinde bulundukları görev gereği imha savaşını yürütmeyi esas alıyorlar. Şanslarını deniyorlar, kaybettikleri bir şey olmuyor. Nasrettin hoca misali ya tutarsa deyip devam ediyorlar, belki yanlışlık olur başarı kazanırsak işte PKK’yi yenmiş ikinci Atatürk olmuş bir düzey kazanırız umuduyla bu uğursuz, geri, faşist saldırgan savaşı yürütüyorlar. Terörde, baskıda ısrar ediyorlar. Açık ve anlaşılır bir durumdur. Bu nedenle şunu söyleyebilirim; yani saldırıya hazırlanıyorlar ve güz döneminde çetin bir saldırı yaşanacağa benziyor. Buna özgürlük hareketimiz ve halkımızda direnme noktasında hazırdır. Dolayısla güz dönemi çok daha kapsamlı bir çatışma dönemi olabilir. Bu gerçeği görelim. Kimse yanlış ve yanılgı içinde olmasın. Genel Kurmay karar verdi, hükümete zorla kabul ettirdi. AKP’yi kapatılma davasının ret edilmesi PKK’ye karşı savaşı kabul etmesi karşılığında oldu. AKP çok istemese de seçim siyasetine uygun düşmesede bu savaşı yürütmek zorunda. O nedenle şiddetli çatışma ortamının her düzeyde giderek daha çok artacağını beklemek gerekli. Gidişat bu yönlüdür.

ORTAM RİSKLİ

* Bunun sonuçları nasıl olur?

- Şimdiden bir şey denemez ama geçmişte birkaç kez kullandık adeta final çatışması gibi bir şeye benzemektedir, dedik. Eğer mevcut Genel Kurmay ve AKP yönetiminin saldırı planı boşa çıkartılır, kırılırsa daha ötesi etkili bir darbe bu saldırı yürüten güçelere vurulursa her halde bu İlker Başbuğ yönetimi daha fazla savaş yürütemeyeceği sonucuna varacak. Kırılma noktasından kasıt budur. Bir kere daha şansımı deneyeyim, başardık başardık, başarmazsak o zaman değerlendiririz der gibi bir havaları var. Bu bakımdan kaderi birazda gerillanın ve halkın direnişi belirleyecek.

Çok duyarlı, dikkatli olunması gereken bir durumda olduğumuz açık. Ortam risklidir. Çok zayıflamış olsalarda tehlikeli saldırılar yapıp bazı sonuçlar alma özgürlük hareketini daraltma, halkı sindirme arayışları var. Bunun için bir çılgın saldırı yapacalar. Hazırlıklı ve dikkatli olmalıyız. Örgütlü davranmalıyız. Gücümüzü iyi organize edip harekete geçirmeliyiz. Öyle kendiliğinden teslim olacak durumları yoktur. Ancak akıllı davranılır, direnme potansiyelimiz iyi harekete geçirilirse ortaya çıkardığımız kazanımlar pratiğe etkili dönüştürülür ise o zaman hem bu yeni saldırı planını boşa çıkarma hem de saldırı güçlere ezici bir darbe vurma şansımız, imkanımız her zamankinden çoktur.

Özgürlük hareketi ve Kürt halkı olarak böyle bir sonuç elde etme şansına şimdi her zamankinden fazla sahibiz. Bunu yerinde ve zamanında doğru ve yaratıcı yöntemlerle başarılı bir biçimde değerlendirirsek işte o zaman 2008’in son çatışmasını da kazanarak hem 2008’i büyük kazanım yılı haline getireceğiz hem de kalıcı siyasi başarılar elde etme düzeyine ulaşacağız. Yani neredeyse 25 yıllık savaşın sonu bile gelebilir. Türk ordusu ve hükümeti savaşla sonuç alamayacağı noktasına çekilebilir. Kendi içlerinde kararsızdırlar bu noktada zaten. Başarılı olabileceklerine dair umut ve inançları azdır. Bir kere daha şans  deniyorlar, bunda da sonuç alamaz, başarısız kalırlarsa kendileri de bunu tekrarlama gücünü gösteremezler, toplum da onlara bir daha bu şansı ve fırsatı vermez. O zaman yeni bir durum ortaya çıkabilir. 2008’in kazanımları kalıcı siyasal kazanımlar düzeyine dönüşebilir. Güz döneminde yüz yüze bulunduğumuz çatışma sürecinin böyle tarihi sonuçları olabilir. Bu tür tarihi sonuçlara gebe bir çatışmadır.

CESUR OLALIM, FEDAKAR OLALIM VE KAZANALIM

Artık sonucun nasıl olacağını elbetteki günlük çatışmanın durumu, bu çatışmayı yürüten güçlerin yaratıcılıkları, dirençleri, insiyatifleri, kararlılıkları, cesaret ve fedakarlıkları sonucu belirleycektir. O bakımdan da hem gerilla hem halk olarak en çok cesaret ve fedakarlığa sahip olmamız gereken bir dönemdeyiz. Cesur olalım, fedakar olalım kazanalım. 2008 yılının son çatışmasını da kazanarak, 2008 yılını özgürlük mücadelesi tarihimizin en büyük kazanım yılı haline getirelim diyoruz. Bizim örgüt olarak, hareket olarak, halk olarak kararlılığımız budur. PKK onuncu kongresinin ulaştığı kararlılık düzeyi budur. Önder Apo’ya özgürlük hedefinin kararlaştırılması bu temeldedir. Böyle bir başarı Önder Apo’ya özgürlük sürecinin önünü açacaktır. Önder Apo’nun özgürlüğü Kürdistan ve Kürt halkının özgürlüğü sorunun demokratik çözümü olacaktır. İnancımız, kararımız, amacımız, yürüteceğimiz mücadele de ön gördüğümüz hedefler böyledir. Bunu gerçekleştirme kararlılığına iradesine de hareket ve halk olarak sahibiz. Her zamankinden daha çok duyarlı olacağız, örgütlü olacağız. Daha çok direneceğiz ve daha büyük kazanacağız.

ANF / 07.10.08


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30