25.09.2011 11:12
Kürtleri bölmek - Akın Olgun
Yeni savaş konseptinin sadece silah üzerine kurulu olduğunu söylemek yanlış olur. Yeni konseptin asıl amacının Kürt halkı ile Kandil arasında bir düşünsel kırılma yaratmak olduğu çok açık. Düşünsel anlamda bir kırılma doğal olarak bir iç tartışmayı da beraberinde getirecektir.
PKK’nin savaşma nedenlerini ellerinden almayı hedefleyen bu çalışma, Kürtlere PKK siz bir çözümün olabileceğini göstermeyi hedefliyor.
İktidar bu düşünsel kırılmayı yaratmak için birbirine bağlı iki yol izliyor.
Birinci yol;
Kandil’i sürekli olarak operasyonel yöntemlerle baskı altına almak ve hareket kabiliyetini zayıflatmak.
Bu yola bağlı olarak ikinci yol;
Kürt coğrafyasında özellikle Kürt halk hareketinin güçlü olduğu alanlarda sivil inisiyatifi kırarak, kendisiyle paralel hareket eden örgütlenmeler oluşturmak. Kendisine bağlı örgütlenmeleri maddi ve manevi olarak güçlendirirken, bağımsız gözüken bir dizi yeni örgütlenmeyi de devreye sokarak, alternatif yapılar yoluyla politikalarını kitleye yayacak geniş bir ağ oluşturmak ve bu ağ ile düşünsel kırılmayı gerçekleştirmek.
Asıl çatışmanın yaşandığı noktanın burası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Kürtlerin nasıl bir statüye sahip olacağının savaşı verilmektedir.
İktidar düşünsel kırılmayı yaratabilirse, bu kırılma üzerinden kendisinin belirlediği bir statüyü oluşturabileceğini ve bunu geliştirebileceğini düşünmektedir.
İktidarın tam destek verdiği tüm yapılanmalar şimdi aktif bir saha çalışması yapıyorlar. Ayrıştırılmış Kürt aydınları, dernekleri, cemaatleri, gazeteleri vb bu saha çalışmasında çok daha aktif ve güçlü bir şekilde rol oynayacaklar.
Kürt hareketinin çeperini oluşturan tüm yapılara karşı geliştirilecek iktidarla ilişik örgütlenmeler, Kürt halkı ile PKK arasında kemikleşen ortak ruhsal bağı yumuşatmayı ve yumuşatılan bu alana hızla nüfuz ederek kırılgan alanlar yaratmayı olmazsa olmaz sayacaktır.
Kürt Halkının nasıl bir statüye sahip olacağına kimin karar vereceğine dair mücadelenin ilk çatışma alanı Özerklik ilanı olmuştu. Bu, Kürt halkının kendisi için istediği statünün aslında en bariz ifadesiydi.
PKK’siz çözümü önüne hedef koyan iktidar özerklik ilanı ile yalpalamıştır. Talep çıtasının yükseltilmesi, bir dizi haklar yoluyla PKK’nin halk içerisindeki desteğinin zayıflatılması taktiğini iktidarın elinde patlamıştır. Kopartılan fırtınanın nedeni budur.
Devlet ilk defa kitle çalışmasına yöneliyor. Bu çalışmanın ancak kitle örgütlenmeleri ile yapılabileceğini biliyor. Örgütlenme modeli olarak PKK’yi kendisine örnek alıyor.
Koruculuk ve Hamidiye alayları tarzı eski örgütlenmelerin PKK’nin elini nasıl güçlendirdiğinin farkında olan iktidar, uzun atlama yöntemiyle Kandil ile Kürt Halkı arasında bir tampon bölge kurmanın peşinde.
Suriye’ye karşı geliştirilen tavrın altında da bu mesele yatıyor diyebiliriz. Kürt meselesi üzerinden bir hesaplaşmaya gidildiği çok açık.
Kandil ile Suriyeli Kürtleri arasında, Irak Kürdistan’ı ile PKK arasında tüm bağların koparılması ve Kandil’i kuşatma altına alma politikası Suriye’den geri dönmüş gözüküyor.
Kürtlerin onurlu ve özgür bir statüye sahip olmasının önündeki tek engel savaşın kendisi.
İktidarın tek başına bu statüyü belirlemeye çalışması tüm Kürt halkını salak yerine koymaktan başka bir şey değil.
Kürt halkının statü savaşı bir dizi karmaşık sorunla beraber şekilleniyor. Ya bu statüye birlikte karar verilecek ve toplumsal bir barış sağlanacak ya da savaş tırmanacak ve bizler omuzlarımızda tabut taşımaya ve slogan atmaya, aynı acı görüntüleri seyretmeye devam edeceğiz.
Birbirimizi duymadan, hissetmeden, anlamadan yaşamaya çalışmak ve birbirimizden ölesiye nefret ederek var olmaya çalışmak sadece gözyaşlarını çoğaltıyor. Bir an önce aklıselim ortak bir yol haritasının çıkartılması sanırım tüm Türkiye halklarının hak ettiği en doğru yöntem olacaktır.
Kürtler barış istiyor ve üstüne saldırıldığı için kendini korumaya çalışıyor. Bunu anlamalıyız. Kınayarak, parmak sallayarak, tehdit ederek bir yere varamayız. Bu ucuzluktan kurtulmalıdır.
Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit politikası ile burun sürtmeye kalkmak bir acizlik ve zayıflık göstergesi olarak bölge insanına yansımaktadır. Hukuksuzluğu ve adaletsizliği tehdit olarak kullanan bir anlayış adalet, özgürlük ve eşitlikten nasıl bahsedebilir?
Tüm dünyayı dolaşıp demokrasi ve özgürlük savunuculuğu yaparken kendi ülkesinde olup bitenleri görmemezlikten gelmek, biraz da komik bir duruma düşmektir. Başka halkların yaşadıkları üzerinden özgürlük savunuculuğu yapmanın hafifliği, kendi ülkesinin vatandaşlarına uygun gördüğü kelle hesabı ile karşılaştırıldığında, bir yuvarlama görüntüsü vermektedir.
Daha doğru bir deyişle “hadi canım sen de” şeklini almaktadır.
BirGün / 25.09.11