Ana Sayfa / Basın / 
18.05.2012
26.09.2011 12:42

Karayılan: Çözüm yeri New York değil Amed'dir

 

Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti için, “ Sorunun çözümü New York’ta değil, Ankara ve Amed’tedir” diyen KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Erdoğan’ın PKK’ye karşı daha fazla destek için “neredeyse Obama’nın elini öptüğünü” belirtti. Karayılan, Ankara ve Siirt eylemleri ile “Oslo görüşmeleri”ni de değerlendirdi.

ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, TAK’ın eylemini doğru görmediklerini ve bu örgütle bir bağlantılarının olmadığını söylerken, Siirt’te 4 genç kadının hayatını kaybettiği eylemin ise ciddi yetersizliklerin yaşandığını ve sorumlularından hesap sormak gerektiğini kaydetti.

TAK’IN EYLEMİNİ DOĞRU GÖRMÜYORUZ

* 20 Eylül günü Ankara’da gerçekleşen patlamayı TAK üstlendi. Bu saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz TAK örgütünün Ankara’da yapmış olduğu eylemi doğru görmüyoruz. Bu tür eylemlerin halkımızın meşru taleplerine, meşru mücadelesine hizmet etmediğini düşünmekteyiz. Özellikle TAK eylemi üstlenme bildirisinde bu tür eylemlerin devam edeceğini ifade eden cümleler kullanmıştır. Biz bunu tehlikeli görüyoruz. “Bu tür eylemlerden vazgeçilmesi gerekir” diyoruz. Eğer TAK örgütü gerçekten Kürt halkının özgürlük mücadelesine hizmet etmek istiyorsa ve yine Önderlik üzerindeki işkence sistemine karşı durmak istiyorsa bu tür eylem biçimlerinden vazgeçmeli, daha meşru, daha doğru mücadele yöntemlerini esas almalıdır.

TAK MESELESİYLE ÇOK UĞRAŞTIK

Ayrıca Türk devleti ve basın-yayın çevreleri hareketimizin meşru mücadelesini gölgelemek için TAK’ı PKK’nin bir alt örgütü gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu doğru değildir. Bizim TAK ile herhangi bir ilişkimiz yoktur. Bu ülkenin değişik düşünen onlarca grubu vardır. Biz TAK meselesiyle çok uğraştık. Hatta geçen yıl karşı karşıya geldik. Sert açıklamalarımız oldu. Belli bir düzeyde aslında frenlenmişti ama AKP’nin uygulamaları, her türlü kontrol mekanizmalarını etkisiz kılan uygulamalardır. Özellikle AKP hükümetinin Önder Apo’ya bu denli hukuksuz ve etik dışı yaklaşması, seçilmiş Kürt temsilcilerini rencide eden uygulamalarla yüz yüze bırakması, çoğunu alıp “KCK üyesisiniz” diyerek tutuklaması ve Kürdistan sokaklarını adeta bir işkencehaneye dönüştürmesi, kısaca Kürt halkının onurunu rencide eden uygulamaları karşısında savaşta kontrol sağlamak çok zordur.

ANKARA’DAKİ EYLEMDE TAK KADAR AKP DE SORUMLU

Ben açıkça şunu söylüyorum: Ankara eylemini yapan TAK kadar, bu eylemden AKP hükümetinin tahrik edici-provokatif üslubu ve uygulamalarının da sorumluluğu vardır. Açık ki AKP hükümeti Kürt toplumunun bütün hassasiyetleriyle oynayarak, tahriki bir tarz haline getirmiştir. Hiçbir şeyi dikkate almama durumu vardır. Örneğin kadın yürüyüşleri var ama polisler kadınlara en olmadık hakaretleri yapıyorlar. Bu biçimde tahrik edici, kışkırtıcı bir uygulamanın olduğu yerde TAK da ortaya çıkar, daha başka örgütlerde ortaya çıkabilir ve bu tür olaylar yaşanır. Biz TAK’ın Ankara’da sivil insanları öldürmesine sonuna kadar karşıyız. Ancak bakıyoruz ki, Şemdinli’de yaşanan katliama ses çıkarmayanlar, bu olay karşısında şahin kesilmektedirler. Buna karşı olduğunu söyleyenler aynı zamanda Şemdinli’de yapılmış bir eylemden sonra Türk güvenlik kuvvetlerinin dört insanımızı kurşuna dizmesine de karşı durmalıdır. Evet, TAK’ın bu eylemlerini durduralım ama doğru yaklaşarak durduralım. Sen, Şemdinli’de dört Kürt insanının kurşuna dizilmesini alkışlayıp görmezden gelirsen ve onu normal karşılarsan, sadece farklı yerdeki insan ölümlerine karşı durursan, o zaman senin karşı duruşun da bir sonuç vermez.

Burada sonuç olarak belirteceğim şudur: Ne kadar tahrik edici, kışkırtıcı uygulamalar olsa da bu tür sivillerin yaşamını yitirdiği eylemlerin Kürt halkına hizmet etmekten çok AKP’nin politikalarına hizmet ettiğini görerek, kimse böyle eylem biçimlerine yönelmemelidir.

Biz hareket olarak Türk sömürgeciliğinin halkımız üzerinde uygulamakta olduğu soykırım siyasetine karşı haklı direnişimizi meşru yollardan sürdürmeyi esas alıyoruz. Bunun için gereken dikkati ve hassasiyeti her koşul altında göstereceğiz. Bu temelde yürüteceğimiz mücadele ile gerillanın geliştireceği savunma savaşı ve direnişi, halkımızın yükselteceği toplumsal direnişi ve serhildanı, dostlarımızın yürüttüğü demokrasi mücadelesinin toplamıyla başarıyı sağlayacağımıza inanıyoruz. Kürt ve Türk halklarının mücadele birliği ile demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yükseltilmesi sonucunda AKP’nin faşizan uygulamalarına karşı sonuç alacağımızı düşünüyoruz. Bu açıdan bizim mücadele tarzımız açık, sorgulanabilir bir mücadele biçimidir. Meşrudur, doğrudur ve haklıdır. Bu çizgide derinleşerek, sonuç alacağımız kesindir.

SİİRT OLAYI HEPİMİZİN YÜREĞİNİ ACITTI

* Yine aynı günün akşamında Siirt’te gerçekleşen olayda 4 genç kadın yaşamını yitirdi. HPG, bir yanlışlık sonucunda bu olayın yaşandığını belirterek özür diledi. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet. Aynı günün akşamı çok acı bir olay yaşandı. Siirt’te yaşanan olay, gerçekten hepimizin yüreğini acıtan bir olaydır. Dört genç Kürt kızının yanlışlıkla yaşamını yitirmesi ve iki genç kızın da yaralanmış olması acı vericidir. HPG bu konuda açıklama yaptı, özür diledi. Ben burada yaşamını yitiren bu genç insanlarımızın ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyor, acılarını paylaştığımızı ifade etmek istiyorum. Yine yaralılara acil şifalar diliyorum. Aynı olayda eylemcilerden Erdal adında bir gerilla arkadaşımızın da şehit düştüğü bilgisi vardır. Hatta eylem içinde durumu fark ettiği için kendini imha etmiş olma ihtimali vardır. Çünkü çok duyarlı, halkı ve ülkesi için her şeyini feda edebilecek değerli bir militandı. Bu değerli arkadaşın ailesine ve tüm Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum. Bir bütün olarak bu uğurda yaşamını yitiren insanlar bizim insanlarımızdırlar, bizim değerlerimizdirler. Önemli olan bu tür hatalara, yanlışlıklara yer vermemektir.

CİDDİ BİR YETERSİZLİK YAŞANDIĞI AÇIKTIR

Bu konuda HPG’nin başlattığı soruşturmayı kesinlikle hukukuna uygun olarak sonuçlandırmak gerekmektedir. Bu yanlış neden yapılmıştır? Tabii ki hedefler bizim insanlarımız değildir. Farklı bir şey hedeflenmiş deniliyor ama burada dikkat, titizlik ve hassasiyet olması gerekiyordu. Bu konuda ciddi bir yetersizliğin yaşandığı açıktır. Bu tür yetersizlikleri gidermek, üzerinde ciddiyetle durmak, sorumlularından da hesap sormak gerekmektedir. Biz bu konuda açığız. Biz bu halk için mücadele yürüten bir hareketiz. Bu halkın kadınlarının, kızlarının, gençlerinin, analarının, babalarının özgür bir ülkede yaşaması için yaşamımızı ortaya koymuş bulunmaktayız. Onun için gidip de kendi insanlarımızı hedeflemeyiz. Acı çeken ailelerimiz bunu iyi bilmelidir. Yine biz, insanımız olsun olmasın, sivil insanları hedeflemeyiz. Türkiye topraklarında yaşayan herkes bizim insanımızdır. Çünkü biz onları da kazanmak istiyoruz. Onları haklı davamızın destekçisi haline getirmek istiyoruz.

BAŞBAKAN FIRSATÇI

Bu nedenle PKK ve KCK olarak bizim herhangi bir biçimde sivilleri hedeflememiz söz konusu olamaz. Ama böyle yekuncu yaklaşarak, herkesi bir kefeye koyup, aynı görüp, saldırıya geçmenin de bir anlamı yoktur. Bu konuda daha dürüst bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Özellikle Başbakan’ın yaşanmış bu vahim olay ve kazadan yararlanarak hareketimizi karalamaya çaba göstermesi çok çirkince bir tutumdur. Kürdistan halkı ve değerli ailelerimiz bu fırsatçı anlayış sahiplerine prim vermeyecektir. Yine Amed’de gaz zehirlemesi sonucu şehit düşmüş beş arkadaşımız hakkında da yalan konuşmak, bir Başbakan’a yakışmayan bir durumdur.

YANLIŞ DAVRANAN HAKKINDA GEREKEN YAPILACAKTIR

Sonuç olarak belirteceğim şudur: Biz sorunu ne kadar barışçıl yöntemlerle çözmek istedikse de bugün kendisini dayatan bir savaş gerçekliği vardır. Hareket olarak bu savaştan sivil insanların zarar görmemesi için elimizden gelen tüm hassasiyeti göstereceğimizi belirtmek istiyorum. Bir kez daha vurgulamak istiyorum; bu konuda yanlış davranan, gereken hassasiyeti gösteremeyen kim olursa olsun gereken ne ise, hakkındaki uygulama ne ise yapılacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bu olayda özellikle bir yönlendirmenin ve farklı durumların olup olmadığını açığa çıkarmak önemlidir. Nihayetinde Siirt’teki bu vahim olaydan dolayı tüm arkadaşlarımız üzüntü duymaktadır. Bu vesileyle tüm değerli-yurtsever Siirt halkına ve tekrardan değerli ailelere bir kez daha başsağlığı diliyorum.

KASETİ KİMİN SIZDIRDIĞINI TÜRK DEVLETİ SÖYLEMELİ

* Basına sızdırılan “Oslo görüşmeleri” bir hayli tartışma konusu oluyor. KCK olarak siz de açıklamanızda bunu doğruladınız. Peki, ne oldu da görüşmelerden sonra ortam gerginleşti? Görüşmeler çözüme yönelik değil miydi? Siz bu konuya ilişkin yorumları nasıl ele alıyorsunuz?

Basına sızdırılan ve Türkiye’de günlerdir tartışılan PKK ile devlet görüşmeleri doğrudur. Hareketimiz adına bir heyet ile Türk devleti ve hükümeti adına bir heyetin belli bir süreden beri görüşmeler yürütmesi söz konusu olmuştur. Bu görüşmelerin gizli tutulması gerekli ve önemliydi. Zaten bu tür görüşmeler yolun yarısındayken değil, yolun sonuna gelindiği vakit kamuoyuna açıklanır. Örneğin Filistin-İsrail’in Oslo’daki görüşmeleri, 1993’te belli bir aşamaya geldikten sonra taraflar kamuoyuna açıklamışlardır. Bu görüşmelerin de açıklanmaması gerekirdi. Biz, PKK tarafı olarak buna harfiyen uyduk. Bizim tarafımızdan asla herhangi bir yansıtma durumu söz konusu olmamıştır. Biz, yapımıza ve kamuoyuna farklı bir üslupla bir takım izahatlar yapıyorduk ama bu biçimde, hem de sesli olarak yansıtılmış olmasıyla hiçbir alakamız yoktur. Kimin sızdırmış olabileceği hususu ise karşı tarafın yani Türk devletinin cevaplaması gereken bir husustur. Zaten kendileri de bir araştırmayı başlattıklarını basına yansıttılar. Bu konuda çeşitli yorumlar yapılıyor. Kaynağını bir takım iç çelişkilerden alabileceği gibi, bir dış gücün de yansıtmış olması muhtemeldir.

KASETİ SIZDIRANLAR GERGİNLİK İSTİYOR

Belli ki bunu yansıtanlar sürecin bozulması, savaşın da daha fazla derinleşmesi, ortamın gerginleşmesini istemektedirler. Her ne kadar hedefleri AKP hükümeti gibi gözükse de özünde bu sürecin gerginleşmesini de arzuladıkları anlaşılmaktadır. Türk devletiyle hem İmralı’da Önderliğimizin yürüttüğü görüşmeler hem de dışarıda hareketimizin geliştirdiği görüşmeler aslında çözüm sürecinin belli bir aşamaya gelmiş olduğunu da ortaya koymaktadır. En azından devletin doğrudan hareketin Önderliğini ve yönetimini muhatap alması ve bu temelde sorunun tartışılmış olması elbette ki belli bir düzeyi ifade etmektedir. O zaman neden sonuçsuz kaldı ve neden gerginlik-çatışma düzeyi bu kadar yükseldi, sorusu haklı olarak gündeme gelmektedir.

BİR TARFTA ATEŞKES VAR, DİĞER TARAFTA OPERASYONLAR

Kürt sorunu, Türkiye’nin çok temel ve ciddi bir sorunudur. Bu sorunun çözümü için her şeyden önce siyasal bir iradenin ortaya çıkması gerekmektedir. Siyasal iradenin ortaya çıkması da öncelikle bir zihniyetin oluşmasını gerekli kılmaktadır. Biz hükümette çözüm zihniyetinin oluşmadığını, dolayısıyla çözüme dönük siyasi bir iradenin de açığa çıkmadığını gördük. Yani sorun tartışıldı, tartışıldı; en son gelip Başbakan’a dayandı ama Başbakan’ın da tutumu çok ilginçtir. Başbakanın siyasi tarihine bakıldığında iktidarda güçlendikçe, kendi gücünün farkına vardıkça daha fazla milliyetçileşme ve kendini daha fazla çözüme kapatma seyrinin geliştiği görülmektedir. Başbakan, 15 Haziran’da protokollere dönük olumlu bir cevap verebilirdi. Kaldı ki, bizlerin de bazı ek önerilerle kabul ettiği çözüm protokolleri, çözüm açısından çok makul çerçeveyi içermekteydi. Hem Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alan, hem de Kürt sorununun çözümünü kalıcı bir biçimde esas alan bir perspektife sahipti. En azından Başbakan’dan yana bir biçimde olumlu bir sinyal gelişebilirdi. Fakat böyle bir şey olmadı: Cevapsız bırakıldı ve boşlukta kaldı.

Bu konuyla ilgili diğer bir husus ise, meseleyi tersine çevirerek tartışan Türk basınının tutumudur. “Bir taraftan görüşmeler oluyormuş, diğer taraftan da PKK eylemleri oluyor, bu neyin nesidir!” diyorlar. Oysa durum tam tersidir. Sorun şudur: Bir taraftan ateşkes yapmışız, görüşmeler var. Öbür taraftan operasyonlar durmamıştır. Yani durum Türk basınının tartıştığının tam tersidir. Zaten sonuç almamasının nedeni de budur. Görüşme var, çözüm tartışılıyor ve biz ateşkes pozisyonundayız ama operasyonlar da durmadı. Siyasal çözüm sürecini başlatmışsın ama siyasal temsilcilerin hepsini de içeri atıyorsun. Bu nedir, bu bir çelişki değil midir? Bu süreci bozan en temel şey Kürt siyasetçilerinin KCK operasyonları adı altında içeri atılması ve bu operasyonların durdurulmamasıdır. Görüşmeci heyetin kendisi KCK adı altındaki operasyonlara karşı olduğunu hep söylemiştir ama durdurulmasına dönük hiçbir pratik adım görülmedi. Tersine gittikçe arttırıldı. Askeri operasyonlar da hakeza öyledir.

GÖRÜŞMELERİN SONUÇ ALMAMASININ NEDENİ ASKERİ VE POLİSİYE OPERASYONLAR

* Ancak basında çatışmaları PKK’nin yeniden başlattığı ve görüşmelerin tıkanmasına da bu tutumun neden olduğu belirtiliyor?

Şimdi Türk basını “PKK çatışıyor, PKK çatışmak istedi” diyor ama gerçekçi yaklaşılmıyor, empati yapılmıyor. Mart ayından Haziran ayına kadar güçlerimiz eylemsizlik pozisyonunda olmasına rağmen, yapılan operasyonlar sonucu 56 arkadaşımız şehit düşmüştür. Amanos’ta, Dersim’de, Şırnak’ta bu kadar olay yaşandı. O zaman soruyorum: Neden siz o zaman, “ateşkes var, bu operasyonlar neyin nesidir” demediniz? Daha sonra Silvan’da operasyonlar nedeniyle askerler de ölünce kıyameti kopardınız. Kürtler de candır, sizinki cansa bizimki de candır.

Bu görüşme süreçlerinin sonuç almamasının temel nedeni, Türk ordusu ve polisinin durmayan operasyonlarıdır. Hem askeri operasyonlarda kayıplarımız yaşandı, hem de KCK operasyonları adı altında Kürt siyasetine karşı bir kırım politikası ısrarla sürdürüldü. Aynı zamanda Önderliğimizin İmralı’daki konumunda hiçbir değişiklik yapılmadı. Eğer ortada bir isyan varsa ve sen o isyanı bastıramayıp diyalogla çözmek istiyorsan, öncelikle bu isyanın önderliğine görüşmek için özgür koşullar yaratacaksın. Güney Afrika’da da öyle olmadı mı? Mandela ilk önce özgür koşullara kavuşturuldu, dışarıyla ilişki imkanları yaratıldı, daha sonra görüşmeler başladı. Bizimki öyle değil, zaten görüşmeler İmralı’da başladı ama koşulların iyileşmesi lazımdır. Ancak bunda bir değişiklik olmadı. Sonuçta protokoller de cevapsız bir şekilde orta yerde bırakıldı. Dolayısıyla konuşulanların hiçbirisi pratikleştirilmedi ve görüşme süreci tıkanmış oldu. Çok açık ki, süreci tıkatan biz değiliz. Biz, Kürt sorununun barışçıl-demokratik yöntemlerle çözülmesinde sonuna kadar samimiyiz. Ne kadar savaş olursa olsun, sonuçta bir gün gelinecek, bu sorun masada çözülecektir. Bunu bilmeyen yoktur. Biz de bunu iyi biliyoruz. Bu açıdan biz, daha fazla kan dökülmeden erkenden görüşmeler yoluyla sorunun çözülmesine sonuna kadar açık olduk. Ama bir yandan görüşmelere oturup, diğer yandan hiçbir pratik adım atılmadığı gibi, operasyonlar sonucu her gün kayıplar yaşandı, halka dönük baskılar gittikçe arttırıldı, sokaklar neredeyse işkencehaneye dönüştürüldü, binlerce yasal siyaset yürüten insan suçsuz yere cezaevine atıldı. Bir ekip görüşmeye geliyor ama öbür taraftan polis tutuklamaya, asker de öldürmeye geliyor. İşte sonuçsuz kalmasının nedeni budur.

AKP’NİN ÇÖZÜM PROJESİ NEDİR, BİLEN VAR MI?

“AKP hükümeti bazı iyileştirici adımlar attı, Kürtçe üzerindeki yasaklar kalktı, TRT-6 kuruldu, vb.” deniliyor. Ancak bu, pek de öyle değildir. Kürtçe üzerindeki yasaklar daha 2002 yılında kaldırıldı. TRT-6 kanalı ise seçim hesabıyla açılan bir kanaldır. Gelişmeler gösterdi ki, hükümet tarafından hiçbir pratik adımın atılmamasının asıl nedeni, hükümetin şiddet yöntemiyle sorunu çözme eğiliminden vazgeçmemesidir. Bu konuda şiddetten tümüyle vazgeçme karar ve iradesi oluşmamıştır. Bir taraftan bizimle görüşmeler sürdürülürken, öbür taraftan da İran, Irak ve yine daha değişik bölgesel ve uluslararası güçlerle de görüşmeler yapılarak Sri Lanka benzeri bir katliam için kapsamlı bir konsept hazırlığı yürütmüşlerdir. Bu bir yorum değil, bir gerçektir. Bu güçlerle görüşmelerin daha kış aylarında yapıldığını çok iyi biliyoruz. Çünkü bunlar belgelenmiş hususlardır. Açık ki AKP devleti hareketimizi tasfiye eğiliminden vazgeçmedi. Sorunu tamamen barışçıl yollarla çözme kararını vermedi. Örneğin; AKP çözecekti diyeceklere soruyorum: AKP’nin çözüm projesi nedir, nerededir ve kim biliyor. Bu projenin içeriği nedir, bilen var mıdır? Hayır. Neden? Çünkü böyle bir proje yoktur. AKP’nin projesi bazı Kürtleri kendine bağlayıp, onları kendi gerçeğine ihanet ettirerek devlet olanaklarından yararlandırmak, bazılarını sırtından sıvazlayarak “siz Kürt kardeşlerimsiniz, istediğiniz kadar türkü söyleyip Kürtçe konuşabilir veya kuracağınız özel okullarda Kürtçe öğrenebilirsiniz” tarzında bir projedir. Yani Kürtleri bir irade olarak tanımak, anadil ve benzeri temel hakları tanıma gibi bir zihniyeti AKP taşımamaktadır. Bunun için hep bizi marjinalleştirerek teslim almayı hedeflemişlerdir. Bu nedenle bir yandan görüşme, diğer yandan da yönelme, güçten düşürme projeleri sürekli gündemde tutulmuştur. Çünkü bizi güçsüzleştirerek geri adım attırma ve zoraki bir biçimde kendi çözümüne razı etme hedefi vardır. Kendi çözümü de çözüm değil, Osmanlı dönemindeki gibi tebaası haline getirme çözümüdür. Bizim geri adım atmayacağımızı görünce bu sefer askeri yöntemlere ağırlık vermiştir.

AKP BELLİ DÜZEYDE DURUŞU OLAN KÜRTLERİ LİSTE DIŞI BIRAKTI

Mesela 12 Haziran seçimlerine hazırlık çerçevesi de bunu göstermektedir. AKP içerisinde belli bir siyasi kimliğe sahip ve belli düzeyde bir kişilikli duruşu olan birçok milletvekili liste dışı bırakıldı. Bunların başında Mehmet Mir Dengir Fırat, İhsan Aslan, Abdurrahman Kurt gibi isimler gelmektedir. Bunlar neden liste dışı bırakıldı? Erdoğan’ın Kürt sorununu nihayetinde savaşla çözme kararı olduğu için liste dışı bırakıldılar. Çünkü bunlar AKP içerisinde farklı sesler çıkarabilirlerdi. Dolayısıyla AKP içerisinde Kürt milletvekilleri arasında bir gruplaşma tehlikesi doğabilirdi. Böyle bir tehlikeyi bertaraf etmek için muhtemel çıkışı yapabilecek kişiler liste dışı bırakılmışlardır. Bu da gösteriyor ki AKP hükümeti çok önceden kendini savaşa hazırlamıştır. Koskoca bir devletin Silvan’da olan tek bir olayla kırılma yaşaması ve direksiyonu ters çevirmesi mümkün müdür? Yine Erdoğan’ın seçim öncesinde yaptığı ve sonrasında da devam ettiği konuşmaları var. Neden bu tür konuşmalar yapılmıştır? Çünkü dayandıkları şiddet eksenli bir kararlaşma vardır. Önderliğimizle ve hareketimizle yürüttüğü görüşmelerle istediğini yapamayacağını görünce, sözüm ona bizi darbeleyerek, marjinalleştirerek, kendi çözümlerini dayatmaya yöneldiler. Bunu da şiddetle yapmayı karar altına aldılar. Gerçek budur. Eğer böyle olmasaydı en son Önderliğimizin “Başbakan sorunu çözümü barışçıl yöntemlerle çözeceğine dair teminat versin ve önümü açsın, sorunu 1 haftada çözerim” biçimindeki çağrısına olumlu cevap verirsi. Dikkat edin bu kadar net ve açık bir çağrıya Başbakan’dan ve AKP çevresinden hiçbir yanıt verilmemiştir. Gerçek bu iken çeşitli çevreler, özellikle de yandaş medyanın o büyük gücünü de kullanarak yoğun bir propagandayla, kamuoyuna dezenformasyon enjekte ederek sanki şiddete yönelen ve şiddette karar kılan bizmişiz gibi bir hava yarattılar ama gerçek böyle değildir, savaşı başlatan biz değil AKP devletidir.

Başbakanın, “bundan sonra biz farklı uygulama ve stratejilerle üzerine gideceğiz, görecekler, bundan sonra iyi niyetle yaklaşmayacağız” sözleri bir savaş ilanıydı. Ondan sonra operasyonlar yoğunlaştığı gibi İran devletinin de Kandil’e dönük saldırısı başladı. Kürt Halk Önderi de bunun üzerine “kimse beni taşeron olarak kullanamaz, ben bu oyuna gelmem, aradan çekiliyorum” dedi. Neden? Çünkü hükümet barışçıl çalışma yürütmenin koşullarını ortadan kaldırdı. Yaratılan parlamento krizi, başlatılan saldırılar ve Başbakan’ın açıkça savaş ilanı böyle bir adımı zorunlu hale getirdi.

BARIŞ İÇİN BİZDEN İSTENEN FEDAKARLIĞI YAPTIK AMA…

* Bu görüşme sürecinde genel olarak hareketinizin yaklaşımı nasıldı?

Baştan beri Önderlik ve hareket olarak duruşumuz bütünlüklü oldu. Barışçıl-demokratik çözüme ciddi yaklaştık. Ama karşımızda samimi, gerçek bir çözüm iradesini görmedik. Baskıyla Devletin bütün yetki gücünü kullanarak kendi çözümünü dayatma ve katliam politikasına karşı kendimizi savunmak zorundayız. Biz bir halkız, bir halkın özgürlük hareketiyiz. Bu hareket öyle kolay oluşmadı; büyük emek, çaba ve destansı direnişlerle oluştu. Öyle kendisini kolay kolay kurbanlık koyun gibi orta yere atacak değildir. Kimse, Kürt halkının on yılların birikimi olarak kazanmış olduğu mevzileri bırakıp, kaçacağını ya da zorluklar karşısında geri adım atacağını beklememelidir. Onların devlet gücü varsa bizim de örgütlü gerilla ordumuz ve direnen bir halkımız vardır. Hiçbir sömürgeci zulüm biçimi halkımızın kazanmış olduğu düzeyi geriletemez. Bu nedenle biz saldırılar karşısında en etkili bir biçimde savunma savaşı ve direnişi yükselterek yenilmez olduğumuzu bir kez daha herkese göstermek zorundayız. Gelinen noktada başka bir yol bırakılmamıştır. Halkımız ve tüm güçlerimiz direnerek kendi sistemini kurmayı ve bu temelde başarıyı hedefleyeceklerdir.

Bana göre eğer dürüst ve samimi yaklaşılmış olunsaydı sorun bu düzeye ulaşmayabilir ve kalıcı bir barışa dönüşerek, çözüm gelişebilirdi. Ama bunun için öncelikle çözüm zihniyetine ihtiyaç vardır. Bu çözüm zihniyetinin oluşması çok önemlidir. Hatta bir ara Önderliğimiz “görüşmeler içerisinde çözüm zihniyetini oluşturmaya dönük çaba gösteriyoruz” diye bize mektup yazdı. Hep bir umut yarattı. Önderlik sürekli bir biçimde mektuplarıyla bizlerde de umut geliştirmeye çalıştı. Görüşmeler zaten paralel gelişiyordu ama nihayetinde çözüm için somut pratik bir adım ortaya çıkmadı. Biz kendi cephemizden gerekenleri yapmış olduğumuza inanıyor ve bunu iddia ediyoruz.

Bizden Barış Grubu istendi, biz de gönderdik. Sonra “niye kitlesel karşılama oldu” dediler. Halbuki Kürt halkı ilk kez böyle bir olayla karşılaşıyordu. Bu halk o zamana kadar sürekli gerilla cenazelerini karşılamıştı. Bu kez gerillaların canlı geldiğini duyunca kitlede büyük bir sevinç oluştu ve bu sevinçle halkımız yüz binlerle Barış Grubu’nu karşıladı. Bunun neresi kötüdür. Fakat bunun üzerine Erdoğan, “sil baştan yaparız” dedi ve halen bu sürece “Habur Yol Kazasıdır” demektedirler. Kısaca biz barışçıl çözüm için Kürt halkının onurlu ve iradeli duruşunu temsil etme temelinde bizden istenen fedakarlığı yaptık ama aynı şeyi karşı taraftan bulamadık.

GÖRÜŞMENİN DETAYLARINI AÇIKLAMAYACAĞIZ

* Erdoğan’ın görüşmeleri hükümet olarak sahiplenmeyerek, devletin görüştüğünü söyledi. Erdoğan’ın bu yaklaşımını nasıl görüyorsunuz?

Erdoğan’ın görüşmeleri halen inkar etmesi, “biz görüşmedik, devlet görüştü” demesi pek anlamlı değildir. Aslında mademki basına sızdırıldı ve toplumda da herhangi bir tepki görmedi, görüşmeyi Devlet mi yaptı, hükümet mi yaptı tartışması yerine gerçekleri halka anlatmak daha doğru olurdu. Biz bu görüşme süreciyle ilgili daha fazla bir şey anlatmayacağız. Konuya ciddi ve ilkeli yaklaşıyoruz. Bizim açıklamamız bu çerçeveyle sınırlı olacaktır. Bu görüşme sürecinin detaylarını daha fazla açıklamayacağız. Ama Türk devlet tarafının daha fazla açıklama yapması gerekirdi. Bunu yapıp yapmamaları kendilerinin sorunudur ama kaçak savaşmanın bir anlamı yoktur. Bu konuyla ilgili, PKK olarak şimdilik bu belirttiğimiz çerçeveyle sınırlı kalacağız.

MİLYONLAR TERÖRİST OLABİLİR Mİ?

Eğer Kürt sorunu Türkiye’nin temel bir sorunuysa ve bu sorunun tarafları varsa, nihayetinde diyalog ve tartışmayla bu sorunun çözülmesi gerektiğini herkes biliyor. Bundan kaçınmanın bir anlamı yoktur. Zaten toplumda herhangi bir tepki gelişmemesinin nedeni de budur. “Terör” deniliyor. Terörü bir tarafa bırak; bizim arkamızda milyonlar var mı yok mu? Sen ona bak. Milyonların desteğini alan bir hareketin terör hareketi olduğu nerede görülmüştür? Bu, Kürt halkının çağdaş isyan hareketidir. Eğer Kürtlerle sorununu çözmek istiyorsan tabii ki temsilcileriyle tartışacaksın, oturacaksın, kabul edeceksin. Çözüm böyle olabilir. Başbakan’ın kendisi Suriye devletini eleştirirken, bir şehir terörist olabilir mi diyordu. Peki, aynı şey Kürdistan için de geçerli değil midir? Milyonlar terörist olabilir mi? Öncelikli sorun başkası için barış, hak ve adaletten bahsederken, kendi ülkesinde bunları görmemesi sorunudur.

TÜRKİYE ABD’YE TAŞERONLUK YAPIYOR

* Geçtiğimiz günlerde Türk Başbakanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmenin ana maddesi PKK ile mücadele oldu. Bu konuda ortaklaşmayı devam ettirecekleri ve istihbari bilgilerden, silahlara kadar birçok konuda paylaşımın olacağı belirtiliyor. Bu görüşmenin sonuçlarını ve beraberinde yaşanacakları nasıl ele alıyorsunuz?

Aslında dikkat edilirse Başbakan Erdoğan’ın New York’taki programının ve yaptığı görüşmenin hemen hemen tümü hareketimize karşı çeşitli devletlerle işbirliğini geliştirmek amaçlı yapılmıştır. Ama bu konuda ABD’nin özel bir yerinin olduğu da açıktır. 5 Kasım 2007 tarihinde Erdoğan-George Bush görüşmesinde de hareketimize karşı ortak bir tavır geliştirilmişti. Hareketimiz düşman ilan edilmiş ve ondan sonra hareketimize karşı yüksek teknolojiye dayalı hava saldırıları geliştirilmiş, yine istihbarat olanakları arttırılmıştı. O saldırılar çeşitli aralıklarla halen sürmekte, istihbarat işbirliği de bulunmaktadır. Bugün onun bir benzerinin yenilendiği hatta daha ileri düzeyde bir ortaklaşmanın da yapıldığı belirtilmektedir. Özellikle Türkiye’nin İran’a karşı füze kalkanını kendi ülkesinde konuşlandırması, yine Suriye’ye ve değişik kimi ülkelere karşı daha aktif bir rol oynaması karşılığında, Amerika’nın da, Türkiye’nin Kürt halkına karşı kullanılmak üzere olan yeni silah taleplerine belli düzeyde olumlu yaklaştığı anlaşılmaktadır. Bu, her şeyden önce Türkiye için bir onursuzluktur. Taşeronluk yaparak, bunun karşılığında Kürt halkının katlinin iznini ve bunun araçlarını almaktadır. Onurlu hiçbir devlet kendi vatandaşı saydığı insanlara karşı gidip uluslararası güçlerle bu denli kendini peşkeş çekerek, ittifak yapmaz. Ama Türkiye Kürt halkına karşı Amerika ve tüm NATO ile her türlü kirli pazarlıklar çerçevesinde ittifak yapmaktadır. Bu onursuz durumu hiç utanmadan reva bir şeymiş gibi göstermeye de çalışmaktadırlar.

SORUNUN ÇÖZÜM YERİN NEW YORK DEĞİL AMED’DİR

Türk devleti taşeronluk rolüne soyunmuş bulunmaktadır ama hükümet kalemşörleri pişkin bir biçimde hareketimizi taşeronlukla suçlamaktadırlar. El insaf diyoruz, el insaf! Bu hareket, kendi öz gücüne dayalı olarak Kürdistan dağlarında kıt kanaat yaşayan ve halkının onuru için direnen bir harekettir. Bu harekete karşı yapılan kirli ittifakların çeşitli çevreler tarafından allandıra-ballandıra onurlu bir şeymiş gibi anlatılması ibret vericidir. Bu tür bir rezaleti normal görme belli-başlı kalemşörler için adeta bir marifet haline gelmiştir. Halbuki siz daha önce her türlü ittifakı gerçekleştirerek, onlarca kez yapmış olduğunuz sınır ötesi harekatlarda sonuç aldınız mı ki şimdi de alacaksınız? Daha fazla öldürme tekniği, daha fazla katletme izni sizi hiçbir yere götüremez. Sorunun çözümü New York’ta değil, Ankara ve Amed’tedir.

ABD TÜM KÜRTLERE DOSTÇA YAKLAŞMIYOR

Diğer yandan şunu da söylemek gerekiyor: ABD, Kürt sorununa doğru yaklaşmıyor. Çifte standartlı yaklaşıyor. ABD, Türk devletine Kürtleri öldürme tekniğini, silahını ve istihbaratını veriyor. Neden? Kendi ekonomik, siyasal çıkarları için. PKK hareketinin yürüttüğü mücadele bir El-Kaide mücadelesi değildir. PKK, Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı doğal haklarını elde etmek üzere mücadele yürüten bir harekettir. PKK, anadil hakkı için, kültürel haklar için mücadele yürütüyor; siyasal haklar için mücadele yürütüyor. Böylesi bir mücadeleye “terör” deyip, ardından da en yüksek teknolojiyle imha etmeyi öngören bir siyaseti desteklemek, insanlık gerçeğine yapılacak olan en büyük hakaretlerden birisidir. Maalesef ABD, Kürt halkına karşı şimdi bunu yapmaktadır. Ama diğer yandan da bazı parçalardaki Kürtleri de dost gibi görüyor. Aslında ABD, tüm Kürtlere dostça yaklaşmıyor. ABD’nin yaklaşımı stratejik değil, taktikseldir. Kürt sorunu da Filistin sorunu gibi bölgenin temel bir sorunudur ama ABD’nin bu sorunun çözümüne dönük bir politikası yoktur. Tersine, sorunu çıkarları uğruna kullanma siyaseti gütmektedir. Bu siyaset yanlış bir siyasettir. Amerika Türk devletine imha edici, yok edici teknolojiyi vereceğine Türk devletinden Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözümünü salık versin. Çok rahatlıkla Erdoğan’a, “sen Filistin için iddia ettiğin şeyleri Kürtler için de uygula” diyebilirdi. Çünkü Erdoğan orada çok büyük bir çifte standart pozisyonunda bulunuyor.

Nihayetinde bu tür ittifak ve saldırılarla bir halkın haklı, meşru taleplerinin önüne geçilemez. Bir halkın direniş hareketi bastırılamaz. Kürt halkı iki yüzyıldan bu yana özgürlük için mücadele yürüten bir halktır. Kuzey Kürdistan’da hareketimizin öncülüğünde son otuz yıldan bu yana mücadeleyi her türlü zorluğa karşı yükseltmeyi başarmış bir halktır. Bunun karşısında şiddete dayalı ittifakların sonuç alması mümkün değildir. Sonuç almanın tek yolu vardır, o da bu halkın doğal haklarının tanınmasıdır, barışçıl politikaların bu temelde uygulanmasıdır. Başka da sonuç alma yöntemi yoktur.

ERDOĞAN’IN ÇAĞRISINA YANIT

* Erdoğan’ın New York ziyaretinde hareketinize yönelik yaptığı çağrılara yanıtınız nedir?

Erdoğan’ın “PKK silah bırakana kadar operasyonlar devam eder” sözü, AKP hükümeti iktidarda olduğu sürece bu savaş devam edecektir anlamına gelmektedir. Daha önce de birçok başbakan buna benzer konuşmalar yapmışlardı. Onlar hepsi gittiler ama biz buradayız. Ergenekon denilen yapı bu iddiayla yıllarca bizimle savaştı ve katliamlar gerçekleştirdi. Hepsinin temel şiarı “PKK teslim olup silah bırakana kadar devam edeceğiz” biçimindeydi. Şimdi bu sözü tekrar etmek geçmişten hiç ders almamak anlamına gelmektedir. Mevcut durumda Erdoğan ve AKP, Ergenekoncuların zihniyetiyle birleşmiştir. “Teslim olsunlar daha sonra görüşürüz” diyorlar. Sana teslim olan kişiyle zaten neyi görüşeceksin? Bu olacak şey midir? Bazıları da “yok silah bırakmasınlar da hepsi Güney’e çekilsin, ondan sonra görüşme olur” diyor. Hayır, eğer siz samimiyseniz, karşı tarafı zayıflatıp, görüşmeye davet etmenizin bir anlamı yoktur. Bu mertlik değildir.

ŞU ANDA POZİSYONUMUZ GÜÇLÜDÜR

Bir de biz kendimizi zayıf pozisyona düşürecek durumda değiliz. Şu anda pozisyonumuz güçlüdür. Bu temelde biz Kürt sorununun Demokratik Özerklik perspektifiyle, barışçıl yöntemlerle çözümüne açığız. Bunu kabul etmiyorsanız istediğiniz kadar saldırın, bu güçlü pozisyonumuzu zayıflatamazsınız. Bu devlet bugüne kadar ne yapmadı ki? Her şeyi yaptı. Siz, “sivil insanları Ergenekon öldürdü; biz öldürmeyip, tutuklayacağız ve öylece yeni bir yöntem uygulayarak sonuç alacağız” diyorsunuz. Her ikisinin ne farkı var ki? Sömürgeci politikalar artık Kürdistan’da sonuç almaz. Bu halkın, öz yönetim hakkını, özgürlük hakkını tanıyacaksınız. Önderliğini özgürleştireceksiniz. Bu temelde Türkiye’nin gönüllü birliği gerçekleşir. Siz bu noktaya gelmeden hiçbir sorunu çözemezsiniz. Aksi takdirde bu savaş on yıllar da sürer, yüz yıllar da sürer, hiç kimse geri adım atmayacak ve onurlu Kürdistan halkı size teslim olmayacaktır.

ATEŞKES ÇAĞRILARINA YANIT

Öte yandan çatışmanın gelişmesini istemeyen dost sayılabilecek bazı çevreler de “PKK ateşkes yapsın” demektedirler. Şimdi bu kadar tehdit ve baskı ortamında, Önderliğimiz işkence altındayken, belediye başkanlarının bile tutuklandıkları bu koşullarda, devlet hergün saldırı ve suikast peşinde koşarken, hakkımızda imha kararı alınmışken, bizim tek taraflı olarak ateşkes yapmamız ne kadar doğrudur? Bir olgunun, bir sürecin gelişmesi için öncelikle onun koşullarının oluşması lazım. Bir de şimdiye kadar ki pratik gösterdi ki, tek taraflı çabalarla kalıcı bir süreç gelişmemektedir. Biz şimdiye kadar sekiz kez ateşkes yapmadık mı? Bunun beşi bizzat AKP döneminde değil miydi? Neden sonuçsuz kaldılar? Çünkü tek taraflı çabalarla sonuç alınamıyor. Biz sorunu barışçıl yollarla çözmekte ısrar ettik ama baktık ki AKP devleti bizi zayıflatarak, sorunu bizimle birlikte çözmeyi değil, kendi çözümünü bize dayatmak istiyor. Bunun için de Kürt halk iradesini tanımayıp, hareketimizi de tasfiye etmeyi önüne koymuş bulunuyor. Nitekim şimdi de yaptığı budur. Hem de şu anda AKP siyasetini, diplomasisini, ekonomisini Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesine göre yönlendirmekte ve örgütlemektedir. Bakınız; Erdoğan’ın dört-beş günlük BM’deki tüm çabası hareketimizi tasfiye etmek için ABD’den İran’a kadar herkese adeta yalvararak imha konseptini mutlaklaştırmak istemiştir. Dolayısıyla bu koşullarda barıştan yana olan tüm kesimlerin yapacağı şey, öncelikle AKP’nin bu katliamcı politikasına karşı çıkmak ve önüne geçmek olmalıdır.

YARIN:

*Öcalan’a tecrit, KCK operasyonları, neler oluyor?

*Botan’da tebdil ve tenkit operasyonu mu yürütülüyor?

*Kongre hareketine ilişkin değerlendirme

ANF / 26.09.11


YAZICIYA GONDER


Mayıs
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3