Ana Sayfa / Basın / 
18.05.2012
25.09.2011 07:09

'Gelecekle ilgili içim karardı' - Ezgi Başaran

 

Twitter’a bir eğitim kurumundan Sivas katliamıyla ilgili görüşlerinizi fazla dile getirdiğiniz için atıldığınızı yazdınız. Siz isim vermediniz ama kurum basın açıklaması yaptığı için Doğuş Üniversitesi olduğunu söyleyebiliriz. Ne zamandır oradaydınız?

Ben 18 yıllık reklamcıyım, çeşitli uluslararası ajanslarda çalıştım. Ama annem (Füsun Akatlı) hastalandığında bir süre onunla duracağım diye 2 yıl önce sektörden ayrıldım. Zaten hayatı çok sorguladığım bir dönemdi. Süreç istediğim gibi olmadı, annem gitti. Sonra bu üniversitenin kurumsal iletişim yöneticisi olarak işe başladım. Çünkü annem daha önce orada çalışıyordu, iletişim bölümünü o kurmuştu hatta. Zaten beni de yönetime bu pozisyon için tavsiye eden dekan hanımdı. 2.5 aydır da görevimi yapıyordum.

Sonra ne oldu?
İzne çıkmadan bir gün önce mütevelli heyeti başkan yardımcısı Nilüfer Hanım’la tamamen rutin bir iş için karşı karşıya geldim. Bana “Sizinle önemli bir şey konuşmak istiyorum” dedi. “2.5 aydır çalışıyorsunuz, ben çok memnunum. Babanızla ilgili anma töreninde de çok duygulandım. Ama sizin bu konuda yaptığınız açıklamalar bizim kurumumuzda çalışırken uygun olmaz” dedi. Açıklamalarımın kurumu bağlayacağını ve zorda bırakacağını, o yüzden açıklama yapmamam gerektiğini de ekledi.

Siz ne dediniz?
Şaşırdım ve kaldım öyle. Sonra “Benim yaptığım açıklamalar üniversiteyi bağlamaz ama sizin bu uyarınızdan sonra daha da dikkatli olurum. Ancak benim söylediğim şeyleri söyleme sebebimi siz de biliyorsunuz. Zaten ben eğer bu kurumla aynı fikirde olmadığımızı, kendimi bağlayan açıklamaların sizleri rahatsız edeceğini düşünseydim birlikte çalışmayı düşünmezdim” dedim. O kadar yukarıda, muğlak ifadelerle üstünden geçiyordu ki konuşmasının, ben de ister istemez yuvarlak konuşmak zorunda kaldım. Karşılıklı biraz yuvarlandıktan sonra bana “Hayır sizin sözleriniz kurumu bağlar. Zaten üniversiteler mercek altında. Biz de sıkıştırılırız ” diye son noktayı koydu.

Ne çıkardınız siz bu görüşmeden?
İzne çıktım ama tabii hazmedemedim. Dönüp hiçbir şey olmamış gibi nasıl devam edeceğim diye düşünüyorum. Çünkü bana fazla konuşma diyorlar, ama ben Sivas katliamıyla ilgili gerektiğinde konuşacağımı biliyorum, Toplumsal Bellek Platformu’nun bir üyesi olarak çeşitli zamanlarda açıklamalar yapmam gerekecek biliyorum. 18 yıldır bu davayla ilgili adalet arayışındayım. Ya istifa edeceğim ya da bir daha açıklama yaptığımda atarlar, diye düşünüyordum. Meğer hemen kovulmak gibi bir üçüncü seçenek de varmış.

Nasıl kovuldunuz?
12 Eylül Pazartesi günü işe döndüm, bir baktım ki benden önce benim pozisyonumda çalışan kişi geri gelmiş. Anladım durumu tabii. Akabinde rektör beni çağırdı. “Kötü işler de hep bana düşer. Kişisel olarak üzüldüm ama siz Nilüfer Hanım’la bir konuşma yapmışsınız. Bu konuşmanın ardından üst yönetim sizinle devam edemeyeceğimizi bildirdi” dedi.

O konuşmadaki hangi sözünüz bu karara sebep olmuş olabilir?
Herhalde, “Konuşmalarım beni bağlar” sözüm. Kendimi işveren yerine koyuyorum; göndermeyi düşündüğüm bir elemanıma siyasi bir sebep öne sürmek gibi bir koz vermezdim ben. Özellikle de bir üniversiteysem…

Niye verdiler?
Çünkü bence o sırada beni kovmayı düşünmüyorlardı. Tahmin ediyorum, benim “Peki haklısınız, bir daha yapmam” dememi beklediler. Öyle demediğimi görünce yolları ayırmaya karar verdiler. Rektör bana artık birlikte çalışamayacağımızı söyleyince, ben de “Bir eğitim kurumuyla böyle bir sebepten ayrı düşmek benim hayal ettiğim dünyaya aykırıydı. Arada beni referans gösteren kişilere mahcup olmak istemediğimden ikileme düşmüştüm. Ama sizin işime son vermeniz içimi rahatlattı” dedim. “Öyleyse istifanızı vermeniz şık olur” dedi rektör. Tabii ki hayır dedim.

Neden?
Çünkü atıldım ve bu yaşadıklarımın benim isteğim dışında geliştiğini kanıtlayabilecek tek şey atıldığıma dair bir belgeydi. Hemen de vermediler o belgeyi. Israrlarım sonucunda “Gördüğümüz lüzum üzerine sözleşmeniz feshedilmiştir” yazan bir kâğıt aldım. Ayrılmadan önce de üst yönetime bir mail yazdım. Sürpriz bir insan olmadığımı, hangi durumlarda nasıl pozisyon aldığı belli, Sivas Katliamı konusundaki uğraşı belli biri olduğumu, bunları bilerek beni işe almış olmaları gerektiğini anlattım. Tabii ki cevap gelmedi. Herhalde başka şeyler oldu.

Nasıl şeyler?
İktidardan veya YÖK’ten üniversiteye baskı gelmiş olabilir. Çünkü adresinin doğrudan iktidarı işaret ettiği iki konu var: Biri Deniz Feneri davası, diğeri Sivas katliamı.

Ama Sivas katliamı yeni değil ki…
Ama ilk defa bu sene biz kaç tane Sivas sanığı avukatının milletvekili olduğunu biliyor musunuz demiş olduk. Ben açıklamamda bu bilançoya bir cümleyle değinmiştim, ama liste bütün internet sitelerine düştü.

Gerçekten sizi Sivas katliamı konusunda birilerinin susturmak istediğini düşünüyor musunuz?
Bu konuda zaten bir dernekler konuşuyor, bir de ben ve Eren Aysan. Dernekleri susturamıyorlar ama kişilerin hayatını zorlaştırmak kolay. Özellikle bu yıl Sivas’ın yıldönümünde benim patırtım daha fazla oldu. Tabii ki bunların hepsi komplo teorisi ama ben bu üniversiteyle ne yaşadığımı biliyorum. En masum ihtimal; baştan hesap edemediler ama sonra “Bu ilerde bizim başımıza dert olur, en iyisi yol yakınken veda edelim” dediler. Benim gözümde ikisi arasında pek de bir fark yok.

Birileri arayıp Zeynep Altıok’la çalışmayın demiş olabilir mi?
Olamaz gibi geliyor insana. Çünkü ben kimim ki, bir kum tanesi diyorsun… Benim kim olduğumu Türkiye’de gazete okuyan entelektüel bir avuç insan dışında kimse bilmiyordur. Ama bir de şöyle düşün… Sivas katliamı gibi bir yumuşak karın varsa, biri durmadan bununla ilgili konuşuyorsa, o karnın sahibi olarak, o ‘birini’ tanırsın ve bilirsin. Ona bakarsan, üniversitenin, benim babamın anma töreninde yaptığım açıklamalar için ‘bir daha yapma’ demesi de aynı oranda tuhaf.

Sizinle ilk konuşmayı yapan mütevelli heyeti başkan yardımcısı Sivas katliamı lafı etti mi?
Sivas lafı etmedi ama şu ne demek: “Sizin kişisel çabalarınızı, babanızla ilgili etkinliklerdeki duruşunuzu takdir ediyorum. Ama yaptığınız açıklamalar bizi bağlar.” Herhalde rahatsızlık babamın bir takım aşk ve ölüm şiirlerini okumamdan kaynaklanmıyordur.

Niye işinize son verildiğini Twitter’a 12 gün sonra yazdınız?
 İkileme düştüm. İşinden olan benim, yani Zeynep Altıok. Bunu bir habere dönüştürme hakkım var mı yok mu diye düşündüm. Normal bir işten çıkarma olsa, elbette yok. Ama arkasındaki sebep geleceğimiz adına beni o kadar rencide ediyordu ki, bu da bir yüke dönüştü. Bilinsin istedim sonunda. Kovulmamdan çok, bir üniversitenin bu davranışı içimi kararttı.

Üniversitedeki diğer çalışanlardan size destek geldi mi?
Birkaç kişi gelip üzüntüsünü bildirdi, “İnanamıyorum, ne kadar mide bulandırıcı, buranın da geldiği nokta demek ki bu” gibi şeyler söylendi.

Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz, nerede çalışacaksınız?
Maddi açıdan çalışmak zorunda olan bir insanım. Ama ne yaparım, kimle çalışırım bilemiyorum. Bunca yıldır Sivas davasındaki adalet arayışımız defalarca engellendi. Ama ilk kez böyle kişisel bir tokat yiyorum. Bu durumda kamuda ya da devletle iş yapan herhangi bir özel sektör kurumunda çalışmam zor görünüyor.

Anneniz yaşıyor olsaydı ne derdi tüm bunlara?
Şu iki hafta hayatımda onun yokluğunu en çok hissettiğim günler oldu. Ona fikir danışayım, aklına sığınayım isterdim. Herhalde anında istifa ederdi o da. İşin ilginç yanı, annem adına da bir ödül koymuştu üniversite, geçen sene ilkini vermiştim. Şimdi ne yapacağım, bir daha oraya gidip annem adına ödül veremem, e bu bir senelik bir ödül olarak mı kalacak? Hiçbir şey bilmiyorum.


Doğuş: Ayrılık nedeni verimsizlik
Doğuş Üniversitesi önceki gün, Altıok’un görevden ayrılmasına ilişkin iddialarla ilgili bir açıklama yapmış ve her akademik yıl başlangıcında yapılan kalite ve verimlilik çalışmalarının bu yıl da yapıldığı ve istenen verim doğrultusunda çalışma sunmadığı tespit edilen personelin kurum ile yollarının ayrıldığını duyurmuştu. Rektörlük tarafından yapılan açıklamada şöyle denilmişti: “Sadece Sn. Altıok Akatlı değil, farklı birimlerden farklı pozisyonlarda işten ayrılan çalışanlarımız olmuştur. Sn. Altıok Akatlı üniversitemiz yönetimiyle karşılıklı mutabakat sağlayarak görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılığın, kişisel görüş ve düşüncelerini yansıtan hiçbir demeciyle kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır.”

Radikal / 25.09.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3